
|

SOHBET ODASI
AB, Türkiye’yi yavaş yavaş terbiye edecek
Prof. Kemal Kirişçi, AB’nin tüm üyelerini terbiye ettiğini belirterek şöyle konuşuyor: Yunanistan’ın savunma harcamalarını kısması bunun sonucu. Şimdi sıra Türkiye’de
Derya Sazak
ABD, Afganistan’a girince İsrail de fırsat bu fırsat deyip, Filistin temizliğine mi başladı? Bu Ariel Şaron’un elinde olan bir fırsatçılıktı bence. İsrail’de bazı çevreler de hakikaten terörizm tehdidiyle karşı karşıya idiler bu da kendisini intihar saldırılarıyla gösteriyor. Belki de Filistin yönetimi tahmin ettiğimizden çok daha fazla bu işe bulaşmış olabilir. 1982’de Lübnan’a girdiklerinde Beyrut’tan bir sürü doküman çıktı. Şaron tahmin ediyorum ki kendi kamuoyunu yönlendirdiği gibi Amerika’yı ve belki de dünyayı yönlendirebileceğini zannetti ama iş kontrolden çıktı.
Soykırım suçlaması olmadı
Başbakan, Filistin’e karşı ‘soykırım’ uygulandığını söyledi, tepkiler üzerine sözlerini düzeltme yoluna gitti; İsrail tankları Arafat’ın karargahını bombalarken, yapılan modernizasyon anlaşmasına ne diyorsunuz? Tank modernizasyonu konusunda Türk yetkililerinin kilitlenmesi Türkiye’nin zafiyetini gösteriyor. Buna karşılık soykırım suçlaması ağır kaçtı. İsrail’le ilişkilerin devamının Ortadoğu’da barışa ulaşılmasında çok önemli rolü var: Birbirinden uzaklaşan Türkiye ve İsrail’in bulunduğu bir Ortadoğu’da barışa kavuşmak daha zor olur. İsrail’in güvene ihtiyacı var. İsrail Türkiye’yi de kendi düşmanı olarak algılamaya başlarsa iyice köşeye sıkışmış olacak.
Batı Şeria boşaltılmalı
Filistin için ne öneriyorsunuz? İsrail’in 1967 sınırlarına geri çekilmesi güvene bağlı. Artık şu gerçek ortaya çıktı ki, Filistin’de İsrailli yerleşimcilerin de Batı Şeria’da kalabileceği bir çözümün oluşturulması imkansız. 100, 150 bin yerleşimcinin toplamda 8, 10 milyon insanın geleceğini elinde tutması doğru değil. İsrail Batı Şeria’yı boşaltmalı. Şaron ise Filistinlileri Batı Şeria’dan Ürdün’e sürmeye çalışıyor. Bu fikirlerin meşru bir taban bulma olasılığının zayıflığı karşısında askeri güç dayatılıyor.
Arafat ne olacak? Filistin’de demokratik gelenekler daha fazla ama Arafat gittiği takdirde kaos olasılığı yüksek.
Yunanistan’ın Almanya’dan yeni tank alımları yaptığı bildirildi. Türkiye ise ancak elindeki tankları onarabiliyor. Öte yandan savunma harcamalarında tasarrufa giden Yunanistan AB avantajını euro’ya geçerek pekiştirmeye çalışıyor. Türkiye ise bu kısıntıdan uzakta... Sizce Atina ne yapıyor? AB’de euro’ya katılabilmek için Yunanistan’ın kendi bütçesini dengelemesi gerekliydi. 1990’ların ortasından itibaren Yunanistan böyle çatışmaya dayalı bir politikadan, uzlaşmaya dayalı bir politikaya geçti. Bu biraz AB’nin içine aldığı ülkeleri ‘terbiye etmesi’nin sonucu.
Biz de AB’ye girersek ne olacak, çatışma riski azalmayacak mı? Avrupa entegrasyonunun başladığı noktaya bakarsak amaçlardan biri de tarih boyunca savaşmış ülkeleri barıştırmak. Fransa ile Almanya arasında başarıldı; bizde konuşulmuyor ama Macaristan ile Romanya, Almanya ile Polonya bunu sağladılar. Türkiye’yi dünyanın merkezine oturtuyoruz ve bütün dünyanın bizle ilgilenmesini istiyoruz ama biraz başkalarının sorunlarıyla ilgilensek AB’nin bu pozitif boyutunu yani barış üretici, istikrar üretici boyutunu fark edebiliriz. İstesek de istemesek de, kabullensek de kabullenmesek de AB bizi yavaş yavaş terbiye ediyor.
Sizin araştırmanızda Türkiye’nin AB üyeliğine destek yüzde 74 gibi yüksek oranda çıkıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Türkler AB’den yana
Türk halkı AB üyeliğinin refah düzeyini yükselteceğini düşünüyor. Öncelikli fayda ekonomik. Başka gerekçeler de var: AB, sorunların barışla çözümlenmesini istiyor, demokrasi ve çoğulculuğa çok önem veriyor. Halk Winston Churchill gibi düşünüyor. Diyor ki: ‘Demokrasi her sorunu çözemiyor, sorunlu bir rejim ama diğer rejimlerle karşılaştırıldığında en iyisi...’
AB bizi bölecek diyenler de var. 80 yıldır aynı söylemi işitmiş, genlerine işlemiş insanlarda bu tür kaygılar olması doğal ama çoğunluk pozitif bakıyor geleceğe.
Halka göre Amerika hem dost hem düşmanProf. Ali Çarkoğlu ile hazırladığınız ‘Türkiye Dış Politikası Araştırması’ hayli yankı uyandırdı. Araştırmada; Türkiye’nin en büyük düşmanı kimdir sorusuna yüzde 34 oranında Yunanistan yanıtı verilmiş, ikinci sırada yüzde 21 ile ABD yer alıyor. Dostluk kategorisinde ise ABD yüzde 27 ile, Türkiye’nin ‘dostu yoktur’ diyen yüzde 34’lük çoğunluğun hemen ardından geliyor. Bu bir çelişki değil mi? ABD’yi düşman olarak görenlerin profili ile dost olarak görenlerin profili son derece değişik. Aynı şeyi Yunanistan içinde söyleyebiliriz.
Kamuoyunda Yunanistan konusunda bir çekince var ama iki ülkenin Dışişleri bakanları Cem ve Papandreu bu hafta Arafat’la görüşmeye gidecekler. Cem ve Papandreu’nun Filistin’e gitmesi girişimi heyecan verici ve güven artırıcıdır. Halk da sorunların ‘hükümetler arası diplomasiyle’ çözülmesini tercih ediyor.
ABD politikası duvara çarptı 11 Eylül sonrası ABD’nin tek yönlü güç politikasının duvara çarptığını belirten Prof. Kirişçi, "Terörle mücadelenin basit bir iş olmadığını öğreniyorlar" diyor
ABD’ye ilişkin dostluk - düşmanlık değerlendirmesinde 11 Eylül’ün etkisini ölçebildiniz mi? Evet, New York’ta meydana gelen olayların İslamla bağdaştırılamayacağı yönünde güçlü bir kamuoyu vardı. Terörizme karşı bir mücadele olduğu gözlemine de birincisi kadar güçlü olmasa da destek çıkılıyordu. Ancak Türkiye’nin o müdahaleye dahil olmasına destek veren pek çıkmadı.
Halk askeri güce karşı
Kamuoyu askeri güç kullanımına karşı mı? Türk kamuoyunun birkaç tane çarpıcı özelliği var: ‘Türkiye’nin kendisinden başka dostu yoktur’ görüşü. Buna karşılık askeri güç kullanmaktan kaçınılması. Filistin’deki durum patlak verdiğinde yorumlarda şu öne çıkıyordu: Filistin’de bazı gruplar da terörizm kullanıyordu, masum insanlar ölüyorlardı ve bunu tasvip etmeyen bir kamuoyu sesini duyuruyordu. Türk kamuoyunun Filistinlilere karşı hassas bir tutumu var. Onlara kendisini daha yakın görebiliyor. İsrail’in yaptıklarına din perspektifinden ‘dinler arası savaş’ penceresinden bakan çevreler de var.
Bush yönetimi Arafat’ı eleştirmekle Şaron’a destek mi verdi? Amerika’nın özel bir konumu var. Bu konum da Washington’un Ortadoğu barışını sağlamaktaki etkinliğini azaltıyor. ABD’nin uluslararası ilişkilerdeki etkinliği geçmişe göre azalmış durumda.
Tek küresel güç ABD, kendi topraklarında uğradığı ağır saldırıdan sonra Afganistan’a harekat yaptı. Bu arada Filistin’in işgalini seyretti. Burada çifte standart yok mu? Bence çifte standart artık çok net bir şekil almaya başladı. ABD hükümeti 11 Eylül sonrasında terörle mücadeleye vermiş olduğu önem çerçevesinde Şaron’un yaptıklarını mazur görebiliyordu.
İsrail politikası da AB ile ABD arasındaki strateji farkını sergilemiyor mu? Yolları ayrıldı diyebiliriz ve o ayrılma neticesinde ABD Irak’a yönelik politikasını gözden geçirme ihtiyacı duydu. Belki henüz bir sonuca varmadı, araya da Filistin sorunu girdi.
Şimdi daha akılcılar
Başkan Bush, 11 Eylül’den sonra dünyayı sallamaz havadaydı... Amerika’nın tek yönlü güç politikası bir duvara çarpmış gibi görünüyor... ABD hükümeti daha akılcı davranmaya başlıyor. Terörle mücadelenin aslında o kadar da basit, siyah beyaz olmadığını İsrail’in davranışları neticesinde ABD hızla öğreniyor. Olayın sosyal, ekonomik boyutu var, ‘terörü bastıracağım derken bu sefer geleceğin teröristlerini yetiştirme’ durumunda kalıyorsunuz.
AB’nin alternatifi İran olamaz‘AB’nin alternatifi İran’ yaklaşımına ne diyorsunuz? Amaç söylendiği gibi AB’ye mesaj vermekse benim açımdan bu negatif yöntem. Bence Türkiye’nin Rusya, İran ve Arap dünyasındaki etkinliği AB üyeliğiyle daha da artacaktır.
Nasıl olacak? Bir defa AB Türkiye’yi de Yunanistan gibi terbiye edecek ve bunun neticesinde komşu ülkeler Türkiye’den daha az tehdit algılayacaklar. İkincisi Türkiye’nin refahı artacak, Türkiye’nin gelişen kaynaklarının bölgesindeki coğrafyaya da olumlu yansıması olacak. Üstelik AB’nin sınırı da Türkiye sayesinde Ortadoğu’ya, Avrasya’ya uzanacak.
SİYASET


SOHBET ODASI
Bayar’la birlikte rekabet kızışacak
Hedefte dört bakan
MHP faşist!
AB Ortaklık Konseyi belgesinde orta yol
Erbakan’ın özel korumalarına gözaltı
SAYFA BAŞI

|
|
|