17 Nisan 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Sanat: "11 Eylül’den sonra"

     MUSTAFA ARSLANTUNALI

     Eylül’den sonra sanat mümkün mü? 11 Eylül’den sonra şiir yazılabilir mi? Bu türden sorulara son zamanlarda sık rastlanır oldu. Nasıl sorular bunlar: Gerçekten bir cevap aranıyor mu? Hangi büyük kargaşa, tarihsel dönüm noktası, kitlesel vahşet ya da savaş, insanları şiir yazmaktan, resim yapmaktan alıkoyabilmiştir ki, yemekten, içmekten, sevmekten, sevişmekten, hayal kurmaktan alıkoyamadığı gibi.
     Yoksa sanat güncelliğe artık bu kadar yakından mı temas ediyor? Nasıl bir temas ki bu, sanatın ya da şiirin varlığını ve devamlılığını güncel olaylara göre tekrar tekrar ayarlamak, sorgulamak gerekiyor?
     Sanat da şiir de dünyanın geri kalanından etkilenmeyecek, dışa kapalı birer dünya değil. Ama bu dünyaların da kendi iç dinamikleri, ritmleri, işleyişleri var. 11 Eylül ile varlığının sorgulanması gerekiyorsa, şiir zaten çoktan (Auschwitz’den, Hiroşima’dan, Vietnam’dan, Filistin’den... sonra) kayıplara karışmış olmalıydı.
     Bu soruların özgün olmadığını, daha önce sorulmuş başka bir soruyu tekrarladığını da biliyoruz: Adorno değil miydi, Auschwitz’den sonra şiir yazmanın barbarlık olduğunu söyleyen, dolayısıyla şiirin artık mümkün olup olmadığını soran?
     Adorno’nunki şiirin sonunu ilan eden bir kehanet değildi: Tarihin gelmiş geçmiş en kapsamlı, en sistematik soykırımından sonra şiir yazmak nasıl bir şeydi? Şiir insan deneyimini içermek zorunda olduğuna göre, artık içeremeyeceği kadar sistematik vahşetle dolu bir deneyimle karşı karşıya gelince ne yapacaktı? Şiirin nesnesi olamayacak şeyler vardır. Onları dışarıda bırakmak zorunda kaldığında da şiir bu büyük suça ortaklık etmiş olmayacak mıdır?
     Adorno ortaya kışkırtıcı bir soru atarak bir açmazı göstermeye çalışmıştı. "İşkence gören birinin çığlık atma hakkı gibi" şiirin de bir hak olduğunu sonradan kabul etmeseydi de durum pek değişmezdi. Günter Grass’ın 1999 Nobel Edebiyat ödülü konuşmasında belirttiği gibi, savaş sonrası genç Alman yazarları için hem ağır bir baskı görünümüne bürünmüştü bu sözler hem de her zaman hatırda tutulacak ciddi bir uyarı.
     11 Eylül’ü Adorno’nun sorusuna bağlamaksa, ne ortaya yeni bir soru atmaktır ne de eski bir uyarıyı yeni bir bağlama taşımak. Bu, Adorno’nun söylediklerini bağlamından koparıp bir vecizeye dönüştürmek, basmakalıplaştırmak olur belki.
     Tamam. Bazı soruların sık sık sorulması gerekir. Kabul, yeni olup bitenler karşısında pek çok şeyin yeniden düşünülmesi de gerekir. Ama düşünmek dediğimiz şey her zaman serinkanlılık ister. Güncelliğin serinkanlılığa çok vakit bırakmadığını biliyoruz; 11 Eylül saldırısının afallatıcı etkisi henüz geçmemişken burada, Avrupa’da, dünyanın dört bir köşesinde Auschwitz benzetmesine aceleyle başvurulmasını belki de çok ciddiye almamak gerekir. Ciddiye alınacak şey, bu afallamış ve bol referanslı heyecanın bir fikir yürütme biçimi haline gelmesidir. Her şeyin birbirine karışması...
     İki nesne, iki olay, iki kişi arasında bir benzerlik kurmak, bu benzerliği daha önceden yazılıp çizilenlere dayandırmak bir adımdır elbette. Bellek, analojilerle işler. Ama sadece bir adım ötesi bu benzerliğin nerede bittiğini, farklılığın ne olduğunu anlamaya çalışmak, sınırları yoklamaktır. Auschwitz ile 11 Eylül, biliyoruz ki birbirlerinden çok farklı şeyler. (Biliyor muyuz?)
     Korkunç yangının nezih ve korunaklı bir muhite de ansızın sıçrayıvermesi herkesi afallatmış olabilir. Ama unutmayalım, bu dünya, 11 Eylül’den önce de bir yangın yeriydi.
     



 KÜLTÜR & SANAT


Resim ölmedi yaşıyor
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Erkeklerden politika, kadınlardan gerilim
Bebelere klasik müzik
Tarık Ali’nin işi zor!
Matematikçinin trajik serüveni
İstemek yetmiyor
Sonsuz aşkın uğruna
Bir tarih platformu...
"Bu kitapta herkes kukla"
Yurttaş anıtlar
Işıklı yolda yürüyecek
Büyümüş de anne olacakmış!
Tasarım takıya ruh verir
Yasak ve acı elma
Mavi kutudan çıkanlar
Sly yine polis!
"Psikopatlığın çoğu zarar azı yarar"
Toprak ve cam
Bıçak sırtı kahkaha
Kısa filmlere koşun!
Ünlü fotoröportajlar
Tarih zevkimiz
Maalouf’un uzaktan aşkı
"Aşk İksiri"nin lezzeti
Doğu’ya Batılı bakış
Konsantre Rousseau alır mıydınız?
Haftanın albümleri
Sanat: "11 Eylül’den sonra"
İsrail ve Filistin’de kültür sanat...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet