
|


Beyoğlu'nun sinema ile artan büyüsü
Bir yandan kızım, bir yandan da ben bir süredir harıl harıl ev arıyorduk. 2 haftalığına ara verdik.
Cumartesiden beri Beyoğlu'ndayız. İstanbul Film Festivali'nin tadını çıkartıyoruz. Sabah 10.30'dan gece 24.00'e kadar 5 kıtadan 183 film emrimize amade. Ben birkaç yıldır Film Festivali süresince ancak işimle ilgili en zaruri toplantılara katılmayı kabul ediyorum. Yurtiçi - yurtdışı her türlü iş gezisini reddediyorum ve yazımı yazdığım gibi soluğu Beyoğlu'nda alıyorum.
Hafta sonu Beyoğlu'nda iğne atsanız yere düşmüyordu. Hatta bazı kafelerde (örneğin Ara Cafe) akşam saatlerinde kahve bittiği için müşterilere satış yapılamamış.
Pazartesi gecesi saat 23.00 civarında son seanstan çıkıp Taksim'e doğru yürüyorduk ki, pırıl pırıl yepyeni bir kitapçı daha açılmış. Girip katlarını dolaştık. İngilizce sanat kitapları açısından da zengin. Vakko'nun sırasında ve çok yakınında. Adı Literatür. 4 katlı. Rahat - ferah. Yılların Karaca'sının yerine. Kitapçılar Beyoğlu'na çok yakışıyor. Sergi salonları da...
Vakko'nun kurucusu Vitali Hakko'ya İstanbullu olarak ne kadar teşekkür etsek az. Beyoğlu'nun İstanbul'a yeniden kazandırılmasına önayak olup yıllarca yırtındı. Tabii Beyoğlu Güzelleştirme Derneği'nde emek verenlere de...
Dünyada İstanbul gibi nüfusu 10 milyonu aşkın, 2 kıtayı birleştiren bir başka metropol yok. Ama Avrupa'nın kasaba büyüklüğündeki en sıradan kentlerinde bile Beyoğlu'na benzer kent merkezleri var.
Sinema günleri, Beyoğlu'nun hayatiyetine ayrı bir büyü katıyor. Bana sorarsanız Beyoğlu esnafının da kırmızı, beyaz ya da siyah lalelerden satın alarak İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın ilelebed yaşamasına katkıda bulunması lazım. Festival, Beyoğlu'ndan elini ayağını çekmiş İstanbullulardan her yıl bir bölümünü daha Beyoğlu ile barıştırıp ayağını alıştırıyor.
Aşkın Gıdası, şu ana kadar izlediğim filmler arasında açık ara en beğendiğim. Ancak Katalan yönetmen Ventura Pons'a nicedir tutkun bir sinemasever olarak yanlı davranıyor da olabilirim. Ardından Betty Fisher ile Martin İçin Bir Şarkı'yı sayabilirim.
Suudilerin ihracatı: Petrolden sonra ceset! Değil Suudi Arabistan'ın, Ortadoğu'daki petrolcü ülkelerden herhangi birinin petrolden başka neler ihraç ediyorlar diye sorulacak olsa, herhalde kimsenin aklına "ceset" demek gelmez.
The Wall Street Journal'ın haberine göre Müslüman olmayanların Suudi Arabistan'da çalışmak kaydıyla yaşamalarına izin var, ancak öldükten sonra gömülmeleri yasak!
Ülkedeki 5.4 milyonluk yabancı işgücünün yaklaşık dörtte biri gayrımüslim (Hindu, Budist, Hıristiyan vs.). Ve tahmin edebileceğiniz gibi çoğunluğu da genç oldukları için ecelleriyle ölmeleri zayıf olasılık. Zaten ya trafik kazasında ya iş kazasında ya da cinayete kurban gitmek suretiyle ölüyorlarmış. Küçük bir kargo şirketinin sahibi, The Wall Street Journal'a sadece kendi şirketinin yalnız Cidde'den yılda 100 ceset ihraç ettiğini söylemiş. Mekke, Medine ve Suudi Arabistan'ın diğer kentlerini ve küçüklü - büyüklü çok sayıdaki diğer kargo şirketlerini hesaba katarsanız, rakam bayağı kabaracaktır.
Cesetleri yurtdışına gönderme bedeli 3300 euro. Bu paranın ölünün yakınlarından tahsilinin zor olabileceği düşünüldüğünden olsa gerek, yasalar gereği bu bedeli Suudi Arabistanlı vergi mükellefleri karşılıyor.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|