18 Nisan 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Mavinin altındakini bile bile kırmızıyı seçmek

     Gazetelerde günlük köşe yazarlığı, sanırım bizim ülkemize özgü bir şey. İngiliz, Amerikan, Fransız gazetelerinde benzerini gördüğümü hatırlamıyorum. Yazarlar, kendi uzmanlık dallarına giren konular üstüne, gerektiği zaman ya da belirli aralıklarla yazıyorlar. "Olaylar ve İnsanlar", "Şeytanın Gör Dediği" gibi köşe başlıkları da yok.
     Her gün yazmak elbette çileli iş. Belirli bir konuda uzmansanız, okur sizden o konuda yazı bekler. Alanınızda "aktüel" açıdan bir hareket yoksa, yazacak bir şeyler bulmakta zorlanırsınız. "İster istemez" başka konulara el atarsınız.
     
     Bizim köşe yazarlarımız yıllarca bu çizgiyi sürdürdü. Hüseyin Cahit’i, Ahmet Emin’i, Sedat Simavi’yi, Falih Rıfkı’yı, Bedii Faik’i, Peyami Safa’yı hatırlıyorum. Burhan Felek’le Ulunay’ı aynı çizgide düşünemem. Onlar zaten her konuda kalem oynatırlardı. Ne yazarlarsa yazsınlar, okur yadırgamazdı. Ama, sözgelimi Ahmet Emin’in politika dışında bir yazı yazması düşünülemezdi. Aslına bakarsanız, bu yazarların kendi "uzmanlıkları" dışına çıkarak, besbelli "günü kurtarmak" için yazdıkları pek de önemsenmezdi.
     Önemsense bile yadırganırdı. Sözgelimi, Abdi İpekçi’nin "My Fair Lady" için yazması, çok okuru şaşkınlığa düşürmüştü. Bir gazetenin başyazısında ele alınacak konu muydu bu!
     Yakın geçmişten Çetin Altan’ı hatırlıyorum. Kibrit kutularının üstünde Marx silüeti arandığı, tabloların 38 derece yana yatırılıp bir yerlerinde orak figürünün keşfedildiği yıllarda, okurlarını politika yazılarıyla sürüklendiriyor, bir yandan da başka ilgi alanlarının varlığına dikkati çekiyordu. Sanat, kültür, eğlence, günlük yaşam üstüne yazdıkları önce (geleneklere uyularak) yadırgandı; ama kısa süre sonra okunmaya, değerlendirilmeye başlandı. Çünkü yüzeysel değildi Çetin Altan, konularını önce kendisi özümsemişti.
     ***
     Tanıdığım kimi aydınlar yalnız kendi dallarıyla, seçtikleri konularla ilgileniyorlar. "Komşu alanlar"ı bile merak etmiyorlar. Sözgelimi, bir şair dostum için sadece şiir var. Öykü bile okumuyor. Bunu da olması gereken bir şey olarak nitelendiriyor. "Dağılmakötan korkuyor.
     Ben ise herkesin, özellikle aydınların, değişik alanlara ilgi duymalarından yanayım. Bunun onları zenginleştireceğine, uzman oldukları dallarda kendilerine daha bir sağlamlık, daha bir ustalık kazandıracağına inanıyorum.
     Mehmet Y. Yılmaz bu tür bir aydın. Yılların gazetecisi, yayın yönetmeni. Hugo Pratt’ın çizgi-romanı Corto Maltese’yi okuyor, Dean Martin’in şarkılarını dinlemekten keyif alıyor, James Cook’la yolculuklara çıkıyor, Barthes, St. Augustine ve elbette Gasset üstüne düşünüyor. Bunları yaşamının içine yerleştiriyor. Daha doğrusu, yaşamını öyle kurmuş ki, bunlar kendiliklerinden gelip o yaşamın içinde yer alıyorlar. Sözgelimi, İkiz Kuleler saldırısı üstüne bir yazısını okurken, Hesse’yi bilen bir aydının kendi özgün görüşlerini öğreniyoruz.
     Bu renklilik, bu birikim, gazetecilik alanındaki başarısını yaratıyor.
     "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı" (İnkılap Yayınları), her şeyden önce Yılmaz’ın bu özelliğinin göstergesi. Aşktan, kadın-erkek ilişkilerinden gezilere, gündelik yaşamımıza kadar açılan geniş bir yelpazeden 141 yazı.
     Okuyunca, aşkın mavinin altında olduğunu bile bile, Yılmaz’ın neden kırmızıyı seçtiğini anlıyorsunuz.
     
     BİR DAKİKA ARA
     "Yepyeni kalabilen eski bir masal"
     Bu haftaki köşemizi "mavinin altından çıkanlar"a ayıralım:
     Propertius: "Aşkın gözü kördür."
     Bovee: "İlk ve son aşkımız kendimize karşı olandır."
     Lord Dewar: "Aşk, masraflarla çevrilmiş bir duygu okyanusudur."
     Paul Geraldy: "Gençlerin istekleri: Aşk, para, sağlık. Yaşlıların istekleri: Sağlık, para, aşk."
     Jeanne Moreau: "Yaşlılık insanı aşktan korumaz, ama aşk yaşlılıktan korur."
     Remy de Gourmont: "Erkekler aşka aşık olarak başlar, kadınlara aşık olarak bitirirler; kadınlar ise erkeklere aşık olarak başlar, aşka aşık olarak bitirirler."
     Goethe: "Tutku ile aşk büyük işlerin kanatlarıdır."
     Marguerite Blessington: "Aşk Fransa’da bir komedi, İngiltere’de bir trajedi, İtalya’da bir opera, Almanya’da ise bir melodramdır."
     Borne: "Aşk deniz meltemleri gibidir; sesini duyarız, nereden nereye gittiğini kestiremeyiz."
     Marlowe: "Beni az ama uzun sev."
     E. Geibel: "Aşk yüreklerden gökyüzüne uzanan ateşten bir merdivendir."
     Coley Cibber: "Aşka meydan okuyan tek güç tutkudur."
     H. Heine: "Aşk, yepyeni kalabilen eski bir masaldır."
     Antoine Bret: "Aşkın gelişi, aklın gidişidir."
     George Sand: "Aşk sürekli bir mutluluktur."
     F. R. Havergal: "Aşığın halinden sadece aşık olan anlar."
     



 PAZAR


"20 yıldır adı geçen çapkınlardanım"
İnternetten gelen Rus gelin
Hem Bruno hem Burhan
İşte Gamze Cosmopolitan
Çok sesli, çok meslekli koro
Şarabın başkenti Bordo
Maçka’daki Viyana
Sessiz filme canlı müzik!
Homo homini pezevenkus
Ortaköy’ün Neşesi
Akıllanmayan ördek mektubu
Harikalar diyarı Ritz
Kudüs, ah Kudüs!
Aşure olduuummm!
Mahsun Kırmızıgül sosyetede, yazar Demir Özlü defilede
Mavinin altındakini bile bile kırmızıyı seçmek
Kilisede cinsel devrim


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet