
|



Yar bize bir nebze duende, medet!
ZEYNEP AVCI
Büyük ozan Federica Garcia Lorca, 1933’de Havana ve Buenos Aires’te yaptığı bir konuşmada Duende’yi anlatır. Bu benzersiz metin yıllar önce Oruç Aruoba’nın nefis çevirisiyle, hem de çeviriyi aslıyla karşılaştırarak ona yardımcı olan Bilge Karasu’nun katkısıyla, Türkçeleştirilmiş, yayımlanmıştı.
Duende kavramını Endülüslü bir sanatçıdan, Manuel Torres’den aktarır Lorca. Duende "Cin, ecinni, küçük şeytan anlamına gelir," diye açıklamış Aruoba. Yaratıcının cinidir, karanlık güçlerin eseridir sanki.
"Bu ‘karanlık sesler’de saklıdır gizem; hepimizin bildiği, hepimizin de boş verdiği ama hepimize sanatta gerçek olanı veren, bereketli topraklara salınan köklerdir bunlar," diyor Lorca.
Her geçen gün biraz daha ütülenen, biraz daha törpülenen, yassılaştırılan, düzleştirilen, tekdüzeleştirilen dünyamızda duendeyi anımsayarak bir nebze olsun rahatlayabilir insan.
"Bir güçtür duende, bir davranış değil; bir kavgadır, bir kavram değil. Yaşlı bir gitar ustasından işittim: ‘Duende gırtlakta değildir; insanın tabanlarından yükselir gelir’. Yani, yetenek işi değildir duende, gerçek biçimlenme işidir, kan ile köklü kültür, yaratıcı eylem işidir.
Bu ‘herkesin duyduğu ama hiçbir filozofun açıklayamadığı gizemli güç’ yeryüzünün özüdür gerçekte," der Lorca konuşmasının bir yerinde.
Sanatçı yaratırken bilinçli midir? Örneğin yaratısının bir planı / programı var mıdır?
Sanatını ortaya koyarken aldırır mı günün modasına, çevresinde yaratılan geçici değerlere?
Örneğin ün peşinde mi koşar?
Hesap mı yapar? Bir köşecikte biriktireceği paraları mı amaçlar?
Has bir sanat yerine kendi duendesini mi yaratır? Kendi sanatının övgüsünü yine kendi mi yapar?
Bu sorulara yanıt ararken yine Lorca’ya başvuralım : "Duendeyi aramaya yardımcı ne bir harita var ne bir yol - yordam ne de bir öğreti. Kişinin tek bildiği, kanı cam tozunun yaktığı gibi yaktığıdır, bitirip tükettiği, öğrenilmiş bütün tatlı geometriyi bir kenara attığıdır..."
Sonra, duendeli sanatçının yaptıklarını, duendesiz olanın ise yapamadıklarını aktarmak için Endülüslü flamenko şarkıcısı (La Nina de los Peines) Pastora Pavon’un başına gelenleri hikâye eder Lorca. Cadiz’in küçük bir meyhanesinde şarkı söylerken, elinden geleni yapmıştır bu şarkıcı : "Şarkısını gölge sesiyle söyledi, eriyik maden sesiyle söyledi, yosun kaplı sesiyle, uzun saçlarına dolaşmış sesiyle. Sesini kâh manzanilla’ya batırıp ıslattı, kâh karanlık, uzak çalılıklarda yitirdi."
Ama dinleyicileri suskundur. Şarkıcı, Paris’e gidip sesini "terbiye" ettirmiştir. Dinleyiciler sessiz kalarak tepki verirler. "Yalnızca küçük bir adam, şu beyaz konyak şişelerinin arkasından fırlayıp erkekleşmiş dansçılardan biri, çok alçak bir sesle, alaylı alaylı ‘Viva Paris’ dedi, sanki ‘Biz burada yeteneğe, tekniğe, ustalığa aldırmayız. Başka bir şey bekleriz biz burada,’ der gibi."
Sonra şarkıcı kendine gelir: "O anda La Nina de los Peines ecinniler çarpmış gibi, bir Ortaçağ ağıtçısı gibi kırık dökük ayağa kalktı, gitti, kafasına koca bir bardak cazalla’yı, şu ateş suyu konyağını dikti, tek yudumda bitirdi ve sonra oturdu, başladı şarkı söylemeye; sessiz, nefessiz, inceliksiz, boğazı yana, yana, ama duende’li... Sesini yırtıp atmak zorundaydı, çünkü biliyordu ki biçimleri değil, biçimlerin iliğini, en saf öze yükseltilmiş müziği isteyen seçkinlerdi onu dinleyenler. Becerilerini, gereçlerini yoksullaştırmak; yani perisini kovmak ve yalnız kalmak zorundaydı, ki duende gelsin, teke tek, göğüs göğüse bir çarpışmaya girsin."
Gerçek sanatçı ancak duende’siyle göğüs göğüse çarpışarak kanıtlar sanatını.
"Gerçek savaşım duendeye karşı verilir," diyor Lorca.
Sanatçının bu günlerde nelerle savaştığını düşündükçe... Duendeyi anımsamak gerçekten rahatlatıyor insanı. Belki bir gün gelir yalnızca duendesiyle başbaşa yaşayan sanatçılarımız olur bizim de. Şimdilik duendeden de "karanlık güçler"e kapılmış gidiyor bir sürüsü.
Yazara e-mail: zavci@hotmail.com
KÜLTÜR & SANAT


Festivalde intifada
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bak, gör, hisset!
İzmir ışık saçıyor
"Kadın yazarlar aşka uzak duruyor"
Polonyalı altı ressam
Tiyatro sahnesinde gerilim
Geleceği parlak
Moda tasarımı
Siparişle Rus gelin
"Onu bir şarkıya sattım"
Doğa sanatın üstadıdır
Dansın Türkçesi
Seherde bir bülbül
Gençlik, aşk ve dans
Önce ne vardı?
Habip Aydoğdu Avusturya’da
Yönetmenler kameranın önünde
"Mikado’nun Çöpleri" Hacettepe’de
Yo Yo Ma’nın müzikal sentezi
Zıp zıp yediler
Zoraki şovmen polisler
Her sinemaseverin başucunda durmalı!
Çağını aşan bir entelektüel!
Teknoloji ile sanat oyunları
Adana’da uluslararası şenlik
Andre Gide ile kısa bir tur
Müzik dünyasından kısa kısa...
Haftanın albümleri
Bu filmler kaçmaz!
Küs kız
Yar bize bir nebze duende, medet!
Kültürüne sahip çıkan Ege
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|