29 Nisan 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




‘Dizinin seti türbeye döndü’

"Asmalı Konak" dizisi Özcan Deniz’in yeniden doğuşu oldu. Yeni albümü "Leyla" yolda, hatta bir parçası 2004 Olimpiyatları’yla ilgili bir projede kullanılacak. Deniz’in ilk filmi eylülde gösterime giriyor. Hepsinin ardından kendi hayatından bir hikayeyi film yapacak

     Mefaret Aktaş

     Özcan Deniz "Asmalı Konaköla yeniden doğdu. Kendisi bu dönüşü yıllar önce tam tüm hayallerinden vazgeçmek üzereyken bir tek televizyon programıyla yeniden parlayışına benzetiyor. "Ne bilmiyorum ama tam düşmek üzereyken bir şeyler tutuyor, ensemden çekip çıkarıyor beni" diyor. Bu kez bayağı kaldırdı o güçler Deniz’i. Çok beğenilen "Asmalı Konak" dizisinin ardından bir filmde oynadı, hatta bu film için çekildiğini söylediği çıplak fotoğraflarıyla çok konuşuldu. Oysa filmdeki rolü yalnızca 17 dakika. Bu film de değil aslında onun çıkış dediği şey. Daha bilmedikleriniz var... 20 gün kadar sonra yedinci albümü "Leyla" piyasada olacak. Adını Deniz’in yeniden söz yazdığı Kürt halk türküsü "Leyla"dan alan albümün bir özelliği daha var. Müziğinin bu kez Balkan ağırlıklı olduğunu söylüyor Deniz. Şaşkın şaşkın suratına bakınca açıklıyor. Yeni albümün isim parçası 2004 Atina Olimpiyatları vesilesiyle çıkarılacak ve bölge barışına hizmet edecek "Balkan Kardeşliği" adlı bir albümde kullanılacak. Deniz Balkan ülkelerinin ünlüleriyle düetler yapacak. Helena adlı Yugoslav şarkıcıyla yapacağı ilk düetin görüşmeleri sürüyor.
     Bir de kendine ait çok özel bir hikayeden çekmek istediği film var. Ama bunu röportajda okuyacaksınız zaten. Tüm bunları yapanın kendisi olduğuna inanmakta o da zorlanıyor. Ne kadar iş yapsa da geçirdiği değişimi yeterince gösteremediğini düşünüyor. Belki de bu yüzden "Değiştim ben" diyor, "hatta mutasyona uğradım!"
     
     "Her şey askerde değişti"
"Asmalı Konak" çok beğenildi. Ama neden dizide sizi bir başkası seslendiriyor?
     İki nedeni var. Birincisi albüm yüzünden dublaj için vaktim yok, yetişmiyor. Ayrıca ben Doğu kökenliyim. Diksiyon dersi almadım, eğitimli bir tiyatrocu değilim. İç Anadolu Bölgesi’nden bir kahramanı canlandırıyorum. Çok fark edilmese de benim Doğulu şivem izleyicinin kulağını rahatsız edebilir.
     
İbrahim Tatlıses de filmlerinde senelerce seslendirme kullandı, sonra kendi şivesine döndüğünde insanlar şaşırdı. Ya sizin kendi sesinize de yabancılaşır, şaşırırlarsa sonra?
     Hayır şaşırmayacaklar. Benim şivem öyle değil. En önemlisi insanlar benim canlandırdığım karakterle şarkıcı Özcan Deniz’i ayırabiliyorlar, çünkü ben filmlerimde şarkı söylemiyorum. Kadir İnanır da dublaj yapıyor, bu rahatsız edici değil. Aslında ikinci söylediğim bahaneydi. Yani kendim yapabilirim ama zamanım yok.
     
Siz fiziksel olarak ve kariyer planları açısından büyük değişim geçirdiniz. Bana bu askerden sonra gerçekleşti gibi geliyor...
     Evet, çok doğru. 16 yıldır müzik yapıyorum. Ama 10 yıl önce bir anda şöhret oldum. Vazgeçmek üzere olduğum bir dönemde. Müziğim dışında hiçbir hazırlığım yoktu. Nasıl giyinileceğini, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Yalnızdım. Maddi açıdan kötü bir dönemdi. Mahmutpaşa’dan falan giyiniyordum. Stil yaratma şansım, seçme şansım yoktu. "Meleğim" albümü öyle geçti. Ama Özcan Deniz oturmadı. Sakil durdu.
     
Peki askerde ne oldu?
     Askere gitmem benim için büyük bir şanstı. Armoni Mızıkası’nda bir sürü müzisyenle askerlik yaptık. Neler yapmam gerektiğimi söylüyorlardı bana. Askerliğim 550 gün sürdü ama tam 920 konser verdim. Bazen günde 6 konser veriyorduk. Allah’ım şaştı. Orduda tek ünlü bendim. Erzurum’da çay, kokteyl olurdu, sabahın sekizinde beni alıp götürürlerdi. Özellikle Doğu’da çalmadığım yer kalmadı.
     
Giyiminiz, kuşamınız, tarzınız, estetik ameliyat... Başka ne değişti?
     Ona estetik demeyelim. Estetik ama nedeni nefes alma zorluğu çekmem.
     
Mankenler de burunlarını yaptırınca hep böyle söylerler.
     Yok gerçekten, bak (burnunu çekiyor) hâlâ kapalı. Çünkü şişlikler inmedi. Ama bir nedeni daha var. Benim dedelerimin fotoğraflarını görsen, bizim ailede belli bir yaştan sonra erkeklerin burunları düşüyor, düşmesini engellemek istedim. Utanmıyorum ama buna utanılacak bir şeymiş gibi yaklaştılar. "Karizmayı çizdirdi, delikanlılığa bok sürdürdü" yazdılar. Anladın mı? Sanatçıyım, görselliğimi de korumak zorundayım. Kilo veriyorum, "Yağlarını aldırdı" diyor. Allah allah! İyi, koca burunlu, dana gibi bir adam olalım, hatırın için. Belki de şu sıralar bir şeyleri tekrar başarmamın nedeni bu görsel değişimdir.
     
Sizi dinleyen insanlar değişti mi?
     Çok değişti. Ama o dönem garip bir şey oldu. Benim de "Ne oldu lan?" dediğim bir şeyler... Bir anda oldu. Mesela askerden gelince Hülya Avşar Show’a çıkacaktım. Terzime gittim. Moda sayfalarını açtı, kıyafet falan seçtik...
     
Terziniz kimdi mesela? Hâlâ o mu?
     Bu seneye kadar Nedim Koç’tu ama bu sene klasik takım elbiseden biraz kurtulmak istiyorum. O yüzden onunla çalışmayacağım. İşte bir takım seçtim, çok şık oldum. Hülya Avşar Show’a katıldım. Bana başka bir adam gibi davrandılar. Şu an yapılan muameleyi yaptılar bana. Orada yeniden keşfedildim, dilim çözüldü. Avşar "Askerde cinsel ihtiyaçlarınızı nasıl gideriyorsunuz?" diye sordu ve bir anda "Senin resimlerinle" dedim.
     
Yaşınız ilerlediği için mi değiştiniz?
     "Ben hiç değişmedim, geldiğim gibiyim" cümleleri bana saçma gelir. Değişmiyorsan, geldiğin gibi angutsundur o zaman. Herkes değişir. 50 yaşımda da değişeceğim ben. Bu şimdi albümüme de yansıyacak.
     
     "Nerdesin Firuze?"
İnsanlar sizi yakışıklı, güzel sesli vs.’den çok, seksi buluyorlar. Soyunduğunuz için mi?
     Ben özellikle seksi olayım, seksi çağrıştırayım derdinde değilim. Ama bu benim işimin parçası. Bu mesela Fazıl Say gibi bir müzisyeni kapsamıyor. Ama bazıları kendilerini görsel olarak da sunabilmeli.
     
Niye Fazıl Say’ı kapsamıyor?
     Çünkü onun soyunmasına, çıplak poz vermesine gerek yok. Yapar ayrı ama...
     
"Ama sizin var"?
     Fazıl Say denince benim aklıma onun çaldığı piyano gelir. Onun önde duran özelliği budur. Ha, yaparsa renk olur. Fazıl Say’ı çıplak kapak görürsek güleriz, hoş olmuş deriz. Ama şov dünyasında bütünüyle göz önündesiniz, çektiğiniz filmler var. Belki de görsel olarak kendimi doğru sunabildiğim, kadınların istediği şeyi onlara, ucundan azıcık verdiğim, onların ruhlarıyla ilgili doğru yaklaşımlarım olduğu için bu beğeniyi kazandım. Bundan da çok mutluyum. Çünkü karşı cinsin beğenmesi her zaman beni mutlu eder.
     
Peki gay’lerin de sizi beğendiğini biliyor muydunuz?
     Tabii ki biliyordum.
     
Nereden biliyorsunuz?
     Bir kere e-mail’ler geliyor. Çok karşılaşıyorum. Kulise ve sete geliyorlar. Şu anda dizi çektiğimiz yer türbeye, mabete döndü. Oraya zaten günde sekiz otobüs falan geliyor. Ben bu beğenilerden dolayı mutluyum.
     
Siz kendinizi yakışıklı bulur musunuz?
     Ben kadında da erkekte de güzellikte mükemmeliyet peşinde değilim. "Yaşayan yüz" seviyorum. Bakışta da, konuşma tarzında da... Her şeyine anlam yükleyen insan seviyorum. Kendimi de bu konuda eğitiyorum. Bir kadınla birlikteysem ona sürekli değişik şeyler sunmak, yaptığım işte başarımı göstermek, onu seviş tarzımı ona güzel bir şekilde sunmak istiyorum. Bu beni onun gözünde yakışıklı kılar çünkü. Yani fena değilim (Gülüyor).
     
Uzun zamandır aşk hayatınız konuşulmuyor. Aşk hayatınız yok mu?
     Yok. Sekiz aydır yok.
     
Siz gece dışarı çıkmaz mısınız?
     Gece eğlenmeyi çok seviyorum. Ama hoşlanmadığım şeyler var. Bir mekana giriyorsunuz. Daha önce ilişki yaşadığınız biri denk geliyor. Ve gazeteciler sizin kafalarınızı yuvarlak içine alıp, oklar çıkarıyor. Ya da birisi sizi kullanmak için yanınıza geliyor.
     
Bunlar bu kadar önemli mi?
     Olmasın bunlar ya. Rastlamak istemediklerime rastlamamak için gitmiyorum bara. 1500-2 bin kişilik bir kadro var. O insanlar da ya manken ya şarkıcı vs... Hepsi polemiğe hazır. O yüzden kasıyorum kendimi. Ben de gitmiyorum. Ama bu eğlenmiyorum demek değil. Kapadokya’da mesela çok güzel barlar var. Ürgüp’te Alex’in Yeri var, tavsiye ederim sana. Valla ne Laila ne başka bir yer!
     
Daha önce "Bir daha gerekmezse soyunmam" demiştiniz. Şimdi ne oldu?
     Evet. Ben ilk sinema filmim için soyundum.
     
Ama siz filmde değil, dergiye soyundunuz. Filmin promosyonu için mi?
     Hayır. Bunlar "Kolay Para Kazanma Kılavuzu"nun kareleri.
     
Peki bu son fotoğrafları beğendiniz mi?
     Hayır, beğenmedim. Çok daha iyileri vardı ama dergi editörleri neden onları kullanmamış onu da anlamadım. Amerika’da olduğum için başında olup kontrol de edemedim.
     
Şimdi size film teklifleri yağıyordur?
     Çok geliyor. Ama benim hikayesini kendim yazdığım bir projem var. Bu benim beş senelik hayalim. Nasıl bir şey olduğunu söylemekten çekiniyorum. Çünkü çok çalıyorlar.
     
İsmi ne?
     Ya onu bile çalarlar... Bu "Nerdesin Firuze?" diye bir hikaye. 1992’de benim başımdan geçen, gerçek bir hikaye. Demiştim ya "Kendimi saldığım bir dönemde şöhreti yakaladım ben" diye. İşte her şeyden umudu kestiğim, hayatımda "pause" düğmesine basmama ramak kala, karşıma çıkan bir kadınla her şeyin değişmesini anlatıyor. 45 yaşlarında Firuze adlı bir kadının bir tek benim değil, arkadaşlarımın da, tam altı kişinin hayatını değiştirmesinin hikayesini anlatıyor.
     
Bu bir aşk hikayesi değil mi?
     Yani aşk ama bildiğin aşklardan değil.
     
"İbo kadın dövünce sanki hepimiz dövmüş oluyoruz"
Siz kadınların da erkeklerin de beğendiği birisiniz. Hayranlarınız öyle 14-15 yaşında çığlıklar atan, masum kızlar sayılmaz, sizinle birlikte olmak isteyenler...
     Bakın, Türkiye’de benim tarzımda müzik yapanlara karşı bir önyargı var. "Her işin altından kalkamazlar. Yaptıkları her işin ucunda arabesklik vardır" yargısını kırmak istiyorum. Bu soyunmakla başlamadı ama soyunmak bu isteğimin altını çizdi. Arabesk müzikle arabesk yaşamın birbirine geçtiğini düşünüyorlar. Bundan rahatsızlık duydum.
     
Bu biraz da sizin kendinizi sürekli ayırmaya çalışmanızdan kaynaklanıyor gibi.
     Ama ben hiçbir zaman delikanlılık propogandası yapmadım. Ne bir filmimde böyle bir slogan kullandım, ne de röportajlarımda ahkam kestim. Ama ne yapsam "Delikanlı Özcan bilmem ne yaptı" yazdılar. Oysa ben gazetecilere "Benim delikanlılık anlayışım farklı" dedim.
     
Siz hep "İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül gibi insanlarla birlikte anılmak istemiyorum" diyorsunuz. Değiştiyseniz niye hâlâ böyle şeylere takılıp kalıyorsunuz?
     Takığım çünkü bizler birbirimize çok benziyoruz. Aynı yörenin çocuklarıyız, kıyafetlerimiz, şarkılarımız benziyor. Seslerimiz yakın, hepimiz tenoruz. Bizi hep birlikte harmanlıyorlar. Yani İbrahim Tatlıses kadın dövdüğünde hepimiz kadın dövüyor oluyoruz. Bugün Sezen Aksu bir şey yapınca Tarkan da öyleymiş gibi davranmıyor ki insanlar.
     Herkes başka.
     
Çok yol aldığınızı düşünüyor musunuz?
     Evet hem de çok. Hatta mutasyona bile uğramışım ya. Yemin ederim baktığımda "Bu ben miyim?" dediğim resimlerim var. Eski kasetleri izliyorum. Televizyon programlarına katılmışım, saçmalamışım, cevap bile verememişim. Bunlar bilgisizliğimden değil güvensizliğimden. Çok zayıfmışım, çok yalnızmışım. Hâlâ yalnızım ama şimdi sağlam bir ekibe sahibim. Onca olumsuzluğa rağmen bu noktalara gelebilmem gerçekten bir mucize. Gerçekten burada olmamam lazım o yaşadıklarımdan sonra. Çok kötü bir yerde olabilirdim. Bir şeyler beni koruyor ya...
     



 CUMARTESİ


‘Dizinin seti türbeye döndü’
İlk ziyarette aşk
‘Takı ile giysi uymasa da olur’
Sibirya güzeli
Avrupa’yı oynatan Bodrumlu öğretmen
Kayıp kuşağın son kaybı
Haftanın Buluşma Noktaları
Ne var, ne yok?
Hayatımın "Gönülçelenler"i
Bina yansın, dekor kalsın


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet