29 Nisan 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Avrupa’yı oynatan Bodrumlu öğretmen

Grubu Oojami ile Babylon’da çalacak olan Necmi Cavlı 18 yıldır Londra’da yaşıyor. İlk albümü ABD ve pek çok Avrupa ülkesinde de piyasada. İlk plak anlaşmasında arkasında Sting’in marka menajeri Miles Copeland var. Ama Türkiye’den destek görmediği gibi grubunun ülkeye girişi zorlaştırılıyor

     MEFARET AKTAŞ

     Bodrum doğumlu Necmi Cavlı, İzmir’de beden öğretmenliği yaparken, 18 yıl önce "zorunuluklar yüzünden" işinden ayrıldı ve Londra’ya gitti. Şaşırtıcı ama şu anda İngiliz underground müzik camiasında saygı duyulan bir isim o. Biraz alakasız tabii. Her şey müziğe merak sarıp amatör ev stüdyosunda bir albüm kaydetmesiyle başladı. Ardından dünyanın en büyük plak şirketiyle anlaştı, Sting’in bu şirketteki marka menajeri Miles Copeland’ın dikkatini çekti. Şimdi tüm Avrupa’da konserler veriyor. Üstelik çok zor bir iş başararak Türkiye’de "İstanboogie", İngiltere’de "Bellydancing Breakbeats" adıyla yayınlanan ilk albümünü Amerika’da da çıkardı. Billboard’dan Playboy’a pek çok dergide albümüyle ilgili iyi eleştiriler çıktı. Ve Cavlı’nın Londra’da işlettiği Hubble Bubble (nargile) adlı kulübünde de Transglobal Underground’dan Zöhar’a saygın müzisyenler çalıyor.
     
     Kulübü de ünlü...
     Cavlı hayatını yine müzisyen olan İngiliz karısı Nicola ve 2 aylık oğlu Ali ile birlikte Londra’da sürdürüyor. Şimdi 18 yıl sonra İstanbul’a da yolu düştü.
     2 ve 3 Mayıs geceleri grubu Oojami ile Babylon’da çalacak. Ama 40 yaşındaki müzisyen ne İngiltere’de mutlu ne de Türkiye’de. Doğup büyüdüğü ülke müzikal başarılarında onun arkasında durmuyor. Yabancıları hiç de kolay kabullenmeyen İngiltere’ye duyduğu kızgınlık ise zaten şu anda müzik yapmasının önemli sebeplerinden.
     
Londra underground camiasında ün yapmanızda sahibi olduğunuz kulübün de payı var. Guardian gazetesi bu kulüpteki konserleri övmüştü. Nasıl bir yer burası?
     Geleneksel ve deneysel müziği birleştirdiğiniz müzikler çalacak bir yer yoktu Londra’da. Bu yüzden açtım Hubble Bubble’ı. Burada Union Chapel diye çok güzel eski bir kilise var. Björk, Transglobal Underground, Talvin Singh, Nitin Sawhney ve Timur Selçuk falan çalmıştı. Hatta Time Out "En İyi Mekan" seçti. Biz bir yıl orada yaptık etkinlikleri. Ama şimdi küçük geldiği için King’s Cross’ta daha büyük bir yer olan Scala’ya taşınıyoruz. 9 Mayıs’tan itibaren oradayız. İki-üç odası var. Chill out odasında yerde yastıklar, nargileler var, nane çayı servisi yapılıyor. DJ’ler müzik yapıyor. Büyük odada canlı gruplar çalıyor, kadın trapezciler var. Arap dansçı Leyla var, konserlerde dans ediyor. Erkek bir dansözümüz var. Çok süper ama. Her gören acayip kıskanıyor. Biraz sirk gibiyiz aslında. Transglobal Underground, Natacha Atlas ve Ali G.’nin kardeşinin grubu Zöhar çalıyor mesela. Aziza A. ve Mercan Dede’yi getirmeye çalıştık ama pahalı geldi. Bizim fazla paramız, sponsorumuz yok.
     
Müziğe başladığınızda sizi en çok kim etkilemişti?
     Şu aralar hiç sevmiyorum ama beş yıl önce Natacha Atlas ve Jah Wobble çok etkilemişti. Ama artık Atlas’ın sesini duyunca midem bulanıyor. Üstelik her yeni çıkan onun sesini taklit ediyor. Şimdi çok elektronik müzik dinliyorum. DJ’lik yaparken de Ninja Tune ve WARP gibi şirketlerden çıkan Autechre gibi şeyleri çalardım. En sevdiğim müzik techno-trance. Ama Bülent Ersoy’u, Orhan Gencebay’ı da çok dinliyorum.
     
İstanbul konserine eksik kadroyla geliyorsunuz...
     Normalde sekiz kişiyiz ama karım Nicola ile vokal ve perküsyonlardaki Ahmen Mohammed gelemiyor. Mohammed’in Suriye pasaportu var, Türkiye ona vize vermiyor. Bugün konsolosluğa gidip uğraşacağım. Çok acı olacak getiremezsek. Ama buradan gazeteciler telefon ettiler konsolosluğa. Belki özel bir vize verecekler.
     
Hedefiniz nedir?
     Hedefim dünya tabii ki. ABD’de satışlar çok iyi. Ekimde ABD turnemiz var. Çok ilginç bir davet aldım. Mayısta Los Angeles’ta yapılacak "göbek dansı" yarışmasına jüri üyesi olarak çağrıldım. Sen kadın olduğun için şimdi çok önemsemezsin ama erkek olsan çok kıskanırdın! Ben kıskandırmak için herkese söylüyorum da!
     
18 yıldır neden Türkiye’de hiç konser vermediniz?
     Şimdi bile çekine çekine geliyorum. Bu vize işini görüyorsun. Burada CNN’den İngiliz, Alman ve Hollanda hükümetlerine herkes bize çok destek oluyor. Ama ne bir Türk cemaatinden, ticari birliğinden ne de konsolosluktan destek alabiliyoruz. Bizim yarımız kadar popüler olmayan gruplar Türkiye’ye geliyor ve bizimkinin üç misli para alıyorlar. Oysa ben burada iyi bir şeyler yapıyorum. Albümümün Universal adına menajeri Miles Copeland mesela.
     
Stewart Copeland’ın (eski Police davulcusu) kardeşi olan mı?
     Evet. Stewart da şu anda ABD’de turne organizasyonları yapıyor. Bizim ABD turnemizi o organize ediyor. Miles aynı zamanda Sting’in de marka menajeri. Bir yıl önce albüme ilgi gösterdi. Aslında acele ettirdiler ve ben albümü bitirip verdim. 11 ay oturdular albümün üzerinde. Bunu bilseydim ben de geliştirebilirdim albümü.
     
İngiltere’deki hayatınızdan memnun musunuz?
     Valla değilim aslında. Ben burayı sevmiyorum. Yaptığım müzikte de bu etkili aslında. Bir öfke var çünkü İngiltere çok zor bir ülke. Sizi dışlıyorlar. Ben burada öğretmenlik yaparken de ırkçılık yüzünden mahkemelik olmuştum. İngiltere politik olarak çok liberal bir görüntü çiziyor ama günlük hayatta, iş ortamında vs. son derece tutucular.
     
     



 CUMARTESİ


‘Dizinin seti türbeye döndü’
İlk ziyarette aşk
‘Takı ile giysi uymasa da olur’
Sibirya güzeli
Avrupa’yı oynatan Bodrumlu öğretmen
Kayıp kuşağın son kaybı
Haftanın Buluşma Noktaları
Ne var, ne yok?
Hayatımın "Gönülçelenler"i
Bina yansın, dekor kalsın


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet