29 Nisan 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Pir Sultan Ölür Ölür Dirilir"

     Memet Fuat, Başaran için "Her etkinliğinde çevresindekilere yararlı olmak isteyen bir öğretmen kimliğindeydi" diyor. Geçen hafta İstanbul’dan Salihli’ye minibüs yolculuğumuzda ben de tanık oldum buna. Dil yanlışlarını gülümseyerek düzelten, havadan sudan konuşmaları yararlı bilgilerle zenginleştiren bir öğretmendi.
     Kurşunlu’da üç gün üşürken bile yüreğinin sıcaklığıyla sadece kendisini değil, çevresindekileri de ısıtıyordu.
     Başaran kitaplarında da bu kimliğini korudu. En açık örneği "Dilim Dilim Anadilim". Çeşitli yazılarını, konuşmalarını topladığı bu kitapta babacan bir dil öğretmeni olarak çıkmıştı karşımıza.
     Yalnız Köy Enstitüleri’yle ilgili kitaplarında değil, romanlarında, öykülerinde de bir eğitmenin sesi vardı.
     ***
     Ya şiirleri?
     Başaran’ın şiirleri de bir öğretmenin, bir eğitmenin şiirleridir. Ama "ders veren" şiirler değildir bunlar. Başaran ne bir Mehmet Emin Yurdakul, ne de bir Ziya Gökalp olmuştur. Şiir yazarken, önce şairdir.
     İlk kitabını, 1953’te yayımlanan "Ahlat Ağacı"nı hatırlıyorum. Büyük ilgi uyandırmış, birçok yazar, özellikle Yeni Ufuklar çevresi tarafından "yılın kitabı" olarak nitelendirilmişti.
     Başaran bu ilgiyi haksız çıkarmadı. Hep kendi sesini koruyarak, kendi sesini geliştirerek on şiir kitabı yayımladı.
     On birincisi geçen hafta çıktı: "Pir Sultan Ölür Ölür Dirilir" (Evrensel Basım Yayın).
     Kemal Özer, Başaran’ın şiiri için yaptığı değerlendirmede şunları söylüyor:
     "Başaran Usta’nın şiiri, bir değil binlerce dalı tartan çatalyürek bir şiirdir. Bir dalında kır emekçilerinin soluğu yemiş verir. Bir dalıyla kocakentin uğultulu sokaklarına sarkar, fabrika avlularının kimlik yenileyen suskunluğuna dolanır. Bir dalına Alman gurbetine çıkanlar getirip ezgin yüreklerini asarlar."
     Bana sorarsanız, Başaran bu ağacı İda Dağı’ndan kaldırıp Kepirtepe’ye dikmiş, Hades’i görmüş bir Trakyalı Orpheus olarak da gölgesine oturup şiirlerini yakmıştır.
     ***
     Başaran’da mitologyanın özel bir yeri vardır. Yaşadığı toprağın tarihini, kaynağını söylencelere kadar götüren bir şairdir o. 12 Eylül’ü, Sivas kıyımını anlatırken bile, "Gel yeniden yazalım / Seninle İlyada’yı" dizelerinin arkasındadır.
     "Yeniden yazılan" bu Troya savaşında Hera’dan Pir Sultan Abdal’a, Mustafa Kemal’e, Tonguç’a, Ruhi Su’ya, Muammer Aksoy’a kadar birçok Anadolu insanı yer alır.
     Başaran, Ahlat Ağacı’ndan bu yana, anlattığı savaşı hep yalın bir biçimde dile getirmiştir. Ezgileri, nakkarelerle değil, Pan’ın flütüyle örülmüştür. Ama ödün verilmeden.
     Yazarı kim olursa olsun, elli yıl sürdürülen bir şiire, akıtılan tere, verilen emeğe, çekilen çileye saygı duyarım. Başaran, gökyüzünde parıltıyla akıp yiten göktaşlarından biri değil. Binlerce benzeri arasında sürekli göz kırpan yıldızlar arasında yerini çoktan almış.
     
BİR DAKİKA ARA
     Resim nedir? Opera nedir?
     Bu hafta resimden ve müzikten söz edelim biraz. Bazı ünlülerin sözlerini aktaralım.
     Bu satırları okuyanların çoğu, "Böyle balık olur mu?" diyen kadına Picasso’nun verdiği yanıtı bilir: "Bu balık değil ki. Resim."
     Peki, resim nedir?
     Paul Klee: "Resim, bir çizgiyi gezintiye götürme sanatıdır."
     Marc Chagall: "Resim yapmak, çiçeklerin güzelliğiyle yarışmak için gösterdiğiniz sonsuz çabadır; ama yarışı hep yitirirsiniz."
     Pierre Auguste Renoir’a, çıplak kadın resimlerinde o doğallığı nasıl yarattığını sormuşlar. Renoir’ın yanıtı: "Hiç yılmadan çalışıyorum. Yeniden yeniden yapıyorum. O kadınları çimdikleyesim gelinceye kadar. İşte o zaman, ‘Tamam’, diyorum."
     Itamar Yaoz-Kest: "Resim can acıtmalıdır. Önce onu yaratan sanatçının canını acıtmalıdır. Ressam, yaratacağı acıyı kendi bedeninde duymalıdır. Gerçek bir ressam, yansıtacağı acıları yaşayan bir kişidir."
     "Resim yeter" diyorsanız, biraz müzik...
     Andre Previn: "Klasik müzikle caz arasındaki temel fark, klasik müzikte müziğin yorumlamadan çok daha önemli olduğudur. Cazda ise yorumlamaya bakılır genellikle, ne çalındığına değil."
     Howard Dietz: "Besteciler çok düşünmemeli -bu, onların yağmacılığını engeller."
     Gustav Holst: "Beste yapmamak sizi delicesine tedirgin etmiyorsa, sakın beste yapmaya kalkmayın."
     Ed Gardner: "Adamın biri bıçaklandığında, kanayacağı yerde şarkı söylüyorsa, o, operadır."
     



 PAZAR


Macera devam edecek mi?
"Miyop kadın gizemli olur"
Bilgisayar oyunu 40 yaşında
Laptop’lu kebapçı
Bavulda kitabevi
Hayatının kurtarışı
Carlo’nun yemekleri sanatla buluşuyor
Brando’dan oyunculuk dersleri
Aperitifi unuttuk
Müttefik faşizm
Otomobil manzaralı kafe
Yıllar sonra...
Sefirlerin sırları bu resimde mi gizli?
Tadı kaçan tatil
İtalyan stili ufak trajedi
Mehmet Ağar da popüler konsorsiyuma katıldı
"Pir Sultan Ölür Ölür Dirilir"


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet