
|

Sansürlü festival
21. Uluslararası İstanbul Film Festivali ikinci haftasına hem daha hareketli hem daha hüzünlü giriyor. Ulusal ve uluslararası yarışmaların başlaması, yurt dışından konukların gelmesiyle Festival keyiflenecek. Ama bugün toplanan Denetleme Üst Kurulu "Hiçbiryerde" ve "9" adlı yeni filmleri sansür ederse herkesin keyfi kaçacak. Sinema çevreleri, genç yönetmenlerin yeni filmlerini merakla beklerken bu apansız sansür furyasının neden başladığını tartışıyor.
Film Festivali’nin ikinci haftası daha hareketli daha heyecanlıdır. Ve hakikaten uluslararasıdır. Yurt dışından sinemacı ve gazeteciler gelir. Sezonun yerli yapımları uluslararası arenada topluca arz - ı endam eder. Film gösterimleri yönetmen ya da oyuncuların söyleşileriyle renklenir.
Sanat ve sanatçı temalı filmlerin ya da uyarlamaların kabul edildiği Uluslararası Yarışma’nın Altın Lale mücadelesine Ulusal Yarışma’nın heyecanı karışır. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kurucusu Nejat Eczacıbaşı adına verilen En İyi Türk Filmi Ödülü’nün yanı sıra Efes Pilsen’in koyduğu para ödülü sayesinde ‘prestij’in çok üstünde bir anlam kazanan FIPRESCI Ödülü’nü kimin kazanacağı bütün haftanın merak konusu olur...
Oysa bu yıl Festival’in üstüne sansür gölgesi düştü, tüm sinemaseverlere hüzün çöktü. "Büyük Adam Küçük Aşkötan sonra "Hiçbiryerde" ve "9"un sansür edilip Ulusal Yarışma’ya katılamaması gündeme geldi. Beni de bir kaygıdır aldı. "Hiçbiryerde" ve "9"u izledim. Şimdi benim halim ne olacak? Bugün toplanan Denetleme Üst Kurulu filmleri gösterime sokulmayacak kadar sakıncalı bulursa benim başıma ne gelecek? Arsız mı, hırsız mı, terörist mi olacağım? Akıl hastanesine mi düşeceğim? Ben artık tehlike mi arz ediyorum? Tedavi görsem iyileşir miyim?
Şaka bir yana sinema çevrelerinde 1980 darbesi sonrasını anımsatan bir sansür furyasının başladığı konuşuluyor. Herkesin kafasında daha ciddi sorular dolaşıyor. 17 yıl aradan sonra "Yol" bile gösterime girmişken, Kültür Bakanlığı Nâzım Hikmet’in 100. yaşını resmen kutlarken ne oldu da sansür hortladı? Biri düğmeye mi bastı? Dönüp dolaşıp hep aynı yere mi geleceğiz? Umarız bugün toplanan Denetleme Üst Kurulu, İsrail hükümetinin bile uygulamadığı katılıkta bir sansür tehdidini üzerimizden kaldırır. "Hiçbiryerde" ve "9"u sansür etme girişimini ileride işgüzarlık diye anımsarız.
"Büyük Adam Küçük Aşk"ın gösteriminden umut kesildiğine göre Ulusal Yarışma’daki film sayısı ona düştü. Bunlardan dördü yeni yapımlar ve genç yönetmenlerin ilk filmleri. Tayfun Pirselimoğlu’nun "Hiçbiryerde"si ve Ümit Ünal’ın "9"u da bunlardan ikisi.
"Hiçbiryerde" oğlu ortadan kaybolan bir annenin çaresizlik içinde onu arayışını konu alıyor. Kocasını siyasi bir eylemde yitiren genç dul, oğlunun da siyasi bir angajmanı olduğunu kesinlikle kabul etmez. Kendi halinde bir gar memuru olan kadın, oğlunu bulabilmek için her gün karakola uğrar... Aldığı bilgi üzerine Mardin’e kadar gider. Zuhal Olcay, son derece yalın ve duru bir oyunculukla, o anlamlı yüzünden acıları süzerek izleyiciyi bir ‘kayıp annesi’yle özdeşleştiriyor. Çevresinde olan bitenden habersiz, apolitik bir kadının çilesine izleyiciyi de ortak ediyor. Pirselimoğlu, ağır tempolu, özenle kotarılmış, ince duyarlıklı ilk uzun metrajlı filmiyle ilgiyi hak ediyor.
"9" ise deneysel olarak nitelendirilebilecek bir film. Ümit Ünal, tipik bir İstanbul mahallesini bize çok az göstermesine rağmen, değişen Türkiye’nin mikromodeli olarak tasarlıyor. Burada yaşayan evsiz bir kızın öldürülmesi üzerine açılan soruşturma aracılığıyla kendi halindeki geleneksel toplum kesitinin, sırlar ve yalanlarla örülü olduğunu ortaya çıkarıyor. Çoğu tek mekânda -temsili sorgu odasında- geçen film, diyaloglara, oyuncu performansına, ışığa ve az sayıda görsel efekte dayanan ve kameranın hemen hemen hiç hareket etmediği, kurguya dayalı bir biçeme sahip.
Hakan Şahin’in Kanada - Türkiye ortak yapımı "Ayna"sını henüz izleyemedim. Uğur Polat’ın başrolünü üstlendiği film, boğulan kardeşinin acısını içinden atamayan bir Türk öğrencinin, Kanada’da kırsal kesimde çalışırken ölüm korkusuyla yüzleşmesini konu alıyor.
Televizyon dizi ve filmleriyle deneyim kazanan Çağan Irmak, "Bana Şans Dile" adlı filmiyle Ulusal Yarışma’da. Irmak, kişisel sorunlarından bunalan bir liselinin silahla okulunu basıp sınıf arkadaşlarını ve öğretmenini rehin almasını anlatıyor. İnsanların derin korku ve utançlarıyla yüzleşmeyip kendilerini olduklarından başka türlü göstermesi yanında medyanın aslında gerçekleri maskelemekten başka bir işe yaramayan teşhirci tutumunu yeren film, ne yazık ki başarı eşiğini aşamıyor. Fazlasıyla Hollywoodvari diyalogları hayret verici biçimde Hollywood filmlerine eleştirel göndermelerle dolu. Ayrıca didaktik ve aşırı duygusal olmasaydı...
Ulusal Yarışma’daki diğer filmler Serdar Akar’ın "Maruf"u, Semir Arslanyürek’in "Şellale"si, Kazım Öz’ün "Fotoğraf"ı, Barış Pirhasan’ın "O da Beni Seviyor"u gibi bu sezon izlediğimiz kalburüstü filmler.
Festivalin en itibarlı Türk yönetmeni ise kuşkusuz Zeki Demirkubuz. 2001 yılında üst üste iki filmi, "Yazgı" ve "İtiraf"ı gerçekleştirerek zoru başardı. Her iki film de Ulusal Yarışma’ya kabul edildi. Ayrıca, Albert Camus klasiği "Yabancı"nın serbest bir uyarlaması olan "Yazgı" Altın Lale için yarışacak. Böylece Demirkubuz, iki filmle üç kez yarışmış olacak!
Kapağımızı da süsleyen "Yazgı" ne yazık ki sadece eleştirmenlerin ve sıkı sinemaseverlerin gözdesi oldu. Deyim yerindeyse gişede iki seksen yattı. Bütün iyi filmlerin başına gelebilen bu durumun, 3 Mayıs’ta gösterime girecek olan "İtiraföta tekrarlanmamasını dilemekten başka ne gelir elden? Ancak eşine az rastlanır biçemiyle "Yazgı"nın Altın Lale’nin favorilerinden biri olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Demirkubuz’un diğer filmleri gibi uluslararası alanda başarılı olacağından kuşku duymadığım "İtiraf", tipik bir aşk üçgenini anlatır gibi başlıyor. Ama filmin karakterleri olan kadın ve erkek arasındaki sorunun çok daha derinlerde yatan bir başka ihanete dayandığını öğreniyoruz. İkisi arasında yer yer şiddete dökülen hesaplaşma sırasında Taner Birsel ve Başak Köklükaya oyunculuk sanatının doruklarına çıkıyor.
KÜLTÜR & SANAT


Sansürlü festival
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Kuklalardan al haberi
Bağımsız kadınlar remix!
Herkesi yenen "Türk"
"Komiklik yapan bir komik değilim!"
Anadolu yollarında bir ‘dede’
Türk sinemasında şiddet
"Sömürenin cinsiyeti yok!"
Gerçeklik nerede başlıyor, hayal nerede?
Eski ama yepyeni...
Akdamar Kilisesi’nin çığlıkları
Keçileri kutsayan ressam
Irkçılık ve aşk
Mühim olan insanlık
Canavar A.Ş.
Porno yönetmeninin dramı
Üniversitede kütüphane komedyası
Tuvalde isyan
Sarayda aşk
Şiir bitti, fotoğraf sürüyor
Ağlaya ağlaya anlatıyor
Türünün tek örneği
Uçurtmayı 35 yıldır uçuruyor!
Bilgiye, İsfahan’a yolculuk
Siyasi kurullarda yeşil tehlike
Yaşamak şakaya gelmez
Haftanın albümleri
Geçen haftanın izleri...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|