
|

Türk sinemasında şiddet
Veysel Atayman, "Şiddetin Mitolojisi" adıyla bir şiddet sineması derlemesi hazırlayınca hemen aklımıza şu geldi: Yeşilçam’da şiddet ne durumda?
AYBALA ALAÇAM
Yazarlarla giriştiğimiz soruşturmaya vesile olan "Şiddetin Mitolojisi" adlı ‘şiddetli’ kitap Veysel Atayman’a ait. Yazarın Georg Seesslen, Werner C. Barg, Thomas Plöger, Robert Fischer ve Peter Körte makalelerinden derleyerek yayına hazırladığı "Şiddetin Mitolojisi", şiddet sineması alanında önemli bir Türkçe kaynak oluşturarak Sergio Leone, Stanley Kubrick, Martin Scorsese, David Lynch, Quentin Tarantino ve Oliver Stone sinemalarını kolaj mantığıyla inceliyor.
Filmlerde şiddet ve sonrasında tür olarak şiddet sineması, 1903 yapımı "The Great Robbery / Büyük Tren Soygunu"ndan bu yana beyaz perdenin ayrılmaz bir parçası. Yüz yıllık bir dönemden söz ediyoruz. Dünya ama özellikle Amerikan sineması şiddet meselesini çoktan ‘derin ve felsefi’ bir temele oturttu, türün kült yönetmenlerini, oyuncularını, kuramını, külliyatını, eleştirisini çıkardı. Fakat bizde durum kesat galiba. Alternatif yayınlarda çıkan makaleler ya da sinema tarihi kitaplarında geçen küçük paragraflar dışında bizde hazırlanmış kaynak yok. Meselenin felsefi boyutu da es geçilmiş tabii. Yaptığımız araştırma sonucu sinemamızda şiddetin zulüm formunda karşılık bulduğunu gördük. Bakın sinema yazarları Yeşilçam’da şiddeti nasıl yorumladı?
Giovanni Scognamillo "Bu konu araştırılmalı!"
Türk sinemasında şiddeti salt bir eylem, bir ‘aksiyon’ olarak ele alırsak, macera, tarihsel ve diğer filmlerde, mesela Cüneyt Arkın’dan Yılmaz Güney’e kadar, şiddetin birçok örneğini görürüz. Yine aynı şiddet nosyonu, oldukça ilkel bir yaklaşımla, Yeşilçam filmlerinde tokatlanan, dayak yiyen, tecavüze uğrayan sayısız kadının tekrarlanan görüntülerinde ortaya çıkıyor. Artı, birçok savaş ya da giysili filmde... Ancak olağan diyebileceğimiz, hatta melodramatik sayabileceğimiz bu şiddet şekillerinin ötesinde asıl önemli olan şiddet motiflerini ve bu şiddetin nedenselliğini, ruhbilimsel ya da toplumsal açıdan saptamak ve gerektiğinde bunun anatomisini çizmektir. Ayrıntılara girmeden, iki örnek verilebilir. Bunların her ikisi de motive edilen patlamalara dayalı: Metin Erksan ve Yılmaz Güney. Çeşitlemeleri ile konu hiç kuşku yok ki derinlemesine bir araştırma gerektiriyor çünkü olağan şiddet bir çok kez aldatıcı olabilir. Gösterinin kurallarının ötesine taşmayabilir ve fazlası ile biçimsel nedenlere dayanabilir.
Agâh Özgüç "Son şiddet filmimiz Deli Yürek..."
Metin Erksan filmlerinde şiddet ve cinsellik, iç içe bir tutku biçiminde gelişir. "Ölmeyen Aşk" ve "Kuyu" bu filmlerin başlıcalarıdır. "Ölmeyen Aşköta Kartal Tibet, Nilüfer Koçyiğit’i yerlerde sürükler. "Kuyu"da, Hayati Hamzaoğlu, beline ip bağladığı kadına, ölümcül bir tutku uğruna dağlarda derelerde aynı şeyi yapar. Metin Erksan sinemasında şiddet kendine özgü bir estetizme dayanır. Şiddet, Ömer Kavur ve Yavuz Özkan filmlerinde de vardır ve cinsel bir boyut taşır. İşte Ömer Kavur’un "Göl" ve "Anayurt Oteli", işte Yavuz Özkan’ın "Yengeç Sepeti". Şiddet, Atıf Yılmaz’ın "Düş Gezginleri"nde de vardır. Cüneyt Arkın filmlerinde Arkın, karate yaptığı her filmde şiddetin şovmeni gibidir. Türk sinemasındaki son şiddet filmi ise Osman Sınav’ın "Deli Yürek" adlı filmi. Sınav’ın filmindeki siyasal bir şiddet.
Tunca Arslan "Zorla şiddet olmuyor!"
Sinemamızda, olumlu ve olumsuz anlamda ‘şiddet’in hemen hiç kullanılmadığını, incelenmediğini düşünüyorum. Elbetteki bol miktarda silah çekildi, pataklama, tecavüz ve işkence sehnesine yer verildi ama şiddetin estetize edilmiş biçimlerine rastlanmadı. Genel yaklaşım, ağzından salyalar akan iri yarı adamın, kollarından zincirlenmiş yarı çıplak genç kıza yaklaşırken nara atıp "Benim olacaksın!" demesinden öteye geçmedi. Son yıllarda yapılan "Sarı Tebessüm", "Karışık Pizza", "Asansör" gibi filmlerin ise konuya değişik açılardan yaklaşma iddiası taşıdıklarını, ancak yalnızca seyirciye kör şiddet ve terör uygulamakla yetindiklerini söyleyebilirim. "Şellale" filmindeki toplu kavga sahnesini düşünün; Türk sinemasındaki en kalabalık kavga sahnesiydi, gayet iyi çekilmişti ama kültürel özellikler nedeniyle ‘fazla neşeliydi’. Yani zorla şiddet olmuyor, fazla zorlamamak lazım!
Veysel Atayman "Bizdeki zulüm parodisi"
Bir kere bizim sinemamızda türe giren film yok. Türler olmadığı vakit şiddet sinemasından söz etmek mümkün değil. Mesela Kubrick, "İnsan eğer özgürse şiddet kullanma gibi bir özgürlüğü de vardır," diyor. Burada şiddetin bir felsefesi var. Amerikan yükselişinin ayrılmaz bir parçası. Abartılı, mitolojik tipler yansıyor perdeye. Yeşilçam’da ise şiddet zulüm parodisi olarak çıkıyor ortaya. Bireyin iç çelişkileri değil, entrikalar ve karşılıklı çatışmalar sözkonusu. Tipler içselleştirilmediği için de mutlak iyi ve kötü klişeleriyle yetinmek durumundayız. Kişinin dönüşümü diye bir şey yok!
Şiddetin Mitolojisi
Derleyen: Veysel Atayman
Donkişot Yayınları
Mart 2002
238 shf.
4.500.000 TL.
KÜLTÜR & SANAT


Sansürlü festival
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Kuklalardan al haberi
Bağımsız kadınlar remix!
Herkesi yenen "Türk"
"Komiklik yapan bir komik değilim!"
Anadolu yollarında bir ‘dede’
Türk sinemasında şiddet
"Sömürenin cinsiyeti yok!"
Gerçeklik nerede başlıyor, hayal nerede?
Eski ama yepyeni...
Akdamar Kilisesi’nin çığlıkları
Keçileri kutsayan ressam
Irkçılık ve aşk
Mühim olan insanlık
Canavar A.Ş.
Porno yönetmeninin dramı
Üniversitede kütüphane komedyası
Tuvalde isyan
Sarayda aşk
Şiir bitti, fotoğraf sürüyor
Ağlaya ağlaya anlatıyor
Türünün tek örneği
Uçurtmayı 35 yıldır uçuruyor!
Bilgiye, İsfahan’a yolculuk
Siyasi kurullarda yeşil tehlike
Yaşamak şakaya gelmez
Haftanın albümleri
Geçen haftanın izleri...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|