
|

Tuvalde isyan
Yaşamı biçimleyen bir fırçası var, Harun Antakyalı’nın... Ressam, fırçasıyla çevrenin tükettiklerini, içgüdülerinin çığlıklarına bırakıyor.
DİLEK ŞENER
Bir sahne kuruyor Harun Antakyalı, boyası ve yüreğiyle yüzeylerin üzerine. Ve burada toplumun sürüklendiği açmazları, bireylere indirgeyerek, kendi dünyasının hayallerini de ekleyip, çözümler sunuyor. Hayatın içindeki karmaşıklıktan kaynaklanan tükenişlere / tüketmelere odaklıyor kendini. Başkentte birebir iletişimde olduğu insanların kendi yaşamına yansıyan renklerini ya da kördüğümlerini nesnelerin, kelimelerin ve olguların çemberine alarak irdeliyor. Yaşadığı sürece tüketen ve tüketim oldukça yeni üretimleri hayatın içine bırakan düşüncenin içinde, hisleri ve gördükleri doğrultusunda kendine yüzeyler üzerinde dünyalar kuruyor. Ürettiği nesnelere tutsak olan insan ve böylesine bir atmosfer içinde kendine boyayla ve biçimle nefes bulmaya çalışan bir sanatçının çığlıklarına tanıklık ediyoruz, duvarlarda asılı duran büyük boyutlu yüzeylerde.
"Tüm yaptıklarım yaşadıklarımdır, yaşayacaklarım yaptıklarımın ateşleyicisi olacaktır. Hesaplaşmam kendimle, bu yüzden bilinçaltımı serbest bırakmaya çalışıyorum. Kendimi yaşamak istiyorsam varım ve yaşam temel çıkış noktam," diyor sanatçı. Bu düşünceyle duygular, ister kağıt ister tuval / duvar olsun özgürlüğüne kavuşarak fırçadan yüzeye akın akın fışkırıyor. Nesneler ve bireyler farklı malzemelerde bir araya geliyor. Sanatçı, zamanın içinde gittiği yönü bilmeden savrulan bir gezgin gibi arayışlarını ve sonuçta ulaştıklarını sanatının diline aktarıyor. Yüzeylerde yaşanan karmaşayla büyük kentin kalabalıktan oluşan gürültüsüne kapılıp gidiyoruz. Bu gürültünün içinde sanatçı, hem kendi yaşamının eksiklerini tamamlıyor hem de resmindeki açlığı "kent kültürünün" dar ve karanlık sokaklarından caddelere fırlayan bireylerle doyuruyor. Cep telefonları, sigara paketleri, taksiler, kola kutuları, içki şişeleri yaşamın içinden seçilerek, kararlı, sert ve kalın çizgilerin arasına katılıyor. Biçimler birbirine ekleniyor. Deforme edilen vücut yapılarıyla figürlerin dinamizmi sokakta yaşanan görüntüyle aynı. Kalabalığa karşı bireyler tuvalde yaşamdaki trajik yalnızlıklarıyla hesaplaşıyor. İsyan çığlıkları biçimlerden kelimelere kayıyor. Tuvalde oyunu başlatan fırça, bir daha durmak bilmiyor Antakyalı’nın elinde... Dünya dönüp zamanı tüketiyor. Ya da tam tersi, zaman aktıkça dünya tükenişe sürükleniyor. Bu yüzden yaşadıkları yaptıklarını, yaşayacakları yapacaklarını yaşam sürdükçe etkileyeceğe benziyor.
Sanatçının Karaca Sanat Galerisi’ndeki sergisi için söylediği son söz bir çığlık gibi kulaklarımıza yerleşiyor: "Fareler yoktu! Zaten gemiler de yoktu!". Harun Antakyalı’nın resimlerine yayılan yaşama ait "gerçek" bu sözlerin içinde gizlenen anlamlara kendini bırakıyor. Ve bir "Don Kişot" misali, Antakyalı, yel değirmenine bürünen canavarlar var oldukça boyasıyla ve bulabildiği her yüzeye resim yaparak yaşamaya / savaşmaya her an hazır bekliyor. "Yaşıyor, yapıyor ve tüketiyor..."
Karaca Eğitim Merkezi Sanat Galerisi
(0312) 418 78 73
Bitiş tarihi: 30 Nisan 2002
KÜLTÜR & SANAT


Sansürlü festival
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Kuklalardan al haberi
Bağımsız kadınlar remix!
Herkesi yenen "Türk"
"Komiklik yapan bir komik değilim!"
Anadolu yollarında bir ‘dede’
Türk sinemasında şiddet
"Sömürenin cinsiyeti yok!"
Gerçeklik nerede başlıyor, hayal nerede?
Eski ama yepyeni...
Akdamar Kilisesi’nin çığlıkları
Keçileri kutsayan ressam
Irkçılık ve aşk
Mühim olan insanlık
Canavar A.Ş.
Porno yönetmeninin dramı
Üniversitede kütüphane komedyası
Tuvalde isyan
Sarayda aşk
Şiir bitti, fotoğraf sürüyor
Ağlaya ağlaya anlatıyor
Türünün tek örneği
Uçurtmayı 35 yıldır uçuruyor!
Bilgiye, İsfahan’a yolculuk
Siyasi kurullarda yeşil tehlike
Yaşamak şakaya gelmez
Haftanın albümleri
Geçen haftanın izleri...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|