
|



68’liler ve 78’lilerden cevaplar:
Susuyorsak sebebi var. Buraya kadar!..
Yaralar, hayat kadar hızlı geçmiyor. Ya da hayat, zamandan hızlı geçiyor. 78’lilerden konuşmalar...
Hayat, zamandan hızlı geçiyor. Yani insan kendi hayatını anladığında zaman çoktan geçmiş oluyor. Ya da yaralar, hayat kadar hızlı geçmiyor. O yüzden yaralardan bahsedemeden bazen hayat bitiyor. 78 kuşağının susmasının nedeni bu belki. Eski bir şarkıda denildiği gibi:
"Susuyorsak sebebi var!"
Ve Müslüm Gürses’in söylediği gibi:
"Buraya kadar!"
12 Eylül: Bir ahlak darbesi Sözleri kıymetsiz sayılmış 78 kuşağının insanları, konuşmaya başlamadan önce dinleneceğinden emin olmak istediler. Bu yüzden uzun mektuplarını yazmadan bir - iki gün beklediler. Ama nihayetinde "68’lilere ve 78’lilere sorular" başlıklı yazılardaki soruları cevapladılar. Beklemekte haklıydılar. Çünkü 1980 darbesinden sonra bu ülkede muhalefetin bastırılmasının da ötesinde bir ahlak darbesi oldu. Darbenin kurduğu "Biz sizin 16 yaşındaki çocuğunuzu (Erdal Eren) idam edebiliriz ve siz çıt çıkaramazsınız" cümlesi, bu ülkenin sadece sol kesimini değil, en temel insani değerlerini yok eden bir milat değil miydi? Çocukların "hukuken" öldürüldüğü bir ülkede acının kıymeti kalır mı? Susmakta haklıydılar bu yüzden. Ama şimdi onların cümleleri...
Yüzünüzde hayat izi var! "Dün eşime ‘Bu hayatta artık kendimi bile değiştiremeyeceğime inandım’ derken yakaladım kendimi. Belki de en şanslılarımız ölenler oldu. Bazen kıskanıyorum onları." B.G.
"Omuzu balkon demirlerine dayalı, rakı içerken, Thames Nehri’ne dalmışken birden dönüp ‘Ya ortak, sol bitti mi? Bize ne oldu?’ diye sordu. Meğer üç gündür yazdıklarınız üzerine konuşmamak için gizli bir anlaşma içindeymişiz. Ne tuhaf!" O.H.
"İşkence yaşamın sonuna kadar hep yanındadır. Ama hayata ‘neşeyle sarılırsın’, çünkü zorunludur. Yoksa işkenceden iki saat sonra hücrelerde gülemezdik. Ayakta kalamazdık. İşkence izleri de kimseye anlatılmaz ve çoğu görünmezdir." İ.S.
"Bu ülke bizi sevmedi. Belki de ölsek toprak bile kusacak bizi" S.A.
"İşkence izleri, Türkçe bile konuşamayan eşe nasıl mı anlatılır? O zaten senin 1 Mayıs sabahında gözlerin dolarak aynanın karşısında düğüne gidecek gibi hazırlanışından anlar her şeyi. Başka bir dil konuşan milyonlar içindeki yalnızlığını." T.A.
"Hatırlıyorum seni. Bir hastane bankında oturan bir kız çocuğuydun. Biz kelepçeliydik. Anlamadın. ‘Birazdan unutur’ dedim baban seni götürürken. Demek unutmamışsın." C.B.
"Biz eskiden ‘birbirimizden azalırdık’. Şimdi ‘birbirimizden çoğalmak’ için, 78’liler için bir vakıf kuruyoruz." Oktay Gülağacı.
Ve 1980’de doğan bir çocuk: "Yazıyı okuyunca hayata dair yeni şeyler hayal etmekte ne kadar korkak olduğumu düşündüm ve mastır tezimi 12 Eylül üzerine yapmaya karar verdim" A.K.
Şimdiki aklım olmasa! Bu yazıların başlama sebebi olan "Gün Ağarmasa" (Everest Yayınları) kitabının yazarı Osman Akınhay da bir cevap yazdı:
"Gün Ağarmasa’yı yazarken şimdi ‘köhne’ ilan edilmiş olan o zamanın sol diliyle yazdım; çünkü, o zamanki ‘hayatın dili’dir o. Üstelik o haliyle saftır, sonradan edinilmiş yargıların kirliliğini barındırmaz. Yıllardır kafamda yazıyordum kitabı. 12 Eylül’ün ilk aylarında Mamak’ta yüz elliyi aşkın tutuklu, gecenin ikisinde, ellerimiz ensemizde yüzükoyun buza yatırılmışken, bir arkadaşımın bana ‘Bir gün bunlar mutlaka yazılmalı’ diye fısıldadığından beri.
‘78 kuşağı bu ülkeye kırgın mı?’ insan kendi hayatına kırılır mı ya da yaşadıklarını anlamadı diye bir başkasına, bir ülkeye, dünyaya? İşkencenin ‘geçiştirilerek anlatılması’na gelince... Biz acılarımızı içine atarak mücadele etmeyi aşılayan bir ‘sokak terbiyesi’ aldığımız için herhalde. Bir de ‘işkence edebiyatı yapma’yı pek seven istismarcılar yüzünden." Belki de hayatın hızı zamanın hızına eşitlenir konuştukça. Kim bilir?
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|