02 Mayıs 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Truvalı ozanın 2. Ege çıkartması

Yaşar Kemal’in "Bir Ada Hikâyesi" dörtlemesinin ikinci kitabı "Karıncanın Su İçtiği" önümüzdeki günlerde piyasaya çıkıyor. İlk kitapta mübadele nedeniyle boşalan ada, bu kitapta yavaş yavaş doluyor.

     FİLİZ AYGÜNDÜZ

     Gözlerimi bir noktaya sabitlemiş, az önce bir gazetecilik dersi daha aldığım Tuğrul Bey’in söylediklerini düşünürken seslendi kızlar: "Yaşar Kemal telefonda, seni arıyor!"
     George Clooney olsa arayan bu kadar sevinmezdim herhalde. Daha bir gün önce konuşmuşuz, 20-25 gündür yaptığı gibi o bir türlü vermediği randevuyu yine ertelemiş, ben neredeyse umudu kesmişim, haftalık gazetemizin basılmasına az bir zaman kalmış, panik, endişe, ya yetişmezse...
     Ama işte Yaşar Kemal telefonda.
     "Hadi gel bari, bugün yapalım şu söyleşiyi," diyor. Bütün notlarım evde, imzalatacağım "İnce Memedöler, yeni çıkacak kitabının ilk cildi olan "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana", onun altı çizili satırları, hazırladığım sorular...
     
     ‘Çiçeği ne yapacaksınız?’
     Zaten çok özendiğimiz önemli buluşmalar hep böyle olmaz mı?
     Apar topar yola koyuluyoruz Yasemin ile. "Basınköy’de kime sorsan gösterir..." demiş Yaşar Kemal. Kapı numarası belli. Bir de evin karşısındaki marketin adı... Arayan buluyor tabii. Marketi görüyoruz önce. Karşıya geçip, kapı numaralarına bakarken, orta yaşlı bir hanım "Kimi arıyorsunuz?" diye soruyor. Söylüyoruz... "Tamam gelin," diyor, "Ben sizi götüreyim, Yaşar Abi dışarıda..." Gelmesek, daha on beş dakika var, bir çiçek alsak falan diyecek oluyoruz. Yaşar Kemal’in 25 yıllık yardımcısı olduğunu öğrendiğimiz Güllü Hanım, "Çiçeği ne yapacaksınız... Geçin, geçin... Ben marketten yoğurt alıp geliyorum..." diyerek düşün önüme edasıyla bizi eve sokuyor sonra hakikaten de kapıyı çekip yoğurt almaya gidiyor.
     Kitap manzaralı orta büyüklükte bir ev. Hiç öyle nuhu nebiden kalma kitaplar değil bunlar. Klasiklerle son bir yıl içinde çıktığını bildiğim kitaplar iç içe. Ve diller tabii... O dillere çevrilmiş Yaşar Kemal’ler, kitap önlerinde fotoğraflar, posterler... Duvarlarda tablolar... Odanın içine mutfaktan yayılan Anadolu evlerine has bir koku... İki çalışma masası, biri Yaşar Kemal’in diğeri Thilda Hanım’ın... Bir de Ronda, Yaşar Kemal’in kedisi.
     Derken kapı açılıyor, Güllü Hanım geliyor. Namazını az önce kılmış, çayı koymuş, Yaşar Bey de Thilda Hanım’ın mezarına gitmiş, neredeyse gelirmiş... Kaç gündür televizyoncudan geçilmiyormuş ev. Bazısı da bir tuhafmış, insanla doğru düzgün konuşmuyormuş...
     
     ‘Kitap bitti Thilda!’
     Endamı büyük, beli ince bardaklarla getiriyor Güllü Hanım kaçak çayla harmanladığı çaylarımızı. Bir yudum alıyoruz ki zil çalıyor.
     Önce sesi duyuluyor. Birden Ronda, uzandığı koltuktan fırlayıp kapıya koşuyor.
     Ve işte tüm heybetiyle Yaşar Kemal!...
     Gel de heyecanlanma. Yeni çıkacak kitabını konuşacağız ama nasıl? Lacivertlerini çekmiş üstüne, içinde yeşil bir kazak, kilo da almış, sağlıklı, pür neşe, yaşlılara özgü gizli bir yakışıklılıkla giriyor içeri. Hani az önce sevgilisini görmüş gibi ki... Yalan da değil.
     İlk soruyla birlikte anlatmaya başlıyor. Sorduklarıma cevap veriyor, sormadıklarıma da... Kendine sorular soruyor, cevaplarına sorular buluyor, hikâyeler, anılar, anekdotlar, koca bir geçmiş, kısa olduğunu düşündüğü bir gelecek, sevinçler, öfkeler... Akan bir su Yaşar Kemal. Berrak, pırıl pırıl akan, anlatan... Ve Güllü Hanım’ın "Thilda Hanım yaşasaydı, yorulur diye sizi bu kadar konuşturmazdı Yaşar Abi ile. Vallahi kovardı," diyerek epey uzadığına dikkat çektiği üç saatlik tadı tarifsiz bir sohbet...
     Siz bu satırları okurken matbaada okurla buluşmaya hazırlanıyor olacak yeni kitap. ‘Bir Ada Hikâyesi’ adlı dörtlemenin ikinci kitabı "Karıncanın Su İçtiği".
     Yaşar Kemal 11 Nisan 1996’da yazmaya başlamış dörtlemeyi. İlk üç cildi bitmiş durumda. Üçüncü kitap baharda çıkacak. Sonuncuyu da önümüzdeki sonbahara bitirmeyi düşünüyor. Tamamı 1500 - 1600 sayfa.
     İlk kitap "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana", 1922’de Lozan’da alınan mübadele kararından sonra bir Ege Adası’nda yaşayan Grekler’in Yunanistan’a gitmek zorunda kalışlarıyla başlıyor. "Aydın Batılılara göre bu, tarihin en büyük sürgünü," diyor Yaşar Kemal. Yerlerinden yurtlarından edilen insanların acısını akıllara durgunluk verecek bir anlatıyla aktarıyor. Bir daha da "sürgün" deyip geçemiyorsunuz. Mübadele lafını ağzınıza almakta zorlanıyorsunuz. Ne kitabın kahramanları inanabiliyor yüzyıllar boyu yaşadıkları yerden ayrılacaklarına, ne okur anlayabiliyor fikri bile alınmayan insanların apar topar gönderilmelerini... Sonunda boşalan ıssız bir adada Vasili ve Poyraz Musa ile insan psikolojisinin derinliklerine dalıyor, savaşlara giriyor, kokmuş ölülerin arasında dolaşıyor, savaşa lanet ederek 306 sayfanın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.
     Şimdi sırada "Karıncanın Su İçtiği" var: Dörtlemenin ikinci kitabı. Bu kitapta adanın yavaş yavaş dolmaya başlayacağını söylüyor Yaşar Kemal. Arabıyla, Kürdü, Azerisi, Çerkeziyle...
     Ama ser veriyor sır vermiyor. İlk kitabı alan -korsanlar hariç- 65 bin okuru 495 sayfalık yeni bir hikâye bekliyor. Belli ki sürprizlerle dolu, belli ki o da bir solukta bitecek.
     Yaşar Kemal bu kitabın bir kısmını üçüncü ciltle birlikte Thilda Hanım’ın ölümünden sonra yazmış. "Thilda’yı kaybettiğimde ölürüm sanıyordum ama ölmedim. Bunu bitirmemi çok istiyordu. Onun bana bir çeşit vasiyetiydi," diyor. "İnce Memedöte duyduğu heyecanı bir daha yakalayamadığını ama böyle bir kitabı, böyle bir Türkçeyle yazıp bitirdiğine sevindiğini de ekliyor.
     "Her ayın 19’unda -toprağa verilişinin ay dönümleri- uğrarım Thilda’ya... Şimdi ondan geliyorum. Kitabın matbaaya girdiğini haber verdim. Biraz edebiyat konuştuk. İyi olduğumu, yakında geleceğimi söyledim," diyor.
     Sesi kırılıyor birden. Gözleri dolu dolu... Söyleşinin bir yerinde "Yanarken ağlarlar, seyretmeye dayanamazsın," dediği ormanlar geliyor gözümün önüne. Yangın böyle bir şey olmalı, aşk da "Her şeyden önce müthiş bir arkadaşımdı," dediği Thilda Hanım!
     
     ‘Yayınevine karışmam’
     Sonra gene kitabı anlatıyor. Van’dan sürgün edilen ailesini... Poyraz Musa’nın ikinci kitapta adaya gelen kızın memelerini gördüğü anda ondan kaçışını... İlk kez çıldırtan bir kadın kokusunu kaleme alarak kitabında yoğun bir cinselliğe yer verdiğini... Derken kitaptan hayata dönüyor. Askeriye politikaya karışırsa televole olacağını, o zaman da Kenan Evren’in bütün Türkiye’ye resim yapacağını söylüyor... Vaktiyle Ecevit’i Yekta Güngör Özden aracılığıyla nasıl reddettiğini... Ertelenen cezasını... Çok çok da hapishanede öleceğini ama asla sözünden dönmeyeceğini... Yayınevi kendisini bilboardlara çıkarırsa, bir miktar itiraz edebileceğini, gene de onların işine karışmayacağını... En iyi hırsızlığın korsan kitapçılarınki olduğunu... Sistemin genç yazarları çürütebileceğini...
     Ve daha neler neler... Bir gazete sayfasına sığamayacak kadar çok şey anlatıyor. Kitaplarındaki o olağanüstü üslûbuyla, zamanın nasıl geçtiğini fark ettirmeden.
     Bir de "İnce Memed" imzalıyor bana: "Filiz’e sevgilerle... Yaşar Kemal." Sonra da uzatıyor: "Al" diyor, "Kocana gösterir, hava atarsın..." Atarım valla.
     Yaşar Kemal ile yapılan bu geniş söyleşinin tamamını Milliyet Sanat Dergisi’nin mayıs sayısında okuyabilirsiniz. Yeni kitabını da önümüzdeki günlerde.
     
     Karıncanın Su İçtiği Yer
     Yaşar Kemal
     Adam Yayınları
     495 s.
     Fiyatı: 12.000.000 TL.
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Truvalı ozanın 2. Ege çıkartması
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
İlk cam okulu
Dansın büyüsüne davet
Cinsiyet savaşına taktikler
Internet kahramanı Avni Lifij
"Canımın istediği şarkıları söylüyorum"
Kim kral kim soytarı?
"E hadi, yeter artık!"
Süsleme tasarımına farklı bakış
"Kendi masallarımı yazıyorum!"
Dalida ile duran zaman
Kendini sokan film
Moskova’da bir Amerikalı
Kamuoyu deyip geçmeyeceksin!
Maksi mini tadında Sabri Berkeller
Polonya güneşi
Cesur bir Wagner daha!
İntikamın romanı
Ankara’da plastik fuar
Yaşanmışlığın resimleri
Yalnızlık zor zenaat
‘Sinemacının enstrümanı vicdanı’
"İtiraf" Cannes’a gidiyor!
Jüriler, festivalde sansürü tartıştı
Enis Batur vizyonundan meseleler
Müzik dünyasından kısa kısa...
Haftanın albümleri
Kısa mesaj kaygısı
Buluşmak mı bulaşmak mı?
Mudanyalı çocuklar ve Mark Dubois
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet