
|

"Canımın istediği şarkıları söylüyorum"
Oyunculuktaki başarısını yorumculukta da tekrarlayan Zuhal Olcay, bugünlerde şarkıcılığını "Siyah Beyaz" başlıklı dinletiyle renklendiriyor.
NURTEN ŞEHNAZ
Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, Selim Atakan’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği "Siyah Beyazöda Murathan Mungan, Mehmet Teoman, Lale Müldür, Attila İlhan, Ömer Hayyam ve Shakespeare’in şiir ve şarkı sözlerine Selim Atakan, Vedat Sakman, Onno Tunç ve Mehmet Güreli’nin besteleri ekleniyor. Zuhal Olcay’ın piyano, akerdeon, kontrabas ve keman eşliğinde seslendirdiği 28 parçanın yer aldığı "Siyah Beyazöda şarkı sözlerinin anlamı, gücü, öyküsü, yalın ve duru bir yorumla aktarılıyor seyirciye.
"Siyah Beyaz" teatral tadlarla bezenmiş bir dinleti olarak tanımlanabilir mi?
Evet. Bu anlamda Türkiye’de çok fazla örnek verebileceğim bir şey yapılmadı. Benim oluşturduğum repertuvar epey farklı. Daha önceki albümlerimden söylediğim besteler, kulaklarda yer edinmiş başka şarkılar, tiyatro oyunları için yapılmış parçalar, ilk kez dinleyici karşısına çıkacak olanlar var. Bu repertuvarı neyi kıstas alarak nasıl bir konsept doğrultusunda yaptınız diye sorarsanız... İnanın hiç böyle bir kaygım olmadı. İsmi de zaten bu yüzden "Siyah Beyaz". Canımın istediği şarkıları söylüyorum.
Canınızın söylemek istediği bu şarkıların ne tür özellikleri var?
Sözü, derdi olan, bir şey anlatan şarkılar. Tabii aynı zamanda müzikalitelerinden de hoşlanıyorum. Repertuvardaki şarkılar, aşkı, tutkuyu, ölümü, ayrılığı, hasreti, yalnızlığı, vazgeçmeyi, ihaneti, şehveti, zulmü vs. insana dair olan duyguları anlatıyor. Oldukça sakin dinlenen bir müzik kalitesini yakalamaya çalışıyoruz. Tam bir dinleti. Ben şarkılar içinde sahnede deviniyorum.
Yani oynuyorsunuz?
Şarkıların anlattığı duyguları ister istemez oynuyorsunuz. Zaten oynamayı ve şarkı söylemeyi sevdiğim için oradayım. Sadece mikrofonu alıp şarkı söylemekten mutlu olmuyorum. Mutlaka şarkıların dillendirdiği dertleri o karaktere girip anlatmak... Oynayarak söylemek istiyorum. Sanki bunu böyle yapmazsam bir şey eksik geçiyormuş gibi geliyor. Şarkıya bedenimi, ruhumu, yüzümü her şeyimi kattığım zaman daha mutlu oluyorum.
Bu seyircinin pek de alışık olduğu türden bir dinleti değil...
Bu şarkılarla ben insanları ne kadar ve nasıl kavrayacağım? Oyunculuğumu ortaya koyarak şarkıyı anlatmak istiyorum. Bazen durarak, bazen dizlerime kapanarak şarkı söylüyorum. Şarkıyı söylerken çok fazla görsellikle seyirciyi rahatsız etmeden herkesin kendini düşünmesini sağlamak... Yani seyircinin anlar yaratması, kendiyle ilgili dertlerini düşünmesini istiyorum. Bilinçlerindeki gidip gelmeleri yaşasınlar, tıpkı benim sahnede yaşadığım gibi. Yalnız şu var, bu dinleti insanlara çok duygusal gelebilir, eğlenemeyebilirler. Ki bu da benim derdim değil
Şarkıların sözünü biraz daha öne çıkarmak, onların öyküsüne dikkat çekmek, yorum adına neler talep ediyor?
Her gece canlı olması gerçekten çok ciddi bir performans gerektiriyor. O 28 şarkının kusursuz söylenmesi lazım. Canlı olması bir takım hataları mazur göstermiyor. Müthiş bir duygusallık içinde şarkıyı sahne üzerinde sizi dinleyenlerin de tepkisiyle birlikte bir etkileşime girerek, belki de her gece ayrı yorumlamak... Her gece şarkılarla olumlu anlamda oynama lüksüne sahibim.
Oyun Atölyesi
(0216) 345 39 39
KÜLTÜR & SANAT


Truvalı ozanın 2. Ege çıkartması
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
İlk cam okulu
Dansın büyüsüne davet
Cinsiyet savaşına taktikler
Internet kahramanı Avni Lifij
"Canımın istediği şarkıları söylüyorum"
Kim kral kim soytarı?
"E hadi, yeter artık!"
Süsleme tasarımına farklı bakış
"Kendi masallarımı yazıyorum!"
Dalida ile duran zaman
Kendini sokan film
Moskova’da bir Amerikalı
Kamuoyu deyip geçmeyeceksin!
Maksi mini tadında Sabri Berkeller
Polonya güneşi
Cesur bir Wagner daha!
İntikamın romanı
Ankara’da plastik fuar
Yaşanmışlığın resimleri
Yalnızlık zor zenaat
‘Sinemacının enstrümanı vicdanı’
"İtiraf" Cannes’a gidiyor!
Jüriler, festivalde sansürü tartıştı
Enis Batur vizyonundan meseleler
Müzik dünyasından kısa kısa...
Haftanın albümleri
Kısa mesaj kaygısı
Buluşmak mı bulaşmak mı?
Mudanyalı çocuklar ve Mark Dubois
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|