02 Mayıs 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Kendi masallarımı yazıyorum!"

Kendini Çetin Altan Üniversitesi’nin ebedi öğrencisi olarak tanımlayan Solmaz Kâmuran, tarihi romanlar üzerine yaptığı akademik kariyerine bir kitap daha ekledi: "Minta".

     SEMA ASLAN

     Son dönemde özellikle tarihi romanlarla anılır oldunuz. Neden tarih?
     Rastlantısal ya da içgüdüsel olarak yazdığımı söyleyebilirim. Beni çeken bir şeyler var; "Kiraze"yi de aynı duygularla yazmıştım. "Minta", aslında tarihsel bir roman mı, yoksa coğrafi mi? Hayatın içindeki ağırlıkları kadar var her şey. "Kiraze"yi yazarken geçmişteki gerçekleri temel almam ile "Minta"daki köle ticareti arasında bu açıdan bir fark görmüyorum. Bir de aslında romanları kategorize etmekten hoşlanmıyorum.
     
     Neden köle ticareti ve siyah nüfus?
     Türkiye’de siyah nüfusu görebilirsiniz ama kırk yılda bir. Oysa Köyceğiz’de çok yoğun bir şekilde yaşıyorlar ve beyazlarla evleniyorlar. İşte bu insanları araştırırken "Minta"yı yazma fikri oluştu.
     
     Romana adını veren Minta, yani caretta carettalar birleştirici bir unsur gibi.
     Evet, kuşaklararası değişimi anlatırken yapıştırıcı bir şeye ihtiyacım vardı, bu da kendiliğinden oldu. Carettaların gidiş gelişleri derken roman "Minta" adını aldı. Bir de kosmozu düşünürken bir değişmezden hareket ederiz; o da olmazsa kaosa dönüşür her şey. Bu romanda da değişmez ve bağlayıcı olan şey minta.
     
     Romanı bitirdiğimde yorulduğumu hissettim.
     Çünkü bu kitabın hakkı esasında 800 sayfa falandır. 350 sayfada anlatılınca her şey, okur yorulabilir. Fakat diğer taraftan romanı ayrıntılandırmam gerekecekti ki buna da okur tahammül edemez diye düşündüm.
     
     Romanınızın temel unsurunu oluşturan köle ticareti yabancısı olduğumuz, sanki bizim dışımızda gelişmiş ve yaşanmış bir olgu gibi.
     Köle pazarları hep vardı; illa siyahların köleliği olmak zorunda değil bu. Türkiye’de bilinmeyen her şey yok sayılıyor; örneğin ensest yoktur deniliyor. Kölelik için de aynı şey geçerli; adına devşirme denmiş vs. Ama köle pazarları var. Bunun Almanya’ya giden işçilerin hikâyelerinden farklı bir yanı yok. Tarih deyince illa 16. yy.’a vidalanmak gerekmiyor; tarihi hayatın içinden ayırmak mümkün mü? Benim realist şeyler yazıyorum. Öte yandan hayat bilgisi dersi vermek için yazmıyorum, kendi masallarımı yazıyorum.
     
     "Minta"nın kadın odaklı olduğu söylenebilir mi?
     Herhalde, fakat oturup kadınları anlatayım demiyorum. Yazdıktan sonra fark ediyorum. Mesela, bir romanı yazarken başka bir romanı düşünüyorum. Kendi kendimin katipliğini yapıyorum yani. Şimdi de "Macar" isimli romanım üzerinde çalışıyorum. Ki o, erkek odaklı bir roman. Fakat, özellikle bu kitapta farkında olmadan anne - çocuk ilişkisini sorgulamışım.
     
     Kitap, kuşaklararası geçişlere, dolayısıyla doğurganlığa dayandığı için belki de? Mesela kitapta ölenler hep erkekti.
     Öyle mi? Demek ki bir öfkem varmış... Fakat kadınlar hayatta da daha uzun yaşarlar. Bu da düşünülerek yazılmadı.
     
     Bir de son kalanlar beyazdı...
     Evet, beyaza döndüler. Çünkü insanlar, özellikle Amerika’dakiler çok daha dinamik hayatlar yaşıyorlar, dolayısıyla da karışıyorlar. Fakat bu ırkçılığın olmadığı anlamına gelmiyor. Toplumun en düşük gelirli olanlarının siyah ya da beyaz olmaları fark etmiyor. Onlar birarada olabililer, tıpkı Amerika’da Kızılderililerle siyahların birarada olmasının fark etmediği gibi. Ayak işlerini yapan beyazlarla ayak işlerini yapan siyahların birlikte olması bir şey ifade etmez, ama ağanın kızı evlenemez bir siyahla.
     
     Geçmişten günümüze yaklaştıkça aşk evliliği yapmaz oldu kahramanlarınız.
     Değişen ve gelişen koşullar başka şeyler yaratıyor. Şimdi doğum kontrolü var; doğum kontrolü olmasaydı aşk farklı olurdu.
     
     Aşk deyince... Yıllarca Çetin Altan’ın çalışmalarına da destektiniz. Aynı anda çevirileriniz, kitaplarınız yayımlanıyor.
     Biz, hayatı birbirimizin üzerinde deneyecek yaşta değiliz. Aramızda rekabet değil, dayanışma var. Diyebilirim ki, hayatım Çetin Altan’ın yazılarının içinde geçiyor ve Çetin Altan Üniversitesi’nin ebedi öğrencisiyim. Gençken zor; beden daha önemli çünkü. Mesela ben tekrar genç olmak istemezdim; gençlik yorucu.
     
     
     Minta
     Solmaz Kâmuran
     İnkılâp Yayınları
     349 s.
     Fiyatı: 9.000.000 TL.
     
     
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Truvalı ozanın 2. Ege çıkartması
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
İlk cam okulu
Dansın büyüsüne davet
Cinsiyet savaşına taktikler
Internet kahramanı Avni Lifij
"Canımın istediği şarkıları söylüyorum"
Kim kral kim soytarı?
"E hadi, yeter artık!"
Süsleme tasarımına farklı bakış
"Kendi masallarımı yazıyorum!"
Dalida ile duran zaman
Kendini sokan film
Moskova’da bir Amerikalı
Kamuoyu deyip geçmeyeceksin!
Maksi mini tadında Sabri Berkeller
Polonya güneşi
Cesur bir Wagner daha!
İntikamın romanı
Ankara’da plastik fuar
Yaşanmışlığın resimleri
Yalnızlık zor zenaat
‘Sinemacının enstrümanı vicdanı’
"İtiraf" Cannes’a gidiyor!
Jüriler, festivalde sansürü tartıştı
Enis Batur vizyonundan meseleler
Müzik dünyasından kısa kısa...
Haftanın albümleri
Kısa mesaj kaygısı
Buluşmak mı bulaşmak mı?
Mudanyalı çocuklar ve Mark Dubois
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet