
|



BM ruhunu kaybetti
Çalışma masamda iki yıl önce El - Aksa Camii önünde çekilmiş bir hatıra fotoğrafı duruyor. Güneşli bir günde, caminin dışı tüm güzelliğiyle parıldıyor. Arka planda iki çocuklu bir ailenin içeri doğru girdiği görülüyor. Kudüs’teki mevcut kan gölü ve çözümsüzlükle tamamen tezat oluşturan bir resim.
Bugünkü gerçekler ise pek çok "azametli" dünya ülkesini utandıracak nitelikte. Yaşanan trajedideki ilginç boyutlardan biri de ABD’nin ardından, Birleşmiş Milletler’in de bölgedeki duruma katkı getiremiyor olması. Son olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Cenin kampında araştırma yapmak üzere kurduğu komisyonu - günlerce beklettikten sonra - dağıtmak zorunda kaldı.
Hatırlarsanız aynı Kofi Annan, Aralık 2001’de "daha iyi düzenlenmiş ve barışçıl bir dünya" için yaptığı üstün hizmetlerden dolayı Nobel Barış Ödülü almıştı. Son yaşananlar ise dünyanın siyasi ahlakı açısından traji - komik bir durum yarattı. BM, bu son olayla tarafsızlığını ve temsil gücünü tamamen yitirdiğini gözler önüne serdi. Yaptırımı olmayan bir BM, üyesi olan 189 ülkeyi ve de 2.5 milyar dolarlık bir bütçeyi nasıl savunabilir?
İkinci Dünya Savaşı sonrasında 51 ülkenin "uluslararası işbirliği, barış ve ortak güvenlik" ilkeleri etrafında oluşturdukları BM, şimdi ruhu bedenini terk etmiş ölü bir insana benziyor. Elbette faydalı işler de yapıyor, ancak dünyanın en acil ve köklü sorunlarından birinde oynadığı rolün "figüranlık" düzeyine düşmesi gerçekten düşündürücü.
Geçtiğimiz günlerde Kofi Annan, yanında Powell, Solana gibi diğer ağır toplarla görüşüp, bir Ortadoğu Barış Konferansı toplama girişiminde rol oynadı. Ancak bu tür gelişmeler, BM tarafsız gözlemciler heyetinin, günlerdir İsrail tarafından Cenin’e sokulmamasının utancını örtebilecek nitelikte değil. Annan’dan gelen son açıklamalarda İsrail’in izni olmadığı takdirde, "bölgeye gitmeden de rapor hazırlanabileceği" savunuluyor. Halbuki BM, adı üstünde ülkelerarası bir kurum ve İsrail de BM kararlarına uymakla yükümlü.
İşin daha da ilginç boyutu, ABD’nin, Irak, BM silah denetçilerine şartlı izin veriyor diye bu ülkeye askeri müdahale yapmayı düşünüyor olması. Burada bir çifte standart yok mu? Bu bir bakıma BM’nin tarafsızlığını ve gücünü yitirdiği anlamına gelmiyor mu?
Ben New York’ta Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisansı’mı tamamlarken, BM’de iş sahibi olabilmek oldukça gıpta edilen bir nitelikti. Okul olarak BM’yi ziyaret eder, bazı toplantılara katılırdık. Orada çalışanları çok özverili ve ulvi bulduğumu hatırlıyorum. Aslında BM mensubu olmak her toplumda saygı uyandıran bir olgu. Tüm bunlara yazık oluyor. Son gelişmeler BM’nin saygınlığına ve kredibilitesine gerçekten önemli bir darbe vurdu.
BM’nin durumu doğal olarak dünya politikasına da yansıyor. Zengin ve güçlü ülkelerin bu düzende kimin haklı, kimin haksız olduklarına karar verme gücü, tarafsız bazı gözlem ve bulguların önüne geçiyor.
Hiçbir ölçünün olmadığı bir dünyada da, kim neyi tutturabilirse, yanına kar kalıyor.
cemipek@aol.com
SAYFA BAŞI

|
|

|