
|



İnsanlık ağacında bir dal
Münir Nurettin Selçuk'a belediyenin çöpçü kadrosundan emekli maaşı bağlandığını biliyor muydunuz?
Herkesin içini burkan bu ayrıntıyı geçenlerde Sadberk Hanım Müzesi'ndeki konuşmasında Murat Bardakçı hatırlattı.
Bu ayıbı temizlemek için Alaeddin Yavaşça devreye girip Selçuk'a konservatuvardan maaş bağlatmış, ama bu nedenle onun hakkında da tahkikat açılmış.
* * *
Orhan Veli Kanık da karanlık bir sokakta sarhoş yürürken belediyenin kazdırdığı bir çukura düşmüş, 2 gün sonra, 36 yaşında, beyin kanamasından ölmüştür.
Ölümünden sonra yayımlanan son şiiri şöyledir:
"Cep delik, cepken delik/ yen delik, kaftan delik/ don delik, mintan delik/ kevgir misin be kardeşlik."
Sabahattin Ali'nin Bulgar sınırında beyni parçalanarak öldürüldüğünü düşünürsek Orhan Veli yine de şanslı sayılır.
Onun suçu da iktidar sofralarına meze olmamaktır.
* * *
Sadrazam Talat Paşa, Neyzen Tevfik'e devlet dairesinde katiplik önerdiğinde Neyzen sormuş:
"- Katip olacağım da ne olacak?"
"- Önce katip, sonra umumi müdür, vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam..." diye saymış Talat Paşa:
"- Ya sonra?"
Paşa, "Sonrası hiiiç..." diye omuz silkmiş.
Gülmüş Neyzen:
"Ben bugün de 'hiç'im. Sonu 'hiç' olduktan sonra onca zahmete ne hacet?.."
Neyzen, 60'ına yakın Mustafa Kemal'in sofrasında ney üflerken "Benden ne dilersin" sorusunu da "Hiç" diye yanıtlamış, üstelenince de "Nüfus tezkerem yok, bana bir kafa kağıdı çıkart" demiştir.
Üzerinde yamalı kıyafet, patlak papuçla ölmüştür.
* * *
Önceki gece "Bir Yudum İnsan"da Yaşar Kemal'e "Nicedir görünmüyordunuz, neler yaptınız" diye sordu Nebil Özgentürk;
"Mahkemelere gittim, çok vaktimi aldı o mahkemeler" dedi Yaşar Kemal...
1950'de jandarmaların evini basıp, Anadolu'dan binbir emekle derlediği anıları sobada yaktığını anlattı. Bir de "Kan dursun, kardeş kardeşi vurmasın" diye verdiği savaşımda mahkum edilmesini...
"Sadece ülkem adına utandım" dedi, "...ama kırılmadım, Türkiye'yi biliyorum".
Sonra o Nazım'dan "çok yazık olmuş bir insan" diye söz etti;
Çetin Altan da ondan "Her yazarın çektiği Türkiye çilesini göğüslemiş bir arkadaşım" diye...
* * *
Niye Türkiye, yazarları için keyfini süreceği değil, çilesini çekeceği bir diyar olagelmiştir ki?
Niye bu ülke, yazarının, sanatçısının heykelini dikmek yerine mezarını kazmış, kitabını değil, evini basmıştır?
21. yüzyıla hala kitap toplatan, film sansürleyen, müzik yasaklayan bir devletin yurttaşları olarak girmeyi hak ediyor muyuz?
Peki, yazarımızı açlığa, zindana, mahkeme kapılarına sürüklerken kimleri oturttuk gündemin başköşesine... bir gece ekran karşısına geçin de bakın...
Bu mu yarının Türkiye'sine bırakacağınız miras, bunlar mı aynı dili paylaşmakla övünecekleriniz?..
Neyse ki bu boranda, Nebil sayesinde, Yaşar Kemal'in gürüldeyen sesini duyabildik o ekrandan da, gururlandık, "İnsanlık ağacında bizim de bir dalımız var" diye...
candundar@superonline.com
SAYFA BAŞI

|
|

|