05 Mayıs 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Köyceğiz'deki pastoral senfoninin sonu...

     Bir haftalık Köyceğiz pastoral senfonisi, şimdilik noktalanıp; yeniden bizim bir ömürlük Göztepe trompet solosuna bırakıyor yerini.
     Köyceğiz'in son renkli sürprizi, dün sabah Yargıtay Başkanı değerli dost Doç. Dr. Sami Selçuk'la sayın eşinin; yargıç, savcı ve genç hukuk bilimcileriyle birlikte bize yaptığı ziyaret oldu.
     50 metrekarelik bahçenin, yerden yarım metre yüksekliğindeki 6 metrekarelik verandasında ağırlamaya çalıştık kendilerini.
     * * *
     Gençken fakülte çalışmalarımın başlıca hedeflerinden biri, "Kamu Hukuku Doktrinleri hocalığı" olduğu ve yazı hayatında da, yeryüzü ölçüsünde "ağır ceza sanığı" olma rekorları kırdığım için; "Yasama ve Yürütme" erklerinin yanında, "Yargı" erkinin Başkanı'yla - ev ziyareti düzeyinde - bir gönül köprüsünün lezzetini paylaşmak, taptaze bir Köyceğiz mutluluğu oldu.
     Birkaç yıl önce de, Sami Selçuk Bey, lütfedip Yargıtay'da bir konuşma yapmaya davet etmişti beni...
     Önce hukukun, "insanlığın ortak huzurunu güvence altında tutmaya dönük, evrensel ilkeler matematiğidir" diye tanımlamasını yapmaya çalışmış ve yaşadığım yargı sahnelerinden anılar anlatmıştım.
     Yargıtay daire başkanlarının, onca ağır ceza davasından geçmiş yaşlıca bir kalem emekçisini bir hukuk barbarı olarak değil, su yüzüne pek çıkmamış bir hukuk sevdalısı olarak görmeleri özeni vardı konuşmalarımda. Bilmiyorum ne kadar becerebildim...
     Ama Yargıtay Başkanı Selçuk'un, eşiyle Köyceğiz'de lütfettiği ziyaret; bizim kuşağın militerlerinden Cevdet Sunay Paşa'nın, patlak bir ramazan davulu tokmağına benzeyen hukuk anlayışıyla uygulamalarını, bir gökkuşağı yelpazesiyle uzaklara süpürttü belleğimden.
     * * *
     25 yıl kadar önce de, Türk Dil Kurumu'nun "Bir Yumak İnsan"a verdiği ödülü, o zamanın Danıştay Başkanı'nın elinden almıştım...
     Ya hele Cumhurbaşkanı Oramiral Fahri Korutürk ile eşi Emel Hanımefendi'nin, nasıl yanıt vereceğimi bilemediğim iltifatı Köşk'te...
     Ve Selimiye Kışlası'nda, "serbestsin" diye bir kağıt imzalatıldıktan sonra; serbest bırakılmadığımın ertesi sabahındaki çok erken bir saatte; bir manga tüfekli asker ortasında, Selimiye'nin uzun koridorlarından kışlanın avlusuna doğru götürülüşüm...
     Ne menem bir yerdir ki Türkiye, yazı adamlarının hayatı; bir buz gibi soğuk, bir cehennem gibi sıcak akan bir duş altında; titreye yana geçip gider...
     * * *
     Galiba aşırı söz ettim kendimden. Devletin üst düzey kademeleriyle, her türlü dostluk ilişkisinden kopuk, ayrı ayrı dünyalarda yaşadığımız için, Yargıtay Başkanı Selçuk'la eşinin Köyceğiz ziyareti, eski anılar pingpongunu da canlandırdı galiba içimde, kusuruma bakmayın.
     Dün yine Köyceğiz'deki, ilkokul öğretmenlerinden bazı gençlerle de ahbaplık ettik.
     Türkiye insanı, "yazarı, gazeteciyi, siyasetçiyi" öylesine birbirine karıştırıyor ki; her birinin uğraş alanını ötekinden ayırıp netleştirmek zorlaşıyor konuşmalarda...
     * * *
     Öteden beri Türkiye'de dikkatimi çeken bir şey daha var; mesleksiz bireylerin, hep yasal bir gözlükle bakmaları her şeye...
     Hemen hemen kimsenin doğru dürüst bir mesleği yok ve sadece tuttuğu bir siyasetçi var; yahut kızdığı siyasetçi...
     O nedenle de, şu siyasetçi, yahut bu siyasetçi hakkındaki görüşlerim soruluyor sık sık... Yazılarla kitaplardan söz edene pek rastlanmıyor.
     Benim de ellerim böğrümde kalıyor.
     * * *
     Neyse, boş verin bunlara...
     Eski Yunan'dan uzantılı "yalanla doğru" üstüne, bir pazar fıkrasıyla bitirelim yazıyı:
     Bir politikacı:
     - Bütün politikacılar yalan söyler, demiş.
     Politikacı doğru söylemiş.
     Madem politikacı doğru söylemiş; öyleyse bütün politikacılar demek ki yalan söylemiyormuş.
     Bütün politikacılar yalan söylemediğine göre, demek ki politikacı yalan söylemiş.
     Politikacı yalan söylediğine göre, hepsi yalan söylüyormuş; demek ki doğru söylemiş.
     Doğru söylediğine göre, demek ki hepsi yalan söylemiyormuş. Hepsi yalan söylemediğine göre, demek ki yalan söylemiş. Yalan söylediğine göre...
     * * *
     İşte size, dilediğiniz kadar uzatabileceğiniz bir fıkra...
     Tıpkı, okullarda, nutuklarda, demeçlerde, yazılarda, konuşmalarda, iç siyasette, dış siyasette, ekonomide, hukukta, tarihte, "Türk'e Türk propagandası yapmayı" kuşaktan kuşağa sürdürüp gitmek gibi...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Köyceğiz'deki pastoral senfoninin sonu...

Melih AŞIK
Fransız neşesi...

Fikret BİLA
Durmuş: Soyuyorlar

Hasan CEMAL
Ayrıcalık değil mi GS'li olmak?..

Güneri CIVAOĞLU
Aşk öyküsü

Can DÜNDAR
Kır çiçekleriyle...

Abbas GÜÇLÜ
Medya ve çocuk

Mehmet Y. YILMAZ
Gözlerimle kucakladım İstanbul’u... Bir gece vakti...

Hasan PULUR
Kıssadan hisse...

Derya SAZAK
Ecevit'in sağlığı

Meral TAMER
Kariyer, metal tepside sunulan kuru fasulye mi?

Ece TEMELKURAN
Toz gezegeni ABD’ye saldırdı!

Metin TOKER
Fransızlar Bugün Le Pen'i Haklıyorlar Ama...

Osman ULAGAY
Derviş Türkiye’yi dünyayla ve ekonomiyle buluşturabilir mi?

Güngör URAS
Erguvan mevsimi geçiyor

Serpil YILMAZ
Bu kez mehtap küsmedi

© 2002 Milliyet