06 Mayıs 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Deepak Chopra: "Ben peygamber değilim"
"Din adamları sevgiden söz etmiyorlar"

"Batı tıbbı süper teknisyenler yarattı. İnsan vücuduna ilişkin çok şey biliyorlar ama ruhu bilmiyorlar" diyen Deepak Chopra geliştirdiği karşı-tıp teknikleri ve spiritualizm öğretisiyle milyonların umudu oldu

     AHMET TULGAR

     Amerikalı doktor Deepak Chopra, Time dergisine göre "alternatif tıbbın şair-peygamberi" ve 20. yüzyılın 100 kahramanından biri. Dünyanın en iyi hatiplerinden sayılıyor. Madonna, Donna Karan, Demi Moore, Mandela, Gorbaçov gibi güç, para ve tatmin sahipleri onun "Spiritualizm" olarak tanımladığı öğretisinin takipçileri. Konferanslarında her şeyden bahsediyor, sevgiden, diyetten, yogadan, felsefeden, dinden. Bir hekim olarak mesleğini icra ettiği çeşitli kliniklerde Batı tıbbıyla eski kültürlerin geleneksel yöntemlerini karıştırıyor, ilaç da veriyor, telkinde de bulunuyor. Guru olmadığını söylüyor, edasında da bu tür şeyler pek sezilmiyor, hatta biraz çapkın bakıyor ama galiba guru muamelesi görmekten hoşlanıyor, yüzlerce dolar karşılığında verdiği konferanslarda insanlığın kurtuluşu söylemini kullanıyor. Hint asıllı olması da ya cabası ya da kaynağı bütün bunların.
     
Başarılı bir doktorken eski kültürlerin yöntemlerinin de tıp alanına girmesi gerektiğine karar veriyorsunuz. İlaçla spitiualist telkini birarada kullanıyorsunuz. Bir çeşit karşı-tıp geliştiriyorsunuz. Size Batı tıbbında yetersiz gelen neydi?
     Batı tıbbı süper teknisyenler yarattı. İnsan vücuduna ilişkin çok şey biliyorlar ama ruhla ilgili hiçbir şey bilmiyorlar.
     
Demokrasiden söz ediyorsunuz. Her insanın özünde bir bütünün parçası olduğunu anlatıyor, bir tür idealist bir eşitlik doktrini yayıyorsunuz. Ama bir yandan da sürekli liderliği, lidere duyulan ihtiyacı vurguluyorsunuz. "Lider"in öğretinizin anahtar kavramlarından olması onu antidemokratik bir doktrin haline getirmiyor mu?
     "Lider" dediğimde kendi içinde bağımsız bir varoluşu kast etmiyorum. Lider grup bilinci tarafından yaratılır. Eğer grup bilinci ruhu hayatta kalma modundaysa, lider koruyucudur. Eğer grup bilinci ruhu bir hedef için gayret etme modundaysa, lider hırslı bir politikacıdır. Eğer grup bilinci ruhu bilişsel moddaysa, lider bir bilim adamıdır vs. Lider ve takipçileri birbirlerini karşılıklı olarak yaratırlar. Mesela Hitler bir liderdi ama aynı zamanda o zamanın Alman toplumunun psikolojisinin temsilcisiydi. Ben kişisel olarak liderin gerçekten bulunduğunu düşünmüyorum, lider bir grup bilincinin sembolik ruhudur.
     
Ya bu sembolik ruh ve bu ruhun taşıyıcısı grup bilincinin üzerinde bir iktidara dönüşürse? Zaman içinde böyle olmuyor mu?
     İnsanların her zaman sembollere ihtiyacı olur. Ve sembolik ruhun nasıl olacağına da sadece grup bilinci karar verir.
     
Siz insanın özünü tanıması durumunda iyiliğe ulaşacağını, insanın içinde sadece iyilik, hoşgörü gibi iyicil özellikler olduğunu söylüyorsunuz. Ve toplumların da insanın bu özünü temel alması durumunda iyi toplumlar olacağını ileri sürüyorsunuz. Birkaç gün önce Türkiye’ye gelen Alman filozof Jürgen Habermas’ı tanıyor musunuz?
     Hayır.
     
Habermas da "Ahlak Bilinci ve İletişimsel Davranış" kitabında eşitlik, ifade özgürlüğü ya da yaşam hakkına saygı gibi ilkelerin transendental pragmatik (aşkın faydacı) ilkeler, kurallar olduğunu söyler. Çünkü bu ilkeler, bu ilkeleri ihlal edenlerin bile yararınadır, onlar için bile gereklidir. Yani siz insanın özünde iyi olduğunu, Habermas ise zorunluluktan ötürü, gündelik hayat içindeki ilişkilerin dayatmasıyla iyi olduğunu söylüyor.
     Evet, ben de temel insani çıkarlar olduğunu düşünüyorum. Yaşama içgüdüsü, çalışma, sevgi, yaratıcı ifade... Ben de ahlaki ya da davranışsal ilkelerin insana empoze edilemeyeceğini düşünüyorum. Bence insan ahlakının ya da davranış biçiminin onun bilincinin evriminin hangi aşamasında olduğuna bağlıdır. İnsanın ahlakı ve davranışı onun bilincinin ne kadar güçlü ve ne kadar genişlemiş olduğuna bağlıdır.
     
Dünya için iyimser misiniz, kötümser mi?
     Gerçekçiyim.
     
     "Sürekli iyi olmaya çalışmak strese yol açar"
İnsanın özünde iyi olduğunu söylüyorsunuz. Ama insanın bir de bedensel, biyolojik ihtiyaçları söz konusu. Bunların karşılanmaması durumunda ne olur?
     İnsan hem evrilme güdüleri hem yıkıcı güdüler taşır içinde. İnsan ikicil davranışların, ikircikliğin alanıdır, çelişkilerin alanı. Kutsal ile dindışı aynı anda bulunur insanda.
     
Dinler iyi insanın cennetle ödüllendirileceğini söyler. Sizin öğretiniz iyilere ne vaatediyor?
     Din ahlakı kurallaştırır, iyi bir insan kontrol sistemidir. Ama eğer bütün dindar insanlar cennete gitmek için iyi insanlara dönüşseydi dünya çok can sıkıcı bir yer olurdu. Hayatı ilginç yapan şey bizim varoluşumuzdaki çelişkidir. Eğer seyrettiğiniz filmde herkes iyi insansa, 10 dakikada sinemayı terk edersiniz. Ayrıca sürekli iyi olmaya çalışmak, içindeki "dindışı"ndan, kutsal olmayandan kurtulmaya çalışmak, bu tür bir suni çaba çok stresli bir uğraştır. İnsan kendi içini keşfedip başkalarından farksız olduğunu, aynı çelişkileri barındırdığı, bugün yargıç olarak oturduğu koltuktan yarın suçlunun koltuğuna geçebileceğini anladığı zaman içindeki hoşgörüyü, sevgiyi farkeder. Spiritiualizmin temeli sevgidir. Din adamlarını dinleyin. Sevgi sözcüğünü söylemiyorlar. Ahlak ve yargı kaynağı sevgi değil.
     
Artık Türkiye’de de spiritualizm, meditasyon filan çok ilgi uyandırıyor. Bu bütün dünyada güçlenen bir eğilim. İnsanların siyasi ideolojilerden, dünyayı değiştirecek ideolojilerden umudu kesmesinden mi kaynaklanıyor bu?
     Umarım ideolojiler ölmüştür. Spiritualizm; ideoloji, dogma, din ya da inanç değildir. Bilinçliliğin deneyimlenme durumudur. Spiritualizm "Ben kimim" sorusunu sormaktır. Bu sorunun derinine indikçe insan kendisinin her şey ve herkes olduğunu farkeder. İnsan kendisini tanımlarken, "Ben başkalarıyım" der o zaman.
     
Zaten bütün felsefelerin birincil sorusu "Ben kimim" değil midir?
     Evet.
     



 PAZAR


"Adım Ali diye beni Türk sanıyorlar"
"Din adamları sevgiden söz etmiyorlar"
Şimdi herkes Love’a gidiyor
Bir "Yıldız" doğuyor
Tütün fabrikasından bilgi fabrikasına...
Hızır ile İlyas el ele!
20. asrın son büyük şarabı
Sultanahmet’te Güney Fransa yemekleri
Çocukları mutlu eden ayıcıklar...
Hıdrellez kutlanıyor
Gazebo’da krep günleri
Süreyya’ya yaz geldi
Şarabi’de tadım günleri başlıyor
Kahveyi taze tutmak için...
Mr. Gurme şehirde son turunu attı
Geçmiş mayıs olur ki, hayali isyana değer...
Ağlatan filmlerin faydaları
"Osmanlı Başkenti İstanbul"un hocalarından Mustafa Cezar
Selim İleri’nin kebapçıdaki çifte kutlaması
Anılarınız bu kitapta
Yoksa bu "deli tavuk" mu?


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet