08 Mayıs 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Yönetim beni üzdü

Yöneticilerin bana hiçbir şey söylemeden Fatih Terim’e gitmelerini asla unutmadım. Çok rahatsız oldum ve kalbimin bir yerlerinde bu olay hâlâ duruyor

     LUCESCU yazıyor
Öyküler bitti sıra gerçeklerde - 3


     Bu yıl bir takım şeyler değişti. Örneğin geçen sene Fenerbahçe maçı öncesinde bir hafta benim hakkımda adeta kampanya yapıldı. Sürekli eleştirildim. Bunları hep kötü hatıralar olarak tutuyorum.
     Tabii ki bu kötü anılar bununla da bitmiyor. Tam tarihini hatırlamıyorum. Ama yöneticilerin bana hiçbir şey söylemeden Fatih Terim’e gitmeleri beni son derece çok üzdü. Çok rahatsız etti. Ama bu olay, bana çok daha fazla güç verdi. O zaman bir Ukrayna takımının bana teklifi vardı. Galatasaray’dan olan tüm alacaklarımı ödeyeceklerdi. Bana, buradan çok daha iyi bir teklif sunuyorlardı. Ama istemedim. İnanılmaz hırslandım. Onlara başarıyı yakalayarak gösterecektim. O zaman ailem benim buradan gitmemi, hep birlikte İstanbul’dan ayrılmamızı istedi. Hatta Donesk takımının özel uçağı havaalanında bekliyordu. Ama yapamadım. Ayrılamadım. Futbolcularım bana inanmıştı. Bu inancı boşa çıkartamazdım. Belki bazı insanlar bu durumda nasıl gitmediğimi eleştirebilirler. Ancak bu olayı asla unutmadım. Kalbimin bir yerlerinde hâlâ duruyor. O zaman Şampiyonlar Ligi devam ediyordu, ligde üç puan öndeydik. Böyle bir şeye gerek yoktu. Hâlâ anlayamadım bunu neden yaptıklarını.
     
ATASÖZÜNÜ SEVERİM
     Geçen seneki hatalarımdan birisi de zaman zaman sert konuşmalar yapmam oldu. Ama bu sezon bunu yapmadım. Ama yine de dayanamayıp günün anlamını içeren, şampiyonluğun öyküsünü içeren bir atasözü söyleyebilirim. Bu deyim mutlaka Türkiye’de de kullanılıyordur. Köpekler havlar, at arabası yürür. Tercümesi böyle galiba. Ya da köpekler bağırır, kervan yürür. Bu atasözü bu sene hep aklımda kaldı. Beni bu yönlendirdi. Bu sene prensibim buydu. Provakasyonlara aldırmayayım, polemiğe girmeyeyim ve sadece işimi yapayım. Bir çok sıkıntıyı bu mantıkla geçmesini ya da aşmasını bildim.
     Yeniden sezona dönmek istiyorum. Ben bu sezon sakatlıklardan çok çektim. Bunun sıkıntısını hem ligde, hem de Avrupa’da çok yaşadım. Şampiyonlar Ligi’ne devam edeceğiz, elimde futbolcu yok. Futbolcularımın sağlığı benim için çok önemliydi. Çünkü üç günde bir maç yapıyoruz. Fenerbahçe ve Beşiktaş üç günde maç yaptılar, ligde ne puanlar kaybettiler.
     
İKİ TİP HOCA
     Türkiye’deki karizma tartışmasına da değinmek istiyorum. İki tip teknik direktör vardır. Bunlardan birisi oyuncularına pazartesinden hafta sonuna kadar sakinlik verir. Futbolcusunun gücünü yükselterek heyecan katar. Hafta sonuna kadar oyuncu maksimum gücüne yükselir. Ayrıca da rakibi çok iyi tanır. Çarşamba günleri futbolcuların havasını yumuşatırsın. Oyuncularla çeşitli şakalar yaparsın. Üstlerindeki stresi atarsın. Eğer futbolcularına bir şeyler verebiliyorsan bu karizmadır. Yoksa karizmanın giyimle kuşamla alakası yoktur. Bu sistemle futbolcu maça kendisine güvenerek çıkar. Futbolcu hocasının rakibini çok iyi tanıdığını bilir.
     Ama rakibi hakkında bir şey bilmeyen hoca işler ters gidince sahaya kendisini atar. El kol hareketleri yapar. Yerinde zıplar. Benim için karizma dikkat ve konsantredir. Hoca kenarda futbolcuları üzerinde baskı kurmamalı. Eğer baskı kurarsan oyuncular gerilir. Oyunculara verilen sakinlik güven yeter. Benim açımdan futbolcu sahaya çıkarken hocanın rolü bitiyor. Hoca artık o andan sonra olaya taktik olarak bakıyor. Zaten bağırıp çağıran hoca maçı da göremez. Bu da diğer tip antrenördür. Ben oyunculara baskıyı antrenmanda yaparım. Ama maç içinde onları sakin bırakıyorum.
     
BEYİNLE BAKACAKSIN
     İkinci tip antrenörler rakibin ne oynadığı ile ilgilenmezler. Biz kendi oyunumuza bakalım derler. Bu genelde küçük takımların karakteridir. Gidip baksınlar Capello, Del Bosque ve Ferguson saha kenarında ne yapıyorlar? Ferguson kenarda hep ciklet çiğner. Heyecanı içindedir. İçinde fırtınalar kopar, ama hiç belli etmez.
     O dediğiniz karizmayı hafta sonu hocaları gösterir. O bir şovdur. Genelde de bunu seyirciler için, medya için yaparlar. Ben kesinlikle öyle bir insan değilimdir. Bu insanların karakterine göre değişir. Karizma, futbolcusuna ne vereceğini bilen antrenörde vardır. Bir futbol sezonu bittiğinde, o takımın en bitik insanı antrenörüdür. Futbolcu fizik olarak yoruluyor. Ama aklı hocadan alıyor. Hoca sürekli bir şeyler verir. Her geçen hafta yeni fikirler aşılamalı. Hiç durmamalı. O yüzden sezon sonunda bitik oluyor. Onun için Avrupa’da antrenörler üç dört senede bir dinleniyorlar. Ama örneğin bir Ferguson için sorun yok. Onun şartları değişik. Çok zengin bir kulüp. Aksaklıkları görüyor. Ve hemen dolduruyor. Ama bütçesi düşük kulüplerde olan hocalara oluyor. Kolay değil. Bazıları hafta sonu takım çıkarıyorsun hepsi bu diye düşünebilir. Bir hocayı eleştirirken ona sadece gözlerin ile değil, arkasında bulunan beyin ve gözlerinle bakacaksın. O zaman işte gerçek anlamda eleştiriyi yapabilirsin.
     
TEK TAKIMIZ
     Benim futbolcum üç günde bir maç yaptığı için maç seçimi yapamaz. Ama Avrupa’da başarılı bir maçtan sonra üç gün sonra çıktığı lig maçına iyi konsantre olamadılar. Bursa ve Göztepe maçlarını bu yüzden kaybettik.
     Bu işte yeniden konsantre olmak çok zor. Bu yüzden bu tür maçlarda bazen dört oyuncuyu değiştiriyordum. Şampiyonlar Ligi’nde oynayan takımlara bir bakın. Büyük takımların hepsi ligleri kaybettiler. Sanıyorum hem Şampiyonlar Ligi’nde oynayıp, hem de ligi kazanan tek takımız.
     Bir de tabii Türkiye Kupası var. Erzurumspor’a bilerek elenmedik. Ama kazanmak içinde hiçbir şey yapmadık. Türkiye Kupası artık eskisi gibi değil. O kadar önemi yok. Bir şey getirmiyor. Bugün UEFA kupasını kazan takımlar genelde Şampiyonlar Ligi’nden elenen takımlar. UEFA kupası bu takımlar geldikten sonra güzelleşiyor. Üstelik para olarak bir şey getirmiyor. Sadece hasılat. Bu parayla bir seyahati bile karşılayamazsın. Ama Şampiyonlar Ligi’nde çok büyük kavgalar var. Geçen iki yılda 25 milyon dolar kazandık.
     Futbolcular Şampiyonlar Ligi’ne kalırsa, kendileri kazanıyorlar. İki senede 37 puan kazandık. Bu harika bir olay ve Türk futbolu için çok iyi bir şey. Aslında bu sezon benim için ayrı bir mutluluk var. Üç büyük kulübün başında Alman hoca vardı. Ve ben üç Alman’ı da yendim. Onlara karşı çok büyük saygım var, ama ben kazandım. Balkan ülkelerinde, kendimizi batı ülkelerine karşı kanıtlamak için içimizde hep bir duygu vardır. Benim saygım özellikle bizi şampiyonlukta kovalayan takımların futbolcularına. Onlar sonuna kadar bu işi bırakmadılar.
     Sonuna kadar peşimizden geldiler ve şampiyonluğu kovaladılar. Bu yüzden benim için bu şampiyonluk daha da önemli oldu. Ama hayatta birinci olmak kadar ikinci olmakta önemlidir. Çünkü birinci olduğun zaman sana mutlaka ikinci kim oldu diye sorarlar. Rakibini öğrendikleri zaman değerin daha da yükseliyor.
     
Sergen’i hep şişirdiler
     Sergen’i bilerek aldım. Ve ondan hiçbir zaman 90 dakika oynamasını beklemedim. En yüksek performansı almak için sabırla çalıştım. Ama çocuğu rahat bırakmadılar. Türkiye’nin en iyi futbolcusu diye onu hep şişirdiler. Zaman zaman 20 dakika oynattım. Ama bana çok önemli ve büyük maçları kazandırdı. Sahalar ağırlaştıkça da Sergen’in dizi dayanmadı sakatlandı. Eğer o sakatlığı olmasaydı, bu sene büyük işler yapabilirdi.
     
Bilerek ceza aldım
     Gençlerbirliği maçında sahaya bilerek girdim. Ceza alacağımı çok iyi biliyordum. Çünkü artık bu olaya dikkat çekmek istiyordum. Rakipler bize karşı çok sert oynuyorlardı. Belki de o işe yaradı. O olaydan sonra, rakip futbolcular daha dikkatli olmaya başladı ve öyle ciddi sakatlık yaşanmadı. Bu belki bir cinlik, ama yapmak zorundaydım. Zaten Capello da çok akıllı olduğumu söylerdi.
     
Bütün camları plastik yaptık
     Hasan Şaş ben gelmeden önce ilk on birde oynamış futbolcu değildi. Real Madrid maçından sonra takıma girdi. Ondan sonra da en önemli isimler arasına girdi. Benimle kişilik kazandı. Takımın lideri oldu. Ama yapı olarak biraz sinirli. Bir gün soyunma odasında arkadaşı bir şey söyledi, elini cama vurdu. Ama bu tepki ya da kavga değildi. Hasan’ın o olayından sonra soyunma odasının bütün camlarını plastik yaptık.
     
Gaziantep’i unutamam
     Türkiye’de hiç unutamadığım maç geçen sene oynadığımız Gaziantepspor maçıdır. Benim için o maç çok önemlidir. O maçta 7 futbolcum eksikti. Ayrıca göreve devam edip etmeyeceğim de, o maça bağlıydı. Kazanıp, Şampiyonlar Ligi’ne hak kazanınca, kalıp devam edebileceğimi ve yeni yapılanmaya geçebileceğimi anladım.
     
Fener kötü tat bıraktı
     Bu sene yenildiğimiz Fenerbahçe maçını unutamam. Bende çok kötü bir tat bıraktı. O dört kırmızı kart çok kötüydü. Benim için bir spor müsabakasında eşitlik çok önemlidir. Takımlar arasında adalet olmalıdır. En kötü maçımız ise 5 - 0 yenildiğimiz Bursaspor maçı oldu. Bana göre de sezonun en önemli maçı 2 - 0 kazandığımız Eindhoven maçıydı.
     
     YARIN: Rakipler ne yaptı?



 SPOR


Nerede kalmıştık
Haftanın Analizi
At yarışları
Avrupa'dan futbol
"Kupa İbo'nun hakkı"
2. ve 3. Lig
Sacramento evinde kaybetti
Voleybola makyaj
Lucescu'da fren
VE RÜŞTÜ KALDI
‘Tecrübe kazandı’
Gözler Yanal’da
Tatile gitmiyoruz
Yönetim beni üzdü
Transferde 3. göz
Talimat günü
Haber Turu
Fener’de kötü bilanço
Terim, Terim’e karşı


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet