08 Mayıs 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Bir hakikat var mı derken bir hayale döneriz" Rıza Tevfik

     Dün sabah saat 7 sularında, Hasan Cemal'in Milliyet'in ilk sayfasından yansıtılmış satırlarını okuyunca; elimin kendiliğinden sigaraya uzandığını ve hemen otomatik olarak bir sigara yaktığımı sonradan fark ettim.
     Hasan Cemal'in yazı başlığı "Ecevit'in sağlığı..." idi ve yazısından şu satırlar alınmıştı:
     "Siyaset gündeminin gizli gündem maddesiydi Ecevit'in sağlığı. Artık öyle değil. Bu konu yüksek siyasetin tam göbeğine oturmuş durumda..."
     * * *
     Tam 50 yıl önce Bülent Ecevit'le Ulus gazetesinde, hem aynı çalışma odasını paylaşırdık, hem de gazetenin değişik yazı köşelerini...
     Evlerimiz de, Ankara'nın Bahçelievler semtinde olduğu için; ailece sık sık gidip gelirdik birbirimize...
     Bülent Ecevit'in babası Fahri Ecevit, hem CHP milletvekili, hem Hukuk Fakültesi'nde Adli Tıp hocasıydı.
     Rahşan Ecevit'in babası Namık Zeki Aral da, ünlü bir "maliye uzmanı" olarak Ulus'ta makaleler yazardı.
     Hüseyin Cahit bir başyazısında, Bülent'le bendenizi de kastederek, "Bu iki genç, Türkiye'nin geleceğinde önemli bir rol oynayacak" gibi bir şeyler yazmıştı. Öngörüsünün yarısı doğru; yarısı da, sanırım yanlış çıktı.
     * * *
     Bendeniz yazı emekçiliğini, politik payelerin altında görmediğimden; durmuş oturmuş, ağırbaşlı ve olgun bir adam da olamadığımdan; Bülent'e de, "Sayın Ecevit" diye hitap etmesini bir türlü beceremediğim için; eski sıcak dostluğumuz, yavaş yavaş bir ilişki aksamasına uğradı.
     Gerçi zaman zaman Ecevit'le eski dostlukları andığımız kısa sekanslar da oldu. Bir kez Meclis'te de yine linç edilmekten, o kurtardı beni. Ama işte o siyasal bir lider; bendeniz de "yazıya layık olma" inadında, bir kalem "avaremu"su olduğum için; ortak başlayan yollar, birbirinden çok değişik ufuklara yöneldi.
     * * *
     Şimdi bir kalem geçelim bunları...
     Bülent benden iki yıl daha erken doğmuştur.
     Sağlık sorununun, manşetlere çıkması ve "yüksek siyaset" ne menem bir siyasetse, onun göbeğine oturması; sabah saat 7'de, farkına varmadan hemen bir sigara yaktırdı bana...
     Aynı kuşağın değişik trenleri, daha ötesi olmayan bir istasyona yaklaşıyor gibiydi...
     * * *
     Sabah'ta da Metin Münir, bir gece tek başına nasıl kalp krizi geçirdiğini ve saat gecenin 3'ünde, kendini zor bela bir taksiyle Amerikan Hastanesi'ne nasıl attığını yazıyordu. Hastanede kendisine:
     - Hemen ameliyata alınmanız gerek, ama 8 milyardır ameliyatın fiyatı; ödemeyi kabul ediyor musunuz, diye sormuşlardı. O da, yarı baygın, cüzdanında kredi kartları olduğunu işaret etmişti.
     Ve duruveren kalbi, ameliyatla döndürülmüştü hayata.
     Ölüme geçiş anında neler görüp duyduğunu, yoğun bakımda yatarken yazmaya çalışmıştı Metin Münir...
     * * *
     Bu sabah saat 7'de, elimiz sigaraya uzanarak başladık güne...
     Yazı da, neredeyse kendiliğinden yanan sigaranın dumanları altında kaldı.
     Ve üst düzey bir tiyatro insanı olan Mehmet Keskinoğlu'yu da, birkaç gün önce yitirdik.
     Mehmet Keskinoğlu'nun babası; Nazım Hikmet'in yürekli avukatı Fuat Ömer, yakın bir dostumdu benim. Sabahattin Eyüboğlu'nun evinde rakı içerken hastalanıvermişti o da...
     Ve Mehmet, gazetedeki odama gelmişti. Herhalde 18 - 20 yaşındaydı o zamanlar...
     * * *
     Chirac, Fransa Cumhurbaşkanlığını yüzde 82 bir oy çoğunluğuyla kazandı. Le Pen'in ırkçılık bayrağı, bir ahmaklık simgesi gibi kaldı elinde.
     "Ulus - devlet" modelinin aşılmasını, kim ne kadar geciktirmeye çalışırsa çalışsın, sonuna dek engelleyemez...
     Geçenlerde bir dost:
     - Benden sonraki dünya, umurumda değil, diyordu.
     Biz ise, bizden sonraki dünyayı da, yazılarda sezinlemeye çalışarak yaşadık. Kimbilir belki de, ileride birileri, "çok da yanlış görmemiş" der umudunun avuntusunda; yeryüzünden "var olarak" geçebilme çabalarının lezzetini ıskalamamak için...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Çeçenler terörist mi?

Çetin ALTAN
"Bir hakikat var mı derken bir hayale döneriz" Rıza Tevfik

Melih AŞIK
Gönül aranıyor

Fikret BİLA
Tıbbi malzeme ve soygun

İpek CEM
Yine beyin göçü

Hasan CEMAL
Kolay yetişmiyor Fatih Terim'ler...

Güneri CIVAOĞLU
"B" boşluğu

Abbas GÜÇLÜ
Özel okullar bindikleri dalı kesiyor

Hurşit GÜNEŞ
Kurt puslu havayı sever!

Nail GÜRELİ
Suçlama! Araştır ve düşün

Sami KOHEN
AB sahiden "çözümsüz Kıbrıs'ı" alır mı?..

Mehmet Y. YILMAZ
İstanbul’un tanıtımı için tarihi fırsat

Meliha OKUR
‘Müstemleke memurluğu!’

Tuncay ÖZKAN
Kıvrıkoğlu ve gardaki fotoğraf

Hasan PULUR
Bağış duygusu vefa kavramı

Meral TAMER
Genç Arılar, Derviş ve Mumcu dedi

Ece TEMELKURAN
Yasemin için Blues

Tamer HEPER
Çok uğraşacağız

Güngör URAS
Brisa’da işçilere ‘Şirket sizsiniz’ deniliyordu

Serpil YILMAZ
Betil ve Solakoğlu buluştu

M. Ali BİRAND
M. Ali Bayar’ın dağıttığı ümit

© 2002 Milliyet