
|

Yasemin için Blues
Güzellik de bir cehennemdir. Kimseyi inandıramayacağın için en beteri cehennemlerin. Su gibiyse yüzün, bedenin bahar saçıyorsa hep, albino bir tavus kuşusundur sen; avlanmaya, parçalanmaya ayarlısın en baştan. Saçtığın ışıklar avcıları çağırıyor, bak! Ellemeye çalışıyorlar seni. Peşindeler. Parçalamadan bırakmayacak seni kalabalık.
***
Öbürküler gibi olamadın değil mi? Öbürküler kadar iyi oynayamadın, bak. İyi bir oyuncu olsaydın hakikaten, bu güzellik gücü bırakacaktı ellerine. Ellerin boş ise bu kadar, bu kadar parçalanmışsa yüzün televizyon görüntülerine, demek sen hakikaten "oynayamadın". Çünkü oynasaydın, yenerdin. Bu kadar güzel olan oyuna oturmaya karar verirse yener çünkü. Oysa şimdi kimse sana inanmıyor oynamadığına; çünkü, bu kadar güzel olanın güçlü olamayacağına basmıyor kafaları. Kimilerinin prensesler kadar güzel olsa bile prenses olamayacağına... İnandıramazsın onları.
***
Neden böyle oluyor peki sence? Biliyor musun, adamlar, bu kadar güzel olanın kendilerini seçmesine inanamıyorlar önce. İnandıkları anda da bu güzelliğin üzerine çıkıp tepiniyorlar. Bu kadar güzel olanı hak etmediklerini bildikleri için güzel olanı çirkin kılmadan rahatlamıyorlar. "Hiç kimse sevgimi hak etmiyor" demişsin bir asansör kapısında, dayak yemiş yüzünle... Yazık! Bu kadar güzel bir kadının bir adamı ne kadar korkutabileceğini anlamamış gibisin. Hele sadece güzel değilse nasıl ödünü patlatacağını bir adamın. Onları ne kadar ürküttüğünün farkında değil misin?
Kim bilir? Belki de ince sesinle yeterince içten, yeterince gerçek konuşunca anlayacaklar, acını hissedecekler, susacaklar sanıyorsun. Bu dünya, bu ucuz cehennem kalbinin kırık ve hakiki sesini istemiyor, nasıl anlamazsın? "İnsansan bırak" derken dayak yemiş yüzünle, avcıların merhametini dilemektesin. Herkes gibi cümleler kursana sen de. Görmüyor musun kafalarını karıştırıyorsun. Ve kafaları karışınca daha korkunç olur avcılar, nasıl bilmezsin?
Güzelliğini öteye beriye, kıymetsiz topraklara savuran bir kız çocuğu gibisin. Nasıl bilmezsin oysa? Onlar elleyebildiklerinin kıymetini bilmezler; biraz uzakta, biraz yüksekte durmalısın. Çomaklarıyla dürterler önce, sonra zarar veremeyeceğini anladıklarında, silahsız olduğunun farkına varır varmaz dirseklerine kadar daldırırlar ellerini insana.
***
Sahi sen Betty Blue filmini izlemiş miydin? Muhteşem bir kadın kapıdan içeri girer ve adam bu kadar güzel bir kadının var olduğuna inanamaz. Ama Betty kendini ona "karşılıksız" veriverince... Bilirsin, sen güzelliğine yüksek bir bedel biçmeyince onlar da kıymet biçmiyorlar. Sen kendine bir bedel biçmeyince seni değersiz kılıyorlar. Bu acımasız oyunu, insanlığın başından beri aynı biçimde döndürüyorlar. Hikâyenin sonunda Yasemin Blue’yu uzak kırlarda bir eve hapse gönderiyorlar. Yaptığın, konuştuğun, anlatmaya çalıştığın her şeyin adını "sinir bozukluğu" koyuveriyorlar.
Sınıfına ihanet ettin sen: "Aristokrat" kadın gibi davranmayı bilemedin. Güzelliğine ihanet ettin: "Güzel kadın" gibi ağır ve ihtiyatlı olmayı seçmedin. Oyuna ihanet ettin sen: Hakikaten konuşmayı denedin.
Peki sen bunların, bütün bu hesapsız ve oyunsuz güzelliğin cezasız kalacağını mı zannettin? Sen onları acıtmazsan onların da seni acıtmayacağını mı sandın? Öyle olmaz halbuki. Albino tavus kuşlarına merhamet etmez oyun. Geçmiş olsun!
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|