
|

Vakıf üniversiteleri Ankara’da tartışıldı
Bilkent, Koç, Sabancı derken vakıf üniversitelerinin sayısı 24’e çıktı. Bu yıl ikisi daha öğretim hayatına başlıyor. Ankara’da Ufuk, İzmir’de Yaşar Üniversitesi...
Bir boşluğu doldurdukları kesin. Ama ne kadar üzerlerine düşen görevleri yerine getiriyorlar. İşte o tartışılır. Önceki gün Ankara’daki vakıf üniversitelerinden birisi olan Atılım Üniversitesi bu tartışmalara ev sahipliği yaptı. İki vakıf, iki devlet üniversitesi rektörü, bir de ben. Öğrenci sayısı 57 bine, genel öğrenci oranı da 3.1’e yükselen vakıf üniversitelerini enine boyuna masaya yatırdık...
İlk sözü Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras aldı. Nusret Hoca, eğitime katkıda bulunan tüm kurumlar gibi vakıf üniversitelerine de karşı olmadığını söyledi. Hemen arkasından da "ama"yla başlayan cümleler geldi:
Ama önce sağlıklı altyapı kurulmalıdır. İnsan gücü araştırması yapılıp ona göre bölümler açılmalıdır. Öğretmen kalitelerinin yükselmesi için kurallar getirilmelidir. Uygulamalı bilimlere girmekten kaçıyorlar, bu alanlara da ilgi göstermeliler. Yabancı öğrenci sayısını artırmalılar... Daha önce Sayıştay Başkanlığı ve YÖK üyeliği de yapan Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Mutluer ise, vakıf üniversitelerinin bir an önce kurumsallaşmalarından yana olduğunu sıkça hatırlatarak şöyle konuştu:
Bozkurt Güvenç Hoca’nın Japon Eğitimi ile ilgili kitabında bir Japon atasözü var: Eğitimle uğraşanın gölgesine bile basılmaz. Vakıf üniversitelerine de bu gözle bakmak gerekir. Nüfusumuzun yüzde 57’si 0/24 yaş arasında. Eğer bunları iyi eğitebilirsek Türkiye bir dünya devleti olur. Ama eğer bunu gerçekleştiremezsek her biri Türkiye’nin altında birer saatli bomba olur.
Vakıf üniversitelerinin, hocalarını aldıkları düşük puanlı öğrencilere yöneldikleri ve Hazine desteği gördükleri için yoğun eleştiriye uğradıklarını hatırlatan Mutluer, sözlerini şöyle sürdürdü:
Türkiye’nin esas problemi ortaöğretimde. Sadece bize gelenler değil devlet üniversitelerine giren öğrenciler de çok zayıf. Hoca transferine gelince: Maliye Bakanlığı’ndan gidenler neden dikkat çekmiyor da, üniversitelerin bu kadar üzerine geliniyor. Nasıl ki, Maliye uzmanları Türk özel sektörünün ve bankacılığın gelişmesine çok katkıda bulundularsa transfer edilen hocalar da yükseköğretimin gelişmesine katkıda bulunacaklardır. Hazine yardımı ise abartıldığı kadar büyük ve yaygın değil.
Ben cerrahım, sözlerimi hiç evirip çevirmeden dan dan söylerim diye bir fıkra ile sözlerine başlayan Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen’in tespitleri de çok farklıydı:
Vakıf üniversitelerine karşı değilim. Ama devlet üniversitelerinin de problemleri çok. Onlara tanınan kolaylıklar bize de tanınmalı. Ben elit üniversiteye inanmıyorum. 24 milyon genç varken bu hakkı kendimde göremiyorum. Devletin vakıf üniversitelerini daha iyi denetlemesi gerekiyor. Hastanesi olmayan tıp fakülteleri var. Hazine yardımına karşıyım. Biz çevremizdeki arazileri istimlak edebilmek için dünyanın parasını veriyoruz. Onlar da parasını verip alsınlar. Hacettepe ekonomik kaynaklarının üçte ikisini kendisi üretiyor. Ama rahat kullanamıyor. Aynı işletme kolaylığı bize de sağlanmalı. Mağdur durumda olan vakıf üniversiteleri değil, bizleriz. Oturum Başkanı Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayhan Tan ise, vakıf üniversitelerinin karşılaştığı zorlukları dile getirdi. Attıkları her adımda başta YÖK olmak üzere önlerine engeller çıktığını dile getirerek, farklı uygulamalardan yakındı.
Hazine arazileri kime, hangi koşullarda veriliyor belli değil. Kimine 7 bin dönüm arazi tahsis ediliyor, kimine ise, aradan yıllar geçmesine karşın bir metrekare yer verilmiyor. Fakülte istekleri konusunda da aynı çifte standart söz konusu. Biz yıllardır hukuk fakültesi açmak istiyoruz. Hoca kadromuz fazlasıyla var ama izin verilmiyor. Ancak yeni açılan bir başka üniversiteye pat diye izin veriliyor...
Benim de bu konuda fazlasıyla söylediklerim ve söyleyeceklerim var. O da ayrı bir yazı konusu.
aguclu@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|