
|

AB, Türkiye ve yeni nesiller
Avrupa Birliği’ne üyelik, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik kalkınma misyonunun bir uzantısı olarak algılanmalı. Bu hafta içinde idamın kalkması, anadilde yayın gibi bazı duyarlı konuların konuşulacağı bir liderler zirvesi yapılacak. Konular ve liderlerin konulara yaklaşımı biliniyor. Önemli olan zirveden çözüm mü yoksa çözümsüzlük mü çıkacağı.
AB konusu çok çarpıtılıyor. Şu anda AB ülkesi statüsündeki pek çok ülkede de AB üyeliği kabul edilirken, bu toplumların her konuda uzlaştıkları bir nokta değildi. Hiçbir siyasi kararın toplumun her kesimince onaylanması beklenemez.
Atatürk’ün reformları da halkın her kesimince benimsenmemişti. Ancak bu, reformların çoğunun uzun dönemde bu ülkeyi ileri taşımadığına işaret etmiyor. ABD, Çin veya Rusya gibi ülkeleri bir yana bırakırsak, ulusların tek başlarına pek bir şey yapamadıkları farklı bir dünyada yaşıyoruz. Tabii ki ülke olarak tek başına da güçlü olmak lazım, ama bu yerel ve uluslararası sorunlara göğüs germekte yeterli bir önem taşımamaya başladı.
Mevcut koalisyon da toplumun farklı kesitlerini temsil ettiğinden ve normalde bir hükümette olması kabul görenden fazla bir çokseslilikle hareket ettiğinden, AB konusundaki tartışmaları belki de hoşgörmek gerekiyor.
Geleceğe bakalım Öte yandan da, madem tek hükümet bünyesinde toplanılmış ve madem AB üyeliği bu hükümetin hedeflerinden biri, bu kadar sorun çıkarmaya ne gerek var? Koalisyon adabından çok, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili net kararlar çıkması önemli. İdam olsun, anadilde yayın olsun, akıntıya karşı kürek çekiyoruz. Üstelik bunlar - savaş gibi haller dışında - Türkiye gibi güçlü ve kendinden emin ülkeleri tedirginliğe iten konular olmamalı.
Türkiye’de gençliğin potansiyelinden bahsediliyor. Oysa eğitime ayrılan kaynak, AB konuları, internet gibi lokomotif konulara kaç kişi öncelik tanıyor? Gençliği anlamak ve ona yardımcı olmak, yalnızca kravatları çıkarmakla veya belli bir yaş grubu için ara sıra aktivite yapmakla olmuyor. Tıpkı, ‘kadınlara ön verelim’ diyerek bu kesime büyük bir servis yaptığını düşünenler gibi, bunlar sığ yaklaşımlar...
Kimlik değişimi gereksiz Gençliği sahiden düşünüyorsak, onları Avrupa projesine dahil edelim. Bu kültürümüzü kaybetmek olarak algılanmamalı. Ortak bir ticari, siyasi ve çokkültürlü bir bünyeye dahil olmanın sayısız avantajlarından faydalanalım. AB bile kendi geleceğini tartışıyor, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. AB ülkelerinde Birlik karşıtı oylar yükseliyor.
Bütün bunlar olsun. Ne fark eder? Biz AB’yi kendi kalkınma misyonumuz çerçevesinde bir araç olarak görelim ve bu şekilde kullanalım. Elbette bazı şeyler farklı olacak. Özerkliğimizi kaybedeceğimizi düşünenler var.
Sizce dünyanın bugünkü resminde tam özerklik diye bir olgu kaldı mı? Siyasi olmasa bile ekonomik yaptırımlar var, uluslararası toplumdan kaçış yok. Gerçekçi olmanın zamanı geldi.
cemipek@aol.com
SAYFA BAŞI

|
|

|