
|

Futbol günleri, futbolda yapısal değişim!
Türkiye’nin gündemi yakında değişecek. Futbolla yatıp futbolla kalkacağımız günler geliyor. Dünya Kupası’na az kaldı. Öyle anlaşılıyor ki, ay başından itibaren bu ülkede her Allah’ın günü futbol konuşulacak.
Türkiye’nin bu muhteşem şölene 48 yıldır ilk kez katılıyor olması da futbol günlerini bizim açımızdan daha renkli ve heyecanlı kılmış durumda.
İlgimi çeken şu:
Artık kendimize güveniyoruz.
Beklenti çıtamız yüksek!
O kadar ki, Milli Futbol Takımımızı bugünden finalde görenler bile var.
Eskiden böyle değildi.
Türk futbolunda bu özgüven havası yeni bir şey. Daha çok 1990’larda başladı. Fatih Terim’li Galatasaray’ın yükselişi, UEFA ve Süper Kupa başarılarıyla 2000 yılında zirveye tırmandı.
Cim Bom’un UEFA şampiyonluğu, Türk futbolunda psikolojik bir duvarı yıktı. "Biz de yapabiliriz!" duygusu yerleşmeye başladı. Türk futboluyla futbolcularının dışarıya, Avrupa’ya daha çok açıldıkları, futbol kültürünün sıçrama kaydettiği bir döneme girdik.
Yıllardır yükseliş eğrisi çiziyoruz. Örneğin 1990’da Türk Milli Futbol Takımı Avrupa’da beşinci, yani on takımdan oluşan en son grupta yer alıyordu. Bugün birinci gruptayız. İngiltere bizim altımızda...
Türkiye, Galatasaray sayesinde Avrupa’daki 51 ülkelik sıralamada önümüzdeki sezon için 7. sıraya oturmuş durumda...
İyi, güzel.
Ama acele etmemek lazım.
Çünkü daha işin başındayız.
Duygu ve heyecanlara kapılmak yerine, Türk futbolunun yapısal yetersizlik ve engellerini düşünmek daha akılcı bir tutum olur. Bu konuyu önceki gün Türk futbolunun bugünlere gelmesinde büyük emeği geçmiş olan Şenes Erzik’le konuştuk.
Kırk yıldır kendisini tanıyorum. Erzik’in hayatı futbol. Kimine göre de Türk futbolunun vizyonu... Ayrıca yalnız Türk futbolunun değil, Avrupa futbolunun da önemli bir ismi.
1990’larda Türk futbolu aşama kaydederken Federasyon Başkanı’ydı. Bugün de onursal başkanlığı yürütüyor. Daha önemlisi, yıllardır UEFA’nın en tepedeki üç isminden biri olması ve uzun zamandır FİFA’nın İcra Kurulu üyeliğini yapması...
Şenes Erzik tepeden ve soğukkanlı bakabiliyor Türk futboluna. Kaydettiği gelişmeyi yerli yerine oturtuyor, ancak nasıl yapısal bir değişime ihtiyacı olduğunu da gayet iyi görüyor.
Futbol kulüplerimiz hala Avrupa standartlarının bayağı gerisinde. Tesis ve altyapı bakımından öyle, mali, idari ve hukuki açılardan da öyle.
Tesis açısından bir örnek:
UEFA kriterlerine göre son beş yıldır Ali Sami Yen’de Şampiyonlar Ligi maçlarının oynanmaması gerekiyormuş. Ama anlaşılan yetersizliklere göz yumulduğu için maçlar oynanmış...
Erzik’ten 2004 - 2005 döneminde yürürlüğe girecek UEFA kriterlerini ayrıntılı olarak dinledim. "Bizde durum genellikle kötü" dedi UEFA Asbaşkanı Erzik, "Bir tek Galatasaray yaklaşıyor."
Futbolumuzun ileriye gitmesi için kulüplerin ‘yapı değişimi’ne gitmelerini şart görüyor. Şirketleşmeden daha çok da ‘yönetimde profesyonelleşme’yi önemsiyor.
Mali bakımdan güçlenmeye gelince, Erzik malum dört noktaya değindi:
(1) Televizyon... (2) Gişe... (3) Kulüp ürünleri... (4) Sponsorluk...
Erzik, gelir kaynakları açısından ‘televizyon tekeli’nin sakıncalarına değinirken, mali bakımdan sponsorluk sisteminin kaçınılmaz olduğuna ve bir an önce geliştirilmesi gerektiğine inanıyor.
Eski deyişle ezcümle:
Türk futbolu yükseliş eğrisi çiziyor. Dünya Kupası’na gitmeye hazırlanan Milli Takımımız çok iyi futbolculardan oluşuyor. Kendilerinin en iyisini yapacaklarına inanıyoruz, başarılar diliyoruz.
Ama bu futbol günleri aynı zamanda futbol adamlarımızın ilerisini düşünmeleri için de bir fırsat. Çünkü futbolumuzun daha ileri gitmesi için yapısal bir değişimden geçmesi şart.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|