
|

Avrupa'dan Asya'ya taşındım
Nihayet taşındım.
Mecidiyeköy'den Kanlıca sırtlarına...
Aslında Mecidiyeköy gibi merkezi bir yerde oturmaktan da, evimden de pek memnundum. (Kaloriferlerin yanmadığı son 2 - 3 ay hariç)
Taşınmamızın ana nedeni deprem.
Epeyce süren bu sürecin ayrıntılarını, özellikle depremi bekleyen İstanbullulara belki katkısı olur diye anlatmak istiyorum.
Mecidiyeköy gibi sağlam bir zeminde de olsa depremi 11 katlı bir apartmanda ve evlerin birbiri üzerine yıkılabilecek kadar sıkışık düzende yapıldığı bir bölgede beklemek istemedim.
Türkiye'de hiçbir şey usulüne uygun yapılmadığı için, 10 - 12 katlı binaları (çelik konstrüksiyon olanlar hariç) İstanbul depreminde nasıl bir akibetin beklediğini -deprem uzmanı hocalarımız dahil- ne bilen, ne de tahmin edebilen var. Çünkü Körfez depreminde de, diğer depremlerde de 5 kattan daha yüksek bina pek yoktu. Yaşayıp göreceğiz.
Gerçi depreme viyadükte mi, sinemada mı, nerede ve hangi saatte yakalanacağımız belli değil. Ama aklın yolu, 24 saatimizin en az yarısını geçirdiğimiz evlerimizde, imkanlarımız ölçüsünde deprem riskini azaltmaktan geçiyor.
Satılık bulamadım Ben bu noktadan hareketle epeyce bir süredir ev arıyordum. Önce hep satılık aradım. Çünkü hayatım boyunca önce babamın, ardından kocamın evinde, daha sonra da kendi evimde oturmuştum. Kiracı olmaya hiç alışık değildim. Yaklaşık 1 yıl süren nafile arayışların ardından anladım ki satılık ev bulmam mümkün değil, ben imkansızı arıyorum. Ve pes ettim.
Neydi imkansız olan?
Deprem sonrasında yapılmış makul ölçülerde mütevazı bir apartman dairesi satın alabilmek. Deprem sonrasında yapılmış apartman sayısı parmakla bile gösterilemeyecek kadar az olduğu için, en sokak arasındaki küçücük dairenin fiyatı bile astronomikti. Emlak fiyatlarındaki düşüş, 2 elin parmaklarını geçmeyen bu apartmanlar için kesinlikle geçerli değildi. Klasik arz - talep meselesi.
Benim Mecidiyeköy'de 7. kattaki havadar, 3 tarafı açık, uzaktan Kız Kulesi'ni bile gören dairemi 1'e satıp, bir ara sokakta diğer evlerin içine bakan, karanlık, neredeyse oda sayısından çok jakuzi, banyo ve helaya sahip, bize proje derslerinde öğretilenlere hiç uymayan garip mekanlara bölünmüş, depreme dayanıklı konutlardan kendimize uygununu aramaktan böylece vazgeçmiş olduk.
İlk kez kiracıyım Çaresizlik içinde kıvranırken, birden evi satıp kiraya çıkma sıçramasını yapıverdim. Ancak bu fikrimi başta kızım, yakın çevreme izah edip kabul ettirebilmem epey zaman aldı. Ondan sonra da aylar süren kiralık ev arama faslımız başladı. Benim beğendiğimi kızım beğenmiyor, onun aklına yatan benim içime sinmiyordu. Bu arada kızım bir evden diğerine taşınıyorsak, mutlaka standartlarımızı yükseltmemiz gerektiği şeklinde yanlış bir çıkış noktasına sahipti ve onu, taşındığımız yerde deprem güvenliği arıyorsak, aynı (hatta belki de daha düşük) standarda razı olmamız gerektiğine ikna edemiyordum.
Ev arama meselemiz bir kabus haline dönüşmek üzereyken ombudsmanımız Yavuz Baydar ve eşi Nurşen imdadımıza yetişti: Bizim sitede boş daire var!
Bizim site dediği bana göre dünyanın öbür ucu! Kanlıca'nın tepelerinde ve ben, yazlığa gittiğimiz çocukluk yıllarım hariç bu yaşıma kadar Asya yakasına yılda zar - zor ancak 3 - 5 kez geçerim ve her geçişte de kendimi başka bir şehre gidiyormuş gibi hissederim. Ama konu deprem olunca iş değişti, artıları alt alta dizdim:
Kanlıca sırtları depremin muhtemel merkezi açısındn Mecidiyeköy'e göre daha güvenli. Yeni evimiz 3 katlı, ayrık nizam. Kızımı mutlu edecek ölçüde deniz manzaralı. Aslında kirada da olsa 5 - 6 yıllıktan daha yaşlı bir evde oturmak istemiyordum. Oysa bu ev 16 - 17 yıllık. Ama her istediğimiz birarada olmuyor.
Gözümü kararttım. Önceki gün Avrupa Kıtası'nı terkettim. Hayatımda ilk kez Asya'da yaşamayı deneyeceğim. Umarım başarabilirim.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|