
|

Hayat adlı bu oyun
ZEYNEP AVCI
Tek Kişilik Şehir" adlı oyunda, (Köksal Engür’ün canlandırdığı) kahramanının ağzından yazar Behiç Ak bakın ne diyor : "Ben en yakınlarına bile anlatamadığı şeyleri roman haline getirip de kendimi rezil edecek biri değilim". (Bunu söylemek istiyor da, kelimesi kelimesine böyle demiyor, sanırım... Belleğimi bağışlayın.)
Oyunun (Tilbe Saran’ın canlandırdığı) öteki kahramanı "Sen iyi bir roman yazarı olursun," demiş ona. İtiraz etmek için, roman yazanları küçümsemek için söylüyor oyunun kişisi bunları. Çünkü onun açısından internette sanal "sırdaşlar" edinmek, cismi var olmayan, yalnızca görüntüsü olan sanal "mallar" alıp satmak önemli bir uğraştır, "gerçek" yaşamdır. "Yakınlarım" dedikleri asla görüşmediği, yakınlaşmayı beceremediği kişilerdir. Tek kişilik bir kentte yaşar. İlk bakışta, her şeye uyum göstermiş, durumundan hoşnut gibi de görünür, ama... Oyunu anlatmakla olmaz, görmek gerek yazarın ne demek istediğini, Aksanat oyuncularının neyi canlandırdığını anlamak için.
Nedir roman yazmak? Şiir yazmak, resim yapmak, heykel yontmak, müzik bestelemek, şarkı söylemek, rol yapmak, dans etmek, keşifler, icatlar yapmak... Nedir bütün bunlar?
Sayıları günümüzde iyice artan birçok insana göre, "gayrı ciddi işler", "hayattan kopuk uğraşlar", adeta "havailik", hatta "başıbozukluk", neredeyse "serserilik".
Çünkü "ciddiyetle" ilgileri yok. "Çocukça" şeyler. Çünkü birçok "ciddi" işle uğraşan için oyun oynamaktan farksız uğraşlar. Çünkü parayla ilgileri çok zayıf! Ciddiyet = Para. Günümüzde başka türlüsü düşünülebilir mi? Yalnızca günümüzde mi?
Sonra bakarsınız insanoğlunun tarihçesine, kendini yazı yoluyla anlatmaya başlayalı beri ölümsüzlüğün peşinde koşup durmuş.
Baktı ki ölümsüzlük ulaşılacak gibi değil, birkaç yıl olsun fazla yaşamak için icatlar peşine düştü. Vitaminler, bilmem neler... Yüzyılımızda ortalama ömrümüz 90’a yaklaştı diye, neredeyse zil takıp oynayacağız. Kimileri kendince benzersiz varlığını sonsuza dek var kılmaya azimli, kopyalanmanın peşinde milyarlarca dolar dökmeye razı.
Oysa akıllı oyunlar oynamak yalnızca insanoğluna özgü bir yetenek değil midir? Bilim de oyun oynayarak, deneyerek, yanılarak, çocukça ütopyalar peşine düşerek gelişmez mi? Paranın izini sürmüş hangi "ciddi" işle uğraşan insan tarihe bir şey bırakmıştır ki? Ancak ailesinin kasasına bir şeyler bırakır, o kadar.
Aslında insanlığın her "ciddi" adımı oyun oynamayı iyi bilen, çoğunluğa göre "gayrı ciddi" görüntülü kişiler tarafından atılmamış mıdır?
Bilim insanları, sanatçılar, hep o "çoğunluk" tarafından "deli", "serseri", "işe yaramaz" diye tanımlanmadılar mı?
Doygun çoğunluk oyun oynamayı bilmez. Ciddiyeti güvence bellemiş olanlar için her türlü yenilik, her yeni adım ürkütücü, huzur bozucu, sıra dışıdır. Onlara kalsa şuradan şuraya bir adım atamazdık. Onlar insanlığın frenleridir.
Gaza basanlar ise hep oyun oynarlar. Bu oyunbazlar, birçok psikiyatrik ölçüte göre, "akıllı" sınıfına girmezler, bir uzmanın eline düşerlerse toplumdan "tecrit" edilmeleri işten bile değildir.
Behiç Ak’ın kahramanı doygun çoğunluğun ağzıyla konuşuyor. Yakınlarına anlatamadığı şeyleri kaleme alanların (örneğin roman yazanların) kepaze olduklarına emin.
Yalnızca bizim toplumumuz değil, çağdaş insan toplumların bir çoğu doygun, hayatından memnun görünen çoğunluktan oluşuyor. Oyun oynamak giderek daha utanç verici bir hal alıyor. O yüzden insanlar oyunlarını tanımadıkları insanlarla (örneğin internetteki tavla, vb. gibi sitelere girerek) oynayıp rezil olmadan ciddi suratlı yaşamlarına geri dönüyorlar. Oyun oynadıklarını "çaktırmıyorlar"! "Çocukluk" yapmıyorlar!
Hayatın ne denli büyük bir oyun olduğunun ayırdında değiller. Doğduğundan kısa süre sonra bir gün yok olacağını fark eden biri nasıl olur da "ciddiyet" diye tutturur, anlamış değilim.
Yazara e-mail: zavci@hotmail.com
KÜLTÜR & SANAT


Çağdaş romantikler sergisi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Tiyatro festivalinde rezervasyon vakti
Gölün leydisi
Kimin başucunda hangi kitap var?
Dame Iris Murdoch!
"O hasreti iyi bilirim!"
Vals, polka ve Viyana...
Bir Ferry masalı
Kadın kavuklu sahnede!
Bauhaus’un fotoğrafa yansıması
İmparatorluk festivali!
Şaşıfeleğe yerleşelim, güzelleşelim!
Huzursuz edici şiirler
"Hiçbir formüle inanmıyorum"
Kendi sanatının efendisi
Sivaslı "Merdiven" Ankara’da
Dünya kuklaları sahnede
Steril ve şeker bir kız
Âlem aynı kral başka
Klazomenai’nin yeniden keşfi
Seks ve yalnızlık
Mel Gibson yine asker
Dostluğa ve deliliğe dair
Kısa filmler her yerde
"Dünya sersem bir toptur"
Aşkın adasına yolculuk
Kargart’tan "özgür" bir ressam
Heyecansız bir Othello
Yeni bir stand up
Naif gevezelik
Bahar Festivali’nde tango
Lego uygarlığından manzaralar
Haftanın albümleri
Sinir krizinin eşiğinde anneler
Dil mezarlığı
Hayat adlı bu oyun
Hayat atölyesi
Hukuk kültürü ve ANKOS
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|