18 Mayıs 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Arı Hareketi’nden Emre Ergun: "Anadolu’da üniversite ile şehir birbirini dışlıyor"
"Gençler de şehrin ortasında öpüşmesinler"

"Özal’ın ‘İcraatın İçinden’inin jenerik müziği hep hayatımda olacaktır"

     Ahmet Tulgar

     Emre Ergun 26 yaşında. Uluslararası bir bankanın satış müdürü. Sistemin yeni "politik beklenti kahramanları" bulurum umuduyla gözünü diktiği bir siyasi hareketin, Arı Hareketi’nin gençlikten sorumlu yönetim kurulu üyesi. Daha 6 yaşındayken ANAP’lı ilçe yöneticisi dayısının yanında, dayısının tarzında bir siyasetle tanışan, ortaokul öğrencisiyken gittiği misafirliklerde yaşıtlarıyla oynamak yerine büyüklerle "ANAP, DYP, SHP" tartışan, hâlâ "İcraatın İçinden"in jenerik müziğiyle heyecanlanan bu çocuk, hafta sonları Anadolu kentlerinde katılımcı politik workshop’lar düzenliyor. Brunch yerine ortaya gelen pilava kaşık sallıyor. Politik her gencin hızla radikalleştiği, belki de radikalleşmek zorunda olduğu bir ülkede o ve arkadaşlarının nasıl olup da merkezde kaldığı sorulmaya değer bir soru. Merkezde nasıl bir romantizm bulduğu da.
     
Arı Hareketi’nin gençlik seksiyonu için yaşlandığınızı söylüyorsunuz. 26 yaş sizin için ne ifade ediyor?
     26 esasında çok enteresan bir yaş. Ben şöyle bakıyorum: 20’li yaşların ikinci yarısı başlıyor. 26 deyince, bir ağırlığı oluyor 26’nın. Şimdi o ağırlığa bürünmeye başladım. Daha durgun, daha ciddi olmak zorundayım. Yani deli doluluk, gençlik birazcık tarihe karışmış durumda.
     
Biraz da size öyle geliyor galiba. 26 kentlerde pek de büyük bir yaş değildir.
     Arı’da gençlik 18-25 diye tarif ediliyor.
     
Siyasete ne zaman başladınız?
     1983 seçimlerinde dayım ANAP’ın Bafra Teşkilatı’nda çok aktif görevdeydi. "Haydi dayımlara gidelim" derdim ki onunla köyleri gezeyim. Ortaokulda herkes gezip tozarken biz siyaset tartışırdık, "O mu iyi, bu mu iyi, Türkiye nereye gidiyor?" diye.
     
Tamam, Deniz Gezmişler asıldığında da siz yaştaydılar ama onlarınki reel politika değildi. Sizin yaşınızdaki insanlara radikal politika yakışıyor da; ANAP, DYP filan, merkez politikalar yani, biraz böyle büyümüş de küçülmüş gibi oluyorsunuz, biraz sakil duruyor yani.
     Evet, sağda da solda da önce uçtan başlanır da sonra yaşlandıkça merkeze kayılır, değil mi? İnsan bir gençten bunu bekliyor. Evet, böyle merkezde bir çizgiyi bir gençte görünce insan biraz şey karşılıyor.
     
Hiç radikal olmadınız mı?
     Hayır. Çevreye karşı hiç olmadım, belirli kurallara hep uyardım. Bugün de öyleyim. Radikallikte biraz daha agresiflik oluyor. Ben de aslında agresif karakterdeyim, maça giderim, kombine bilet alırım ama maçlarda da vurdulu kırdılı olaylara girmem.
     
Gençliğinizde hiç "heavy metal" filan dinlemediniz mi?
     Dinledim, saçımı da uzattım. Ben kaç kere berbere gönderildim saçım uzun diye okulun kapısından. Ama derslerde background’um bayağı başarılı olduğu için biraz müsamaha da gösterdikleri olurdu. Tabii, belki bu başarılı background’umun da payı oldu radikale kaymamamda. Çünkü radikal olursa insan, pek sevilmez toplum tarafından. Başarılı bir insan ortadan gider.
     
Siz galiba yaşıtlarınızdan çok büyüklerinizin ilgisini çekmek, onlar tarafından sevilmek istemişsiniz.
     Arkadaşlarımın çoğu benden büyüktü. Ortaokuldayken aile toplantılarında o zamanki işte DYP, ANAP, SHP; onları tartışırdım babamlarla, yaşıtlarımla oynamazdım.
     
Arı’ya katılmanız nasıl oldu?
     Üniversite son sınıfta bir ödev için Kemal Bey’e, Kemal Köprülü’ye (Arı Hareketi’nin başkanı) gittim. Daha önce de YDH’ya girip bir bakmıştım. Kemal Bey "Politika ile ilgileniyor musun?" diye sordu. "Tam adamına soruyorsunuz" dedim. Her şey böyle başladı.
     
Bankacı olmaya karar vermeniz geçmişe mi dayanıyor? Bankacılıkla politikacılık yakın, hatta paralel kariyerlere dönüştü de son zamanlarda.
     Ben Boğaziçi mezunuyum. İlk teklif bankadan geldi. Annem babam da devlet memuru oldukları için istemiyorlardı devlette çalışmamı. Ama tabii bu benim devlete soğuk baktığım anlamına gelmez. Tam tersine, ben hep devlet okullarında okuduğum, devlet beni sübvanse ettiği için kendimi devletime borçlu hissediyor ve siyasetle borcumu ödemek istiyorum.
     
     "Şehir ayrı telden, gençler ayrı telden"
Ama devlet de sizi babanızdan, annenizden aldığı vergilerle sübvanse ediyor. Kendinizi borçlu hissetmeyin.
     Doğru. Biraz çıkmaz sokak tabii.
     
Hiç ANAP’lı oldunuz mu?
     Destekledim ANAP’ı.
     
Ya, gencecik bir insan ANAP’da romantik, heyecan verici ne bulabilir? ANAP bir gencin imgelemini nasıl uyarabilir, besleyebilir?
     Özal bizim jenerasyona çok şey ifade ediyordu mesela. "İcraatın İçinden" programının jenerik müziğini, o baraj, karayolu görüntülerini, Bush’la görüşen adamı filan hatırlıyorum. Yani çağ atlama imajını. O müzik hayatımın bir tarafında hep olacak. "Çağ atlıyoruz" lafını duyduğumuzda ürperirdik.
     
O yaşta bir erkek çocuk kızlarla ilişkisinde, deslerinde öne geçmek ister de, "çağ atlamak" da ister mi?
     Ben çok sosyal olamadım tabii çünkü çalışkan bir öğrenciydim. Liseyi birinci bitirdim, ÖYS’de Türkiye üçüncüsü oldum. Bir de Samsun’da büyüdüm. Şimdi orada kızlar yok mu, oluyordu tabii, peşlerinden koşardık ama daha çok yazlık ortamında yapardık. Ama yine de daha çok; Özal şunu, İnönü bunu yaptı, bunlarla ilgilenir, münazaralar yapardık, "Özal mı, Demirel mi iyi?" diye.
     
Boğaziçi’ndeyken daha radikal grupların sizi horladığı olur muydu?
     Benim okuduğum İşletme’de zaten pek politikayla ilgili değildi kimse. Bir de ben okuldayken çalışmaya başlamıştım.
     
Nerede çalışıyordunuz?
     Kapalıçarşı’da bir altın şirketinde part-time olarak çalışıyordum.
     
Anadolu’da politikayla ilgili olup da radikal olmayan genç bulabiliyor musunuz?
     Hayır, çok bulamıyoruz. Elbette çeşitli partilerin gençlik kollarına katılanlar oluyor ama onlar da ileride iş bulma beklentisiyle yapıyor bunu. Bu tür beklentisi olmayanlar da radikal oluyor.
     
Size "Beyaz Türk" diyorlarmış bazı gençler orada.
     İlk etapta bir önyargı oluyor İstanbul’dan geldiğimiz için. "Bakalım bunlar ne diyecekler?" diye. Biz ise onlara sorunlarını çözmek ya da çözeceğimizi iddia etmek için gelmediğimizi, çözme yöntemlerini anlatıp döneceğimizi söylüyoruz. Altı ay, yedi ay sonra bir daha gidiyor, aynı şeyleri söylüyoruz. O zaman ciddiye alıyorlar. Biz onlardan oy, örgütlenme istemiyoruz, sadece "katılın" diyoruz. "Bize katılın" da demiyoruz, "Katılın da, nereye katılırsanız katılın" diyoruz.
     
Peki, büyük şehirlerin dışındaki gençlerin en önemli sorunları neler?
     Bir kere şehirle hiç entegre değiller. Şehir ayrı telden, üniversite ayrı telden çalıyor. İki taraf birbirini dışlıyor.
     
Yaşam tarzları farklılığından ötürü bir gerilim de oluşuyordur.
     Ama şehrin de belli bir geleneği, bir yaşam tarzı söz konusu. Öğrencinin de buna uyması gerekiyor. Bazı şehirlerde şehrin ortasında kız arkadaşınla öpüşme abi. Yani el ele tutuş, yetsin.
     
Radikal örgütler de hep gençlere bu tür bir kitle kuyrukçuluğu önerdiler ve onları cinsellikten uzak tuttular.
     Ama biz sadece ortayı yakalamalarını söylüyoruz. Değişim yavaş yavaş olmalı.
     
     "Anadolu’ya gitmek beni ‘charge’ ediyor"
Gençlere bir siyasi görüş empoze etmediğinizi söylüyorsunuz. Ama (dün ve bugün yapılan) konferansınızın konuşmacısını seçmeleri için gençlere sunduğunuz listedeki isimler hep sağ çizgiden. Neden ÖDP, TKP ya da HADEP’ten birisi listede değil?
     Hiç düşünmedim aslında kaç sol, kaç sağ bulunuyor listede diye. Keşke Ufuk Bey’i (Uras) koysaydık.
     
26 yaşında uluslararası bir bankanın müdürü olmak nasıl bir duygu? Yaşınıza uygun bir iş mi bu?
     Aslında çok baskı olan bir iş. Belki benim rahatlama aracım bu. Bütün gün sabah dokuz, akşam, altı, sekiz, dokuz, neyse artık o şeyde çalıştıktan sonra, akşam Arı Hareketi’nin ofisine gelip çalışmak, hafta sonu Anadolu’ya gitmek, bunlar beni acayip "charge" ediyor.
     
Yabancı şirketler sivil toplum örgütlerinde çalışmayı destekliyorlar galiba.
     Evet. Mesela bizim bankada bir gönüllüler grubu bulunuyor.
     
Konspiratif bir düşünce olabilir ama acaba STK eylemlerinin şirketlerce desteklenmesinin nedeni insanların politikayı şirket içine döndürmelerini engellemek olabilir mi? İçe dönük politika yerine dışa dönük politika?
     Ben bu nedenle olduğunu sanmıyorum.
     



 PAZAR


‘Estetik olmak yerine insan olmamı seviyorlar’
Eğlence ‘yazlığa’ taşınıyor
"Gençler de şehrin ortasında öpüşmesinler"
Bu köyün çocukları golfçü oluyor
Cannes 55 yaşında
Amaç depremde sıfır can kaybı
Anneler Günü’nü lezzetli geçirin
Tiyatro festivali başlıyor
Türk futbolunun tarihi
‘Kirli düzine’
Artık Alman biramız da var
Hünkar geleneği devam ediyor
Beyaz adam, siyah kadın
Seksle gelen sağlık
Sultan Ahmed türbesinde tarih
La Pasta! (makarna made in Italy)
İkisi de ünlü, ikisi de karakter iki insanın sıradışı ilişkileri kitap oluyor
"Alaca çorba"dan "nakışlı dolma"ya
Anneler Günü’nün öyküsü


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet