18 Mayıs 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Bir dalda iki ceviz, aramız derya deniz...

     Bilmiyorum kaç kişi farkında ama, önümüzdeki sonbahar Türkiye için eskilerin deyimiyle, "ya herru, ya merru" mevsimi olacak.
     Avrupa Birliği, Türkiye’yi de üyeliğe kabul etmek için, Ankara ile resmi görüşmelere başlamayı onaylayacak mı, onaylamayacak mı?
     Onaylarsa, yepyeni bir dönem başlayacak... Global sermaye yatırımlarında bir artış; işsizlikte bir azalma; ekonomide ciddi bir büyüme ile "yaşam kalitesi"nde bir yükselme dönemine girilecek...
     Onaylamazsa, Em. Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın deyimiyle:
     - Tümden, yönetimi militer ağırlıklı döküntü Afrika ülkeleri arasına savrulacağız.
     * * *
     Ne diyorsunuz, cumartesi gibi bir tatil günü için; aşırı ciddi bir konuyla mı başladık yazıya?
     Alt tarafı, bir zamanların ünlü Fransız şarkısında söylendiği gibi:
     - Ne olacaksa olacak, kim yaşarsa görecek...
     Görecek de ne görecek? Başının göğe erdiğini mi, yoksa anasının örekesini mi?
     * * *
     Ref’i Cevat gibi bizden önceki kuşağın yazarları:
     - Hiçbir şey değişmez buralarda, derlerdi. Vaktiyle neler yaşanmışsa, yine onlar yaşanır...
     Dört dörtlük bir hukukçu olan Ebulula Mardin ise şöyle demişti:
     - Boşuna kendini yorup durma. Şark dünyalarında, "burjuva sınıfı - işçi sınıfı" gibi ayırımlar yoktur. Sadece "hırsızlar - dilenciler" vardır. Dilenciler, "hırsız" olmaya uğraşırlar; hırsızlar da "dilenci" olmamaya...
     * * *
     Bizim kuşağın militerleri, bu tür bazı esprili değerlendirmelerin de bulunduğundan pek haberli değildiler. Kendilerine göre yaparlardı toplumsal analizleri. Örneğin Tağmaç Paşa, şöyle demişti:
     - Halktaki uyanma, ekonomik kalkınmanın önüne geçti. Durdurmak gerek.
     Halktaki uyanmayı durdurmak için de, ne yapmak gerektiği ta öteden beri belliydi; Steinbeck’i de yasaklardın, Koestler’i de, Andre Malraux’yu da...
     * * *
     2002 yılının Mayıs ortasında da, eski Dışişleri bakanlarımızdan sevgili İlter Türkmen, düşünceli düşünceli sorardı:
     - Avrupa Birliği, Türkiye’yi de üyeliğe kabul etmek için, Ankara ile resmi görüşmelere başlamayı, onaylayacak mı, onaylamayacak mı?
     Mesut Yılmaz ise haklı bir öngörü yaparak şöyle derdi:
     - Kıbrıs sorunu çözümlenmediği zaman çok ileride; asker sayısı, Kuzey Kıbrıs’taki nüfusu dahi geçebilir...
     * * *
     Yahu bugün cumartesi, tatil günü yani... Ne gerek var kendimizin yaratıp, kendimizin yakındığı kezzaplı göllerde, kağıttan yapılmış kayıklar yüzdürmeye?
     Varsın Eczacı Mehmet Şapçı:
     - İstanbul’un sadece Avrupa yakasında EMAR cihazlarının sayısı; 60 milyon nüfuslu İngiltere’deki tüm EMAR cihazlarından daha fazla. Bazı doktorların EMAR’a gönderdikleri hastalar karşılığında, yüzde 20 - 50 arası komisyon aldıklarını Sağır Sultan bile duydu, diye yakına dursun...
     * * *
     Biz bize benzeriz öyle değil mi dostlar?
     Kimseye benzemediğimiz için de, kaygılanmıyor muyuz Avrupa Birliği üyesi olabilecek miyiz, diye?
     Olmazsak olmayalım...
     Bal tutan parmaklarını, tutamayan da avuçlarını yalamayı sürdürür gider; olup biter...
     Ve yeter bize şanlı tarihimiz. Dağlara taşlara da aslında şöyle yazmak gerekir:
     - Ay sonunu nasıl getireceğinizi değil, yurdunuzu düşünün...
     * * *
     Yurdu düşününce de; sonbaharda Avrupa Birliği ile, üyelik için resmi görüşmelerin başlayıp başlamayacağı geliyor gündeme... Cumartesi gibi bir tatil gününde konu yine ciddileşiyor yani...
     * * *
     Aman efendim boş verin...
     Şimdiye dek boş vermediniz de, lütfen söyleyin, ne oldu kuzum?
     En iyisi, Avrupa Birliği’ne de ithaf edebileceğimiz, sevimli bir "mani" ile bitirelim yazıyı:
     Bir dalda iki ceviz
     Aramız derya deniz
     Sen orada ben burada
     Ne bet kaldı ne beniz.
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Bayar’ın partisi

Çetin ALTAN
Bir dalda iki ceviz, aramız derya deniz...

Melih AŞIK
Banka titiz...

Fikret BİLA
Ecevit ve sağduyu

İpek CEM
Risk ve piyasalar

Hasan CEMAL
Ecevit dönemi kapanıyor, ne yapacağız?

Güneri CIVAOĞLU
Kedi metaforu

Can DÜNDAR
İki binaya ağıt

Abbas GÜÇLÜ
Gençler bu kez Rize’de buluştu

Sami KOHEN
Kafkasya açılımı

Mehmet Y. YILMAZ
‘Kadın yemek kadar faydalıdır erkeğe...’

Meliha OKUR
‘Siyaset ve piyasa’

Hasan PULUR
Aslında hiç kimse uyumuyor!

Derya SAZAK
Ecevit boşluğu

Meral TAMER
Trafikte ölü sayımız, gerçeğe yaklaştı

Metin TOKER
Asla unutulmayacak olan

Güngör URAS
Ecevit’siz günler başlıyor

M. Ali BİRAND
Böyle giderse, Kıbrıs’ta çözüm olmaz

© 2002 Milliyet