
|

Risk ve piyasalar
Bu hafta piyasalar da oldukça çalkantılı geçti. Sayın Başbakan’ın sağlık durumu bunda önemli bir rol oynadı. Yine de hafta içindeki bazı gelişmeler, ekonomi açısından bazı temel doğruların kabul gördüğünün göstergesiydi.
Bunlardan ilki, bankalarla özel sektör arasındaki kredi sorununa kısmi çözüm getirecek İstanbul Yaklaşımı’nın son aşamaya getirilmesiydi. Dünya Bankası Asya Özel Sektör Direktörü Liebermann, bu çerçevede yaklaşık 500 milyon dolarlık bir kaynağın sağlanabileceği belirtildi.
Diğer kayda değer gelişme ise, Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkililerinin yaptığı gözden geçirme görüşmelerinin olumlu başlamasıydı. Nitekim IMF Türkiye Masa Şefi Kahkonen, yaptığı açıklamalarda ‘mali verilerin iyileşmesinden ve enflasyonun düşmesinden’ övgüyle söz ediyor. Bütün bunlar da, mevcut koalisyonun geleceğinin nispeten belirsizleştiği bir haftada meydana geliyor.
Riski tanımlayalım
Piyasaları tedirgin eden iki tür risk var, siyasi ve ekonomik risk. Ekonomik riski ölçmek ve geleceğe yönelik olarak öngörmek genelde daha kolay. Üretim ve verim anlamındaki tutukluğu çözebilirsek, kamu sektöründeki şeffaflaşma ve rasyonelleşme doğrultusundaki adımlar ve bankacılık sektöründeki yeniden yapılanma bu riski azaltıyor diyebiliriz.
Oysa siyasi riski hem algılamak, hem de ölçmek çok daha zor. İşte Sayın Başbakan’ın rahatsızlığı bu siyasi risk kategorisinde. Bunun gibi, herhangi bir dış şok - yakın gelecekte beklenmese bile - örneğin bölgede bir savaş durumu da, siyasi risk olarak ortaya çıkıyor. Özellikle bu gibi durumlarda, piyasaların ani çalkantılar yaşamasına şaşmamalı. Burada spekülatörlerin yaydığı dedikodu tarzındaki haberlerin de büyük rolü var.
İşin diğer bir boyutu da, bu iki riskin birbirinden bağımsız olmaması. Yani ekonomik riskin azaldığı bir ortamda dahi, siyasi riskin artması, algılanan ekonomik riski de artıracaktır. Şöyle ki; siyasi riskin arttığı dönemlerde yatırım kararları ve beklentiler olumsuz yönde etkileneceğinden dolayı, bu tüm diğer dengeleri de altüst eder. Bugünlerde esas önlenmesi gereken durum budur.
Tedirginlik aşılabilir mi?
Türkiye’de bir kesim seçimin ekonomik dengeleri etkilemeyeceği görüşünde. Ben tam o noktaya geldiğimiz kanaatinde değilim. Keşke gelsek. Öte yandan da seçim bazı dengeleri kötü etkileyebilir diye, seçim gerekecek durum olursa, bundan kaçmanın da farklı riskleri beraberinde getireceği kuşkusuz.
Piyasaların en büyük düşmanı, ekonominin ve şirketlerin kötü performansının yanı sıra, yaşanan belirsizliklerdir. Türkiye gibi zaten orta vadeyi bile tam göremeyen ve planlayamayan bir ülkede belirsizliğe karşı belli bir tolerans oluşmuştur. Yine de, piyasaların artık yabancı yatırımcıların da etkisiyle hareketlenebileceği hatırlanırsa, bu toleransın yabancılarda daha az olduğu unutulmamalıdır.
Piyasalardaki tedirginliğin aşılabilmesi için belirsizliğe yol açan nedenlerin daha iyi analiz edilmesi gerekiyor. Bu analiz yapıldıktan sonra da hükümetin belli konulara açıklık getirmesi faydalı olur.
Belirsizliğin nedenini yalnızca Sayın Ecevit’in rahatsızlığına endekslemek yeterli değil.
cemipek@aol.com
SAYFA BAŞI

|
|

|