
|

Ecevit dönemi kapanıyor, ne yapacağız?
ANKARA
Değişim için başkaldırmak... Siyasetin yenilenmesi için, siyasetin kabuk değiştirmesi için başkaldırmak... İstikrar için başkaldırmak...
İnsan bazen özlüyor.
Çünkü Türkiye o kadar yavaş ilerliyor ki. O kadar inişli çıkışlı ki. Öylesine çelişkiler yumağı ki, günü gününe uymuyor. İyiye gider gibi olurken, bir anda fırtına kopuyor.
Hiç belli olmuyor bu ülke.
Bir umut yolculuğuna çıkıyorsun. Birden kendini umutsuzluğun çukurunda bulabiliyorsun.
1990’ların başını anımsıyorum.
Özellikle 1993’te Özal’ın ölümüyle birlikte taşlar yerinden oynamıştı.
Demirel Çankaya’ya çıktı.
Çiller başbakan oldu.
İnönü çekildi.
Karayalçın geldi.
Çiller - Karayalçın ikilisi iktidarda, Yılmaz muhalefetteydi.
Umutlanmıştık.
Siyasette nesil ve kabuk değişimi yaşanıyordu. Siyasette değişim saati çalıyor diye düşünmüştük.
Çünkü siyaset gençleşiyordu.
Komşumuz Yunanistan’da seksen yaşına merdiven dayamış Karamanlis, Miçotakis, Papandreu üçlüsüne karşılık, bizdeki gençleşme, yani Çiller, Karayalçın, Yılmaz üçlüsü Türkiye’nin yakın geleceği açısından iyiye, hayra yoruluyordu.
Başta ekonomi olmak üzere yapısal değişim ve istikrarın artık Türkiye’nin kapısını çalacağına ilişkin yorumlar yapılıyordu dış basında.
Umut yolculuğuna çıkmıştık.
Sonra ne oldu?
Çiller...
Karayalçın...
Yılmaz...
Ne yaptılar?..
Üçü de gençti, taze kandı.
Üçü de destek görmüştü.
Ama sonuç malûm!
Siyaset biraz daha bölündü. Özellikle Çiller - Yılmaz kavgası kızıştı. İstikrar Kaf Dağı’nın arkasında kaldı. Yapısal reformlar, değişim özlemi dinmedi.
Ve ilginçtir, onca yıl sonra yetmişlerindeki Ecevit yeniden umut haline geldi ülkemizde.
Hatta yaşanan umutsuzluk çoğunluğa:
"İyi ki Ecevit varmış!" dedirtti.
Sayın Ecevit’in başbakanlığını yaptığı ve kilit rolü oynadığı üçlü koalisyon hükümeti özellikle ekonomi alanında, Türkiye’nin önünü açacak yapısal reformları gerçekleştirdi.
Şimdi Ecevit dönemi kapanıyor.
Ne yapacağız?
Düşünmek, planlamak zorundayız.
Sorumluluğun gereği budur.
Artık kimsenin kuşkusu olmasın:
Türkiye, Ecevit’in son rahatsızlığıyla birlikte siyasal belirsizliğin çok ağır bastığı yeni bir geçiş dönemine girmiş durumda.
Bu geçiş dönemi ne kadar sürer, bilemiyorum.
Ancak, temenni odur ki, bu dönemde ekonomik programın uygulaması devam eder ve Türkiye Avrupa yolundan sapmaz.
Fakat bu geçiş dönemi ne kadar sürerse sürsün, kimse devekuşu gibi başını kuma gömmeye kalkışmasın.
Evet, bir dönem kapanıyor!
Şimdi bir yandan DSP ile hükümette Ecevit sonrasını düşünmek, öte yandan erken seçimi planlamak gerekiyor.
Başka çare yok.
İstikrar arayışı, anlayışı ve sorumluluk bunu gerektiriyor.
Dün yeniden hastaneye kaldırılan Sayın Ecevit’e acil şifalar diliyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|