18 Mayıs 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Böyle giderse, Kıbrıs’ta çözüm olmaz

     Üç gün süreyle Kıbrıs’ta hem Türk, hem de Rum yetkililerle konuştum. Birleşmiş Milletler yetkililerini dinledim. Sorunun bugünkü durumu ve tarafların tutumlarını ezbere öğrendim.
     Vardığım sonuç, ne yazık ki karamsar.
•   Görüşmeler batağa saplanmıştır ve BM Genel Sekreteri’nin temasları hiçbir şeyi değiştirmemiştir. Denktaş ve Klerides bugünkü tutumlarının daha ötesine gidemeyeceklerini söylüyorlar.
•   Oysa zaman kısıtlı ve Haziran sonuna kadar ilke anlaşması, yıl sonuna kadar da genel anlaşmanın tamamlanması gerekiyor. Görüş ayrılıkları ise çok büyük. Denktaş "Ben devletimi bırakmam. Egemenliğimi almadan adım atmam" diyor, Klerides "Çok ödün verdim, bundan fazla ileri gidemem. Türk tarafına egemenlik verilmesi söz konusu değildir" diye konuşuyor. Annan’ın Ada’ya gelişi, görüş ayrılıklarını daha da arttırdı.
•   Top, her iki oyuncunun (Denktaş ve Klerides) ayağında. Ancak batı kamuoyunda, daha çok Denktaş suçlanıyor ve önce KKTC’nin adım atması gereğine ağırlık veriliyor. Baskılar Denktaş’a yönelik.
•   Tarafsız ve batılı gözlemcilere sorarsanız, sorumlu tarafın Türkiye olduğunu söyleyeceklerdir. Ankara’nın dış görüntüsü, fikir ayrılığı olan, kafası karışık, ne istediğini tam bilemeyen bir başkent şeklinde. Rumların ise, mesajları net ve önerileri çok kimseye "mantıklı ve kabul edilebilir" geliyor.
     
‘Kurduğum devleti yıkmam’
     Rauf Denktaş’ın tutumu son derece açık. Belki aynı bu kelimelerle söylemedi, ancak uzun konuşmalarımızdan ben şu yaklaşımı çıkarttım:
•  Ben kendi elimle kurduğum bu devleti, kendi elimle yıkmam. Egemenliğim kabul edilmeden adım atmam... Kıbrıs’ta Rumların çıkarttıkları bir savaş olmuştur ve biz kazandık. Rumlar şimdi karşılığını ödemelilerdir. Bu tutumu hem kendi toplumumu korumak, eriyip yok olmasını engellemek, hem de Türkiye’nin çıkarı için sürdürüyorum. Bu, Türkiye’nin milli politikasıdır... Gelsinler eski Kıbrıs yapısını bozalım ve yeni bir devlet kuralım. Bu yeni devlet, iki egemen (Türk ve Rum) devlet tarafından kurulsun. Dışa karşı merkezi hükümete yetkiyi biz verelim. Kurucu devlet olmalıyız. Bu tutumumum değişmesi de söz konusu değil. Haziran sonuna bu işin yetişmeyeceği de ortada. Ben kendimi bu tarih ile bağlı hissetmiyorum... Şimdi top Klerides’te. Gerçekleri görmeli ve bize doğru adım atmalıdır. Yoksa, sonuçlarına katlanmak zorunda kalır.
     
‘KKTC devlet olamaz’
     Glafkos Klerides, sadece kendi ve hükümeti tarafından değil, Kıbrıs’taki tüm batılı diplomatlar tarafından
     "büyük esneklik gösteren" ve "büyük ödünler veren" lider olarak nitelendiriliyor.
     Klerides, artık yapacağını yapmış ve bu kadarıyla yetineceği görüntüsü veriyor. Onun görüşlerini de -kelimesi kelimesine olmasa da- şöyle özetleyebilirim:
•   Dışa dönük egemenlik merkezi hükümetin olacak. Üstelik bu hükümetin yetkileri çok kısıtlı tutulacağı gibi siyasi eşitliği de kabul ettik. Türkler kendi kantonlarında iç egemenliğe sahip olacaklar. Kimse karışmayacak, istediklerini yapacaklar. Seçim, parlamento, yasa, polis, her şey onların olacak... Rauf, yıllar boyunca, bunları benden istedi, federasyon için bastırdı, bugün reddediyor... Ben kabul etsem dahi, KKTC’ye egemenlik vermeyi BM Güvenlik Konseyi kabul etmez. Zira kararlar var. Benim bu yönde adım atmam da söz konusu değil. Bence Türkiye, henüz Kıbrıs’ta ne yapacağı ve ne istediği konusunda tam bir karara varamadı. Bu tutumuyla Dektaş çözüm istemiyor. İstiyorsa bu katı tutumu bırakır. Top onda. Aksi halde sorumluluğu da kendi yüklenir.
     
‘Bu tarihi fırsat kaçırılmamalı’
     BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve diğer BM yetkilileri, taraf tutuyormuş gibi görünmemek için kelimelerini seçiyorlar, patlamamak için tırnaklarını yiyorlar.
     Ancak her tutumlarından, satır arası sözcüklerden, Klerides’i daha haklı buldukları anlaşılıyor.
     Kofi Annan, benimle konuşmasında ısrarla "Bu tarihi bir fırsattır, bir daha ele geçmesi güçtür ve bu fırsat kaçarsa liderler genç kuşaklara karşı sorumlu durumda kalacaklardır" dedi.
     Bana "Ümitsizim, bu iş batak" demezdi tabii. Ancak BM çevreleri, sorumluluğun giderek Denktaş’ta olduğu izlenimini arttırıyorlar. Sadece onlar değil, Amerikan ve AB diplomatları da, Denktaş’ın çözümü zorlaştırdığı ve çözümsüzlüğe oynadığını açıkça
     söylüyorlar. Batı dünyası, Rumları
     "esnek" ve "çözümden yana" gördüğünü saklamıyor.
     Özetlemek gerekirse, sonbahara kadar hiçbir gelişme yaşanmazsa, BM (yani Washington) ve AB Konseyi yazacakları raporlarda, "Türk tarafını suçlayacaklar ve Güney’in Kıbrıs olarak AB’ye tam üye olmasına yeşil ışık yakacaklardır."
     BM Genel Sekreteri acaba
     bir şey yapabilir mi?
     Washington isterse yapar. Bu da Bush yönetiminin tutumuna bağlı ki, şimdilik yandan destek olmakla yetiniyor, ağırlıklarını koyacaklarının işaretini vermiyorlar.
     Son bir not: Denktaş "Beni bağlamaz" diyor, ancak BM
     Haziran sonuna kadar ilke
     anlaşmasına varılmasında ısrarlı.
     Genel Sekreter, Temmuz’da raporunu yazacağını saklamıyor.
     
Hangi konular konuşuluyor?
     Denktaş ile Klerides arasında ele alınan konulara "temel sorunlar" deniliyor. Her birinin ayrı başlığı var. Sıralama değişebilir, ancak Türk tarafına göre şu şekilde ele alınmaları gerekiyor. Bu başlıkların herhangi birinde varılan anlaşma, temel "statü" belli olana kadar, kabul edilmemiş gözüyle bakılıyor.
     1. Statü: Kıbrıs’ın nasıl bir cumhuriyet olacağı (federasyon veya konfederasyon), KKTC’nin egemenliğinin kurulacak devlet yapısına nasıl yansıyacağı, kanton veya kurucu devletlerin (Türk ve Rum, yetki ve düzenlemeleri) işte bu çerçevede ele alınıyor.
     2. Ortak hükümetin yetki ve sorumlulukları: Merkezi hükümette ve merkezi parlamentoda, siyasi ve sayısal eşitliğin olup olmayacağı, hükümet ve parlamentonun yetkileri ve işleyişi bu paragraf altında belirleniyor.
     3. Güvenlik: Ada’da güvenliğin nasıl kurulacağı, Türk, Yunan ve devam edecekse uluslararası barış gücünün durumu ele alınıyor.
     4. Mal değişimi: Türklerin Güney’de kalan, Rumların da Kuzey’de kalan mallarının nasıl değiş tokuş edileceği, tazminat verilerek mi, yoksa herkese veya bir bölümüne geri dönme izniyle mi çözüm bulunacağı tartışılıyor. Türk tarafı, karşılıklı tazminat usulü ile bu sorunun çözümünü isterken, Rumlar bir bölümün sahiplerine geri verilmesi görüşünde.
     5. Toprak-Göçmen: Türk tarafının elindeki toprağın (Ada’nın yüzde 33’ü) kaçta kaçının KKTC’de kalacağı (KKTC yüzde 29+ öneriyor, Rumlar yüzde 24’e kadar inilmesini istiyorlar); buna bağlı olarak da, 1974’te 120 bin olduğu söylenen göçmenlerden ne kadarının (Rumlar mümkünse 50-60 bin civarında olmasını isterken, Türkler sembolik bir miktar ile sınırlı kalmasını istiyor) geri döneceği ve karşılıklı olarak iki tarafın serbest dolaşması, mal satın alması ve yerleşmesi konuları (3 özgürlük) yine bu çerçevede konuşuluyor.
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Bayar’ın partisi

Çetin ALTAN
Bir dalda iki ceviz, aramız derya deniz...

Melih AŞIK
Banka titiz...

Fikret BİLA
Ecevit ve sağduyu

İpek CEM
Risk ve piyasalar

Hasan CEMAL
Ecevit dönemi kapanıyor, ne yapacağız?

Güneri CIVAOĞLU
Kedi metaforu

Can DÜNDAR
İki binaya ağıt

Abbas GÜÇLÜ
Gençler bu kez Rize’de buluştu

Sami KOHEN
Kafkasya açılımı

Mehmet Y. YILMAZ
‘Kadın yemek kadar faydalıdır erkeğe...’

Meliha OKUR
‘Siyaset ve piyasa’

Hasan PULUR
Aslında hiç kimse uyumuyor!

Derya SAZAK
Ecevit boşluğu

Meral TAMER
Trafikte ölü sayımız, gerçeğe yaklaştı

Metin TOKER
Asla unutulmayacak olan

Güngör URAS
Ecevit’siz günler başlıyor

M. Ali BİRAND
Böyle giderse, Kıbrıs’ta çözüm olmaz

© 2002 Milliyet