
|

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!
Genç insanların iç sularını o kadar çok şey bulandırıyor ki hiçbiri kendi su yollarını keşfedecek kadar kendine bakamıyor bile. Yapay barajlarda biriken zavallı sular sanıyorlar kendi iç denizlerini...
Güneşin altında, stadyumlarda oradan oraya koşuşturup kâh insan kuleleri yapmak, kâh boyları dönemin ahlaki yönelimlerine göre belirlenen etekler giyip bayraklar, kurdeleler sallamak şeklinde bir gün geçirilecek bugün. Müfredat kitaplarından beden eğitimi öğretmenleri rehberliğinde ezberlenen hareketler yurt sathında binlerce genç insan tarafından binlerce kez tekrarlanacak. Bu büyük beden eğitimi faaliyetinin kişiliksiz birer birime dönüştürdüğü genç insanlar toplamı askeri coşkular uyandıracak izleyenlerde. Bir "zindelik gösterisi" planlandığı gibi başlayıp bitecek. Sanki yeni ve kendine ait hiçbir cümlesi yokmuş gibi gençlerin, o hamasi kahramanlık şiirleri okunacak. Vesaire vesaire...
Bilmem kaç yıldır nasıl yapılmışsa aynı kurgu içinde bir bayram daha "yapılacak"! Sahi gençler gerçekten bir bayram yapmaya, gerçekten "gençlere göre" bir bayram hazırlamaya kalksalar herhalde bu gerçekten tedirgin edici bir şey olurdu izleyenler için. Gerçek bir bayram, özgürleştirir çünkü. Vücut ezberinin dışına çıkar; beyin neşenin cesaretiyle zıplar daha önce zıplamadığı yerlere. Ve bu, söz konusu "bayramın" izleyicisi olarak aslında bayramın başrolünü oynayan ve yönetmenliğini yapan yetişkinler için ürkütücü olur. Ürkütür, hem de ne biçim.
Uzaktan güzel geliyor di mi? Sahi niye tribünlerden izlemek istiyorlar gençliği? Niye ancak uzak tribünlerden izlenecek bir büyük zindelik gösterisine dönüştürüyorlar genç olmayı? Çünkü ancak uzaktan izleyince güzel görünen bir şey genç olmak. Yeterince uzaktan bakarsan eğer. Yoksa o yaşlar... İğneli fıçı gibi yıllar! Ne tarafına yatsan oralarda büyük ağrılar. Kendinle başa çıkamadığın zamanlar. Ne vücuduna ne kalbine alışamadığın, dünyada en tek başına kaldığın, tam da o sırada "yapılması gerekenler" canavarının tepene biniverdiği yıllar... En büyük işkence de kafalarını karıştıran o acayip şeyler...
Kendi gücünle buluşmak O 19 Mayıs gösterilerindeki "zıpkın" çocukların hepsi şimdi üniversiteye hazırlanmaktalar. Moda mesleklerden bir tanesini sevmek için kendilerini zorlamakta ve beyinlerini beton dökülmüş kalıplara dönüştüren test soruları üzerinden geleceklerini kurmaktalar. Kafalarını karıştıran bunca şey içinde hiçbiri aslında nasıl bir insan olmak istediklerini soracak zamanı bulamıyorlar. Oysa her insanın içinde gizli bir güç vardır, gizli bir su. Eğer suyun akışı engellenmezse önüne, yanına, berisine akıntıyı bozacak sinsi kanallar oyulmazsa su akacak ve akması gereken yeri bulacak. Ama şu anda genç olan insanların iç sularını o kadar çok şey bulandırıyor ki hiçbiri kendi su yollarını keşfedecek kadar kendine bakamıyor bile. Yapay barajlarda biriken zavallı sular sanıyorlar kendi iç denizlerini. Yapmaları gereken şeyleri yani küçük su birikintilerini göl sanıyorlar ya da. Moda mesleklerin, mecburiyetlerin oluşturduğu küçük akıntıları izlemeye zorlanıyor hepsi. Korkular yerleştiriyorlar onların beyinlerine. Korkular ki iç suların en büyük düşmanı, akıntıya yolunu şaşırtacak en büyük eşkıya onlar. Oysa onların, içlerine bakmak için biraz zamana ihtiyacı var. Sürekli birtakım sorulara cevap vermek için zorla çalıştırılıp durulan beyinleri, kendilerinin farkına varmak, kendi güçleriyle buluşmak için biraz kendilerine dalmalılar.
Uzak tribünlerden bu gibi hayati meseleleri görmemek daha kolay. Çünkü tribünlerdekiler de bir zaman kendi sularına, içlerindeki akıntıya yollarını şaşırttılar. Kendi pişmanlıklarını görmemek için kendileri gibi insanları çoğaltıp, yanlışı normalleştirmeye çalışmaktalar. Çünkü tribünlerdeki hayatlar da taşıma suyuyla dönmek mecburiyetindeler.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|