
|

En büyük düşman
MESUT Yılmaz dünkü konuşmasında Osmanlı’nın gerileme döneminden beri devlete ve millete musallat olan "atalet, miskinlik, hareketsizlik" hastalığımızı anlattı, harekete geçmezsek felaketlerle karşılaşacağımızı söyledi.
Şimdi Türk dostu bir bilim adamının, Prof. Feroz Ahmad’ın yazdıklarından bir bölüm aktarmak istiyorum:
"Osmanlı devleti, paradoksal olarak, değişemeyecek kadar güçlü olmanın sıkıntısını çekmiş, dinamik ve değişen Avrupa’nın yarattığı meydan okumalara karşı koymak için gereken yapısal düzenlemeleri başaramamıştır. Sosyal ve kurumsal esnekliğe sahip olamayan İspanya ve Rusya da aynı vaziyetle karşılaşmış, Türkler gibi onlar da rakiplerinin gerisinde kalmışlardı." (The Making of Modern Turkey, sf. 17)
Dün de Yılmaz diyordu ki:
"Dünyada bizim devletimiz kadar kendi insanını atalete sürükleyen ve adeta atalete mahkum eden başka bir devlet yoktur..."
Demek ki, hastalığımız derin ve köklü.
***
YAKIN tarihimizde, Yılmaz’ın da belirttiği gibi, dinamik üç dönem vardır: Atatürk, Menderes ve Özal dönemleri...
Uzunca bir süredir devlet kıpırdamıyor, millet yılgın... Politikacılar uyuyor mu? Haklı bir soru ama Yılmaz da diyor ki:
"Sivil siyaset güçsüzleştirilmiş, siyaset alanı daraltılmış, siyasetin dengeleriyle sürekli oynanmıştır..."
Siyasetin güçsüzleştirildiği bu "yönetemeyen demokrasi"de toplumsal sorunları çözmeye de, ağır devleti kıpırdatmaya da siyasetin gücü yetmiyor.
Fransa’da İkinci Dünya Savaşı köklü siyasi gelenekleri parçaladığı için, dağınık ve güçsüz bir siyaset ortaya çıkmıştı. John Ambler, Ian Derbishire gibi siyaset bilimciler bu siyasi yapı zaafına "immobilizm" (atalet, hareketsizlik, kıpırdayamazlık) diyordu!
Duverger ise "Halksız Demokrasi" adını vermişti, yani sandıktan çıkan adamların bir şey yapamadığı, "ortacılığa saplanmış" bir atalete batmış bir sistem! Neticede Fransa 1958’de iç savaşın eşiğine geldi, fırtına gibi bir sistem reformuyla düzlüğe çıktı.
***
BİZ böyle ağır devlet ve yılgın millet olarak ataletimizi sürdürürsek, "rakiplerimizin gerisinde kalmamızın" dinamitleyeceği sosyal, ekonomik ve politik sorunlar bizi felaketlere sürükleyebilir!
Yılmaz’ın şu sözleri yerinde bir uyarıdır:
"Felaketlerin ve yeni krizlerin kapımızı çalmasını istemiyor, dünya liginde devlet ve millet olarak daha alt bir düzeye düşmek istemiyorsak, aklımızı başımıza devşirmeliyiz..."
Mesele Yılmaz değil, kim söylese bu sözler doğrudur maalesef! Gerçekten, siyasetin içine düşürüldüğü güçsüzlük ve yılgınlık öyle bir "suya sabuna dokunmama" çekingenliği yaratmıştır ki, bırakın çözümü, düşünce gündemimiz bile kısırlaşmış, magazinleşmiştir! Oligarşilerin sorunlu kitleleri oyalamak için pompaladığı "fiesta", Latin Amerika toplumlarının hangi sorununu çözdü?!
Evet en büyük düşmanımız atalettir, hareketsizliktir, ‘immobilizm’dir. ‘Fincancı katırlarını ürkütmekten çekinmeyen’ büyük fikirler, büyük hareketler... Aksi halde korkarım daha da küçülürüz!
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|