
|

Mumcu ANAP’ı bırakmaz, siyaseti bırakır
"Karşıma genel başkan adayı olarak çıkanlarla bile çalışırım, ama partiye zarar geldiğini görürsem..."
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, bu sözlerle Erkan Mumcu’yu görevinden aldı. Mumcu’yu Turizm Bakanlığı koltuğundan hangi gerekçeyle indirmişti anımsamıyorum, ama ANAP kongresinde delegelerden en yüksek oyu aldığı için gönülsüz de olsa 1. Genel Başkanvekili yapmak zorunda kalmıştı.
Zaten partinin 1. ve 2. adamı olarak yan yana oturmaları gereken toplantılarda, aynı fotoğraf karesi içine giren Yılmaz ve Mumcu’nun arasındaki gerginlik yüzlerine de yansıyor ve bu ikili için kulislerde "Boşanma davası açmış karı - koca gibiler" yorumu yapılıyordu.
Mumcu ile bugüne kadar sadece bir kez yarım saat kadar yüz yüze görüşmüşlüğüm var. O yarım saatin sonunda vedalaşırken Mumcu bana, "Bu Meclis, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu değiştirmeyi başaramazsa siyaseti bırakacağım" demişti. Siyasetçilere inanmama huyum nedeniyle "Haydi canım sende, duy da inanma" türünden bir yüz ifadesi takınmış olmalıyım ki, "Sizi temin ederim, siyaseti bırakırım" demiş ve "çünkü" diye devam ederek beni şöyle ikna etmişti:
"Tek bir hayatım var. O hayatı kendi önceliklerime göre yaşama isteğim ve yapmak istediklerim var. Siyasete atılıncaya kadar kendi yolumda yürüdüm. Siyasetin de bana kattığı çok şey oldu. Ama tıkandığımı hissedersem ve çıkış yolu bulamazsam, siyasette kalmam. Siyaset benim için bir amaç ya da hedef değil, hayatımın evrelerinden biri. Beni geliştirmiyorsa, hayattan beklentilerimle örtüşmüyorsa siyasetle yolumu ayırırım."
Mumcu’nun o günden bu yana yaptığı çıkışlar, bana göre bu kararlılığın ifadesi. Dün ikinci tenzil - i rütbeyi kabullenirken söyledikleri de, aynı doğrultuda: "Bugüne kadar görev ve makama odaklı bir siyaset yapmadım, bundan sonra da yapmayacağım. Doğruları söylemek için illa bir unvan taşımam gerekmez. Dün de söylüyordum, bugün de söylüyorum, yarın da söyleyeceğim. Ben ne sorumluluktan, ne kavgadan ne de görevden kaçarım. Sonuna kadar ANAP’tayım."
Doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar ANAP Başkanvekilliği’nden alınması üzerine dün Erkan Mumcu’yu telefonla aradım. "Gerek ANAP, gerekse Türkiye çok kritik günlerden geçiyor. Türkiye yeniden bir buzdağına çarpabilir" dedi.
Aklı başında pek çok kişi, Mumcu’nunkine benzer bir kaygıyı duyuyor bugünlerde. Aslında Kemal Derviş’in son demeçlerinde de benzeri bir endişe var. Kamu borçlarının döndürülmesini mümkün kılan istikrarın rehavetinde, hükümetin yeniden yapılanmadan imtina ettiği gerçeği.
Mumcu, "Demokratik siyaset, herkesin ağzına geleni söylediği siyaset değil, konuşulanların müzakere süreçleri sonunda karara dönüşebilmesidir. Ben düşüncelerimin hiçbirini uluorta söylemiyorum. Bütün görüşlerimi, partinin müzakere süreçlerinde, karar mekanizmalarında ifade ediyorum" diyor. Gerçekten de Mumcu eleştirilerini bir seminerde ya da kahve sohbetinde değil, ANAP’ın hükümetteki 3 yılının değerlendirildiği toplantıda dile getirmiş.
Ne demiş Mumcu?
ANAP şirket gibi yönetiliyor. Yolsuzluklarla özdeşleştiriliyor. Şaibeli kişileri bünyemizden arındıralım. Doğalgaz alımlarındaki hatalar, Türkiye için kara delik olacak. Birbirimize propaganda yapmayalım. Baraj sorunumuz var, bunu masaya yatıralım.
Mumcu az bile söylemiş. Zaten kendisi de olan biteni çelişkili buluyor: "Sonuç bildirisine giren şeylerin tamamı benim önerilerimdir. Bir taraftan önerilerim karar bildirisi haline getiriliyor, diğer taraftan da tenzil - i rütbe geliyor. Klasik ağırbaşlı politikacı tripleri uygulanıyor. Üslubuma dikkat çekilmeye çalışılıyor, gençliğime dikkat çekilmeye çalışılıyor. Gençlik sanki bir ayıp ve kusurmuş gibi..."
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|