23 Mayıs 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Çocukken parasızlıktan alamadıkları oyuncak tren, Albukrek Kardeşler’e dev bir koleksiyon kazandırdı
60 yıldır oyuncak yapan kardeşler

Çocukluktan beri yaptıkları ve topladıkları oyuncakları sergileyen Viktor, Musa ve Yılmaz Albukrek Kardeşler’in hedefi bir müze açmak

     YİĞİT KARAAHMET

     Parasızlık yüzünden başlayan bir hobinin öyküsü bu. Şimdi en küçüğü 60 yaşında olan Albukrek Kardeşler, İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk düşen çocukluk günlerinde, Beyoğlu’nda bir oyuncak tren seti görürler. Ama alacak paraları yoktur. Bunun üzerine mide ilaçları, kullanılmış demirler ve çöpte buldukları hurdaları kullanarak o setin aynısını kendileri yaparlar.
     İşte 60 yıldır devam eden oyuncak yapma ve biriktirme merakının çıkış noktası. Şu anda Viktor Albukrek 71 yaşında bir işadamı, Musa Albukrek 65 yaşında bir doktor, Yılmaz Albukrek de 60 yaşında bir elektrik mühendisi. Şimdi sıra oyuncakları diğer meraklılarla paylaşmaya geldi. Almelek Sanat Galerisi’nin sahibi Yakup Almelek’in girişimleriyle bunları sergilediler.
     Üstelik gelenlerin desteğiyle büyüyor bu sergi. Başlangıçta sadece kardeşlerin oyuncakları vardı fakat yavaş yavaş bir oyuncak müzesi olma yolunda ilerliyor. Ziyaretçilerin çoğu sergiyi gezdikten sonra bir oyuncaklarını bırakmaya başladılar.
     
     ‘Önce ufak bir tekne, sonra sandal yaptım’
Nerden çıktı oyuncaklarınızı sergileme fikri?
     Viktor Albukrek: Bizi Yakup Bey teşvik etti. Üçümüzü de evde biriktirdiğimiz, kıyıda köşede kalmış oyuncaklarımızı toplamaya yöneltti. Bende normalde sergi açma fikri yoktu ama iki kardeşimin aklının bir köşesinde bu fikir işliyordu. Ben karşı çıkıyordum çünkü mesleki bakımdan bir işadamının, doktorun ve mühendisin bu işle uğraşması ne derece doğru olur diye düşünüyordum. Ama haksız olduğumu anladım. Çünkü bu işin verdiği gayret, insanın mesleğine çok olumlu yansıyor.
     Musa Albukrek: Aslında buradaki gayemiz bir sergi değil, bir oyuncak müzesinin temellerini atmaktı. Avrupa’yı dolaşırken çok gördük bu tarz sergileri. Ayrıca hepimizin eli çok yatkındır oyuncak yapımına. Bunun bir nedeni de, biz çocukken harp zamanıydı; çok sayıda ve çeşitte oyuncak yoktu, olanlar da çok pahalıydı. Karnımızı doyuracak para yoktu, nasıl oyuncak alalım? O bakımdan bu açlık bizi dürttü ve kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapmaya karar verdik.
     Yılmaz Albukrek: Sergi açmak aslında ortanca ağabeyimin fikriydi. Her birimizin evinde zaten mini bir sergi vardı. Büyük ağabeyimin bize daha önce söylediği gibi, bunlar durdukça bir işe yaramıyorlar. Benim işyerimin deposunda çoğu gemim çürüyordu.
     Bu iş ortaya çıkınca o gemiler tekrar ele alındı ve 20-30 sene önceki sabrın aynısı gösterilerek onarıldı. Bütün hurdaları canlandırdık.
     M.A: Büyükada’da bir evimiz vardı. Bu evin merdivenin altında küçük bir odamız vardı. O zamanlar yaptığımız oyuncakları alır, orada eşe dosta sergilerdik. Gelen misafirlere de defter açardık, görüşlerini yazsınlar diye. Mesela Yakup Bey aslında bizim kuzenimiz olur ve o ufak sergiyi ziyaretinden sonra deftere aynen şöyle yazmıştı: "İleride bu sergiyi değerlendirsek iyi olur." Yani bu serginin temelleri önceden atıldı.
     
İlk oyuncaklarınızı kendiniz mi yaptınız?
     V.A: Evet, öyle sayılır. Bir kere annemiz ve babamız bizim el emeğimizi güçlendirmek için küçük yaştan itibaren teşvik etti. Hepimize müzik dersi aldırdılar. Üçümüz de parmaklarımızı çok iyi kullanmak üzere yetiştirildik. Ben yaptığım ilk oyuncak için şişe mantarlarından ve tebeşirlerden faydalandım. 9 yaşındayken bir ameliyat geçirdim. Hastanede, karşımda yatan bir tane Fransız askeri sürekli tahtadan tekne yapıyordu. O bana yardımcı oldu ve tekne yapmayı gösterdi. Sonra bir büyüğünü yaptım, sonra daha büyüğünü. 17 yaşımdayken sandal yaptım.
     
     ‘Babam müzisyen olalım istedi, oyuncağı yasakladı’
     Y.A: Benim yaptığım ilk oyuncak, ufak elektrikli motorlu trenlerdi. Ama 12 yaşında büyük bir motorlu tren yaptığımı hatırlıyorum.
     M.A: Bende küçük yaşlardan itibaren bir el becerisi vardı. Önce ilaç kutularından oyuncaklar yapmaya başladım. Daha sonra, yine küçük yaşta kemana yöneltildim. Babam bizim müzisyen olmamımızı çok istiyordu. O yüzden bir süre oyuncaklarla uğraşmamızı yasakladı.
     
Oyuncaklarla bu kadar ilgilenmenizde yokluğun ve yasaklamaların etkisi olabilir mi?
     Y.A: Evet, büyük ihtimalle. Mesela Beyoğlu’nda Japon Mağazası diye büyük bir mağaza vardı. O zamanlar 12 yaşındaydım. Oranın vitrininde bir tren vardı ve alınması mümkün değildi. Biz gider seyrederdik o treni. O bizim içimizde bayağı bir yer etti ki sonunda gittik o trenin aynısını yaptık.
     n Burada koleksiyon için toplanmış ürünler de var. Toplam kaç parça oyuncak sergiliyorsunuz?
     M.A: Sayısını bilemeyiz. Ama elle yaptığımız oyuncaklar, dışarıdan aldıklarımız ve hediye gelenler diye üç kategoride söyleyebiliriz.
     
     ‘Oğlum maket uçak yaparak başladı, uçak mühendisi oldu’
     Yılmaz Albukrek:
•   Zaman zaman beraber çalıştığımız da oldu. Daha ziyade ortanca ağabeyimle beraber çalıştık. Büyük ağabeyimizin ustalığı bizim çocukluğumuza gelir. Biz onun çıraklığını yaptık.
•   Oyuncaklarla oynamak yapmak kadar zevkli değil. İşin en zevkli tarafı onu yaratmak. Yarattıktan sonra biraz oynarız, sonra bir kenara kaldırılır. Ama bugün bile ben trenle oynamaktan zevk alıyorum. Benden çok yaşlılar bile oynuyor.
•   İşimizin stresini alıyor. Yoğun bir günden sonra eve gelip bir parçayla uğraşmak yorgunluğu unutturuyor. Sonuçta bunu keyif alarak yapıyoruz. Bazen aylarca elimizi sürmediğimiz oluyor. Şu anda ben bir kalyon yapmaya başladım.
•   Bu işin bir faydası da diğer insanların gazoz kapağı, ilaç kutusu olarak gördüğü şeylerin aslında oyuncağın bir parçası olarak görmemizi sağlaması.
•   Benim bir oğlum çok ilgilendi bu işlerle. Bu sergide de üç tane uçağı var. Oğlumu teşvik ettim, uçak yaptı. Şimdi uçak mühendisi oldu.     
     
     ‘Maketini yapmak için tramvayı inceledik, fotoğraf çektik, adım adım ölçtük’
     Musa Albukrek:
•   Küçükken uçak yapardık, sonra uçururken o parçalanırdı ve biz bu yüzden o kadar üzülürdük ki sonraları uçurmamaya başladık. Bahçede şöyle bir dolaştırıp eve getiriyorduk. Birçok uçağı uçması için yapmış olsak da hiçbir zaman uçurmamışızdır.
•   Bir tramvay yapacaktık. Gittik Yılmaz’la tramvayı inceledik. Sonra sağından solundan fotoğraflarını çektik. Sonra da içine girdik, adım adım ölçtük. Maketini öyle hazırladık.
•   Bir oyuncağı bitirdikten sonra, girdiğim ameliyatı daha büyük bir keyifle yapıyorum. Neticeler aynı ama ameliyatlarda daha stressiz oluyorum.     
     
     ‘Oyuncak kırılmadan onu elime almazdım’
     Viktor Albayrak
•   Elinizdeki objenin şeklini değiştirirken çocuk gibi oluyorsunuz, kapris yapabiliyorsunuz.
•   Çocuk, oyuncağı kırıp tamir etmiye çalışıyorsa ilgileniyor demektir. Ben küçükken eve gelen oyuncaklarla oynamaz, kırılmalarını beklerdim. Benim için oyun, oyuncak kırıldıktan sonra başlardı.     
     



 PAZAR


"Fan fin fon fotoğraflar bu albüme hiç uymazdı"
60 yıldır oyuncak yapan kardeşler
Kafede erotizm
"N’olur sevgilimin adını yazmayın!"
Maaşı 700 milyar
‘Bize Türk müziği gönderin’
Harika çocuklar Aya İrini’de
Trendleri ilk onlar öğrenir
Kitaplar da Dünya Kupası’na gidiyor
Çarşı alışverişine Fes molası
Seçim girdabı
Yılların tatları
Festival devam ediyor
Nişantaşı’nın "Kaldırım Kahvesi" Mavi
Tokya Seyfi’nin harikulade alın yazısı
Wellesley mi yatakta daha güçlüydü, yoksa Napolyon mu?
Bu şehir nasıl besleniyordu?
İyi ilkbaharlar!
Sinemacılara müzikal film önerisi: İstanbul rezaletler opereti
"Son yolcunun adı Attila ilhan’dı"
Mucitler nereye gitti?


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet