
|


Yılların tatları
Rekolteleri 1970’ten 1990’a uzanan bir düzine eski şarap... Hepsi bir arada, hepsi art arda kadehlerde... Vogue Restaurant’taki tadım, bir şarapsever için gerçek bir şölendi
ŞİŞEDEKİ BALIK / MEHMET YALÇIN
1970, Türkiye için hayli karışık bir yıldı... Demirel iktidardaydı, ülke o yılların tek kanallı siyah beyaz TRT televizyonu spikerlerinin deyimiyle "öğrenci olayları"yla sarsılıyordu. Bir yıl sonra verilecek 12 Mart muhtırasına gidecek yolun taşları döşeniyordu. Sosyal hayat da "siyah-beyazdı", halk yazlık sinemalarda çekirdek çitleyerek Orhan Günşiray’lı, Ahmet Tarık Tekçe’li filmleri seyrediyor, yollarda tek tük Anadol’lar geziyor, gazeteler yakında açılması beklenen Boğaz Köprüsü ile ilgili haberlerle dolup taşıyordu.
Aynı günlerde Ankara’nın Kavaklıdere semtinde, bugün üzerinde Sheraton’un yükseldiği arazide bulunan bağların içindeki beyaz kireç boyalı binada da hummalı faaliyetler yürüyordu. Binaya tepeleme simsiyah üzüm dolu kamyonlar yanaşıyor, önce tartıya giriyor, sonra da yüklerini boşaltıyorlardı. Kamyonlar Diyarbakır’dan geliyor, iyice olgunlaşmış Boğazkere üzümlerini taşıyorlardı. Üzümler ilkel tahta preslerde sıkılıyor, şıraları mayalanmak üzere beton havuzlara aktarılıyordu... Üzümlerin olgunluğunu ve şıranın koyuluğunu gören şaraphane görevlilerinin gözleri ışıldıyordu. Şaraphanenin ustası o yıl Denizli’den gelen Çalkarası üzümlerini de pek beğendi ve bu iki üzümün şaraplarını kupaj edip altı sene sonra şişelenmek üzere bir küve doldurdu.
O günlerden bugüne tam 32 yıl geçti... 20. yüzyıl bitti, 21. yüzyıl başladı... Çok şeyler değişti, çok kişi dünyamızdan ayrıldı. Ama o günlerde sıkılan üzümlerin şarabı hâlâ yaşıyor. O denli yaşıyor ki damağımda bir yudumunu ağzımın içinde gezdire gezdire tattığım dakikalarda, aldı beni küçük bir çocuk olduğum o günlere, hafızamda silikleşen anılara götürdü...
Eski şarabın güzelliği de işte bu. Aslında "şişelenmiş doğa" olan şarap, eskitildikçe aynı zamanda bir "şişelenmiş zaman"a dönüşüyor. İşte bu "sıvı" tarihlerle dolu bir gece geçirdik geçenlerde. Ülkemizin sayılı eski şarap koleksiyonerlerinden Avukat Barbaros Çağa, "Türkiye’de kimse şarabı eskitmiyor, kavında bekletip yıllar sonra açma sabrını göstermiyor. Sığ ve yüzeysel bir şarap sevgimiz var" yazım üzerine dayanamamış ve haksızlığa uğradığını düşünerek kavındaki bazı kıymetli şarapları şarapsever bir grupla paylaşmak istemişti. Beşiktaş’taki enfes Boğaziçi manzaralı Vogue Restaurant’ta bir uzun masanın etrafına toplanarak, bir gece boyunca yıllanmış şarapları tattık. Tümü de Kavaklıdere firmasının ürünleri olan 1970’ten 90’a bir düzine şarapla birlikte, zaman tünelinde bir yolculuğa çıktık...
Şişelerin farkı
Kavında binin üzerinde şarabı olan Barbaros Çağa, bu şarapları hep piyasaya çıktıkları zaman almıştı. Şaraplar, bunca yıl boyunca sadece bir kez taşınma geçirmişler, onun dışında mahzen koşullarında uzun bir güzellik uykusuna yatmışlardı. Çağa asla eski şarap satın almıyordu, "Şarap bende eskimeli!" diyen bir şarap eskitme tutkunuydu. Tutkusunun ne hoş sürprizler yarattığını da tadımda gördük. Zira 1970’in aynı tanktan şişelenmiş iki ayrı şişesi bile, 32 yıllık ömürlerinde bambaşka iki şarap oluvermişlerdi. 2473. şişe baharat ve pişmiş meyve kokulu, pekmez ve pestil lezzetliydi. Şeriyi andıran çağrışımları da vardı. 2127. Şişe ise deri kokulu, damakta da tatlı kırmızıbiber çağrışımlıydı. Yudumladıklarımız sanki iki başka şaraptı!
Kimi sırf Boğazkere’den yapılma, kimi de Çalkarası veya Yediveren gibi üzümler de içeren 72, 73, 76, 79 ve 86 kırmızıları da enfesti. Tümü de özellikle Boğazkere üzümünden güçlü olarak yapılmış şaraplarımızın yıllanma potansiyellerini kanıtlıyorlardı.
Tadımı Boğazkere, Öküzgözü ve Alicante üzümlerinin bir kupajı olan 1990 Selection’la noktaladık. Ve yıllanmış şarapların olgun tadlarına karışan şef Ceren Büke’nin yemeklerinin tadları damağımızda, "Türk şarap üreticileri niye kendileri şarap yıllandırıp ara ara piyasaya sürmezler" sorusu zihnimizde, restorandan ayrıldık...
PAZAR


"Fan fin fon fotoğraflar bu albüme hiç uymazdı"
60 yıldır oyuncak yapan kardeşler
Kafede erotizm
"N’olur sevgilimin adını yazmayın!"
Maaşı 700 milyar
‘Bize Türk müziği gönderin’
Harika çocuklar Aya İrini’de
Trendleri ilk onlar öğrenir
Kitaplar da Dünya Kupası’na gidiyor
Çarşı alışverişine Fes molası
Seçim girdabı
Yılların tatları
Festival devam ediyor
Nişantaşı’nın "Kaldırım Kahvesi" Mavi
Tokya Seyfi’nin harikulade alın yazısı
Wellesley mi yatakta daha güçlüydü, yoksa Napolyon mu?
Bu şehir nasıl besleniyordu?
İyi ilkbaharlar!
Sinemacılara müzikal film önerisi: İstanbul rezaletler opereti
"Son yolcunun adı Attila ilhan’dı"
Mucitler nereye gitti?
SAYFA BAŞI

|
|

|