
|


Tokya Seyfi’nin harikulade alın yazısı
Adam olacak çocuk... Ana babasından belli olur!
Fransa’nın artık kanlı canlı bir Amelie Poulain’i var. Adı Tokya Seyfi. Ve adından kolaylıkla anlaşılacağı üzere, gerçek Amelie Poulain "beur" diye anılan ikinci kuşak Cezayir asıllı bir Fransız. Tokya Seyfi kendi kaderini elbette kendi yüreği ve iradesiyle yazmış ama ana babası fısıldamış kulağına. Üstelik yalnız Tokya’ya değil, tüm çocuklarına ulaşmış yaşama dair verdikleri "doğru" kopyalar Seyfi çiftinin. Çocukları derken, gerçek bir manga söz konusu: Tam on iki kardeşi var Tokya’nın.
Öykümüze sondan başlamak belki daha iyi: Tokya Seyfi, yeni kurulan Fransız hükümetinde "gelişim" bakanı. Ülkenin "beyaz" tarihinde, ilk Arap kökenli hükümet üyesi. Üstelik kadın. 42 yaşında, cıvıl cıvıl bir kadın. Ancak tepeden inme, göstermelik bir politikacı değil Tokya Seyfi. 1999 yılında Avrupa milletvekili seçildi ve AB parlamentosundaki koltuğu, bilin bakalım kimin, tam da aşırı sağcı ve ırkçı Ulusal Cephe Partisi başkanı Jean Marie Le Pen’in koltuğuna komşuydu!
Diyeceksiniz ki, Amelie bir iyilik meleğiydi. Politikacıdan Amelie olur mu? Olur olur. Çünkü Tokya Seyfi de "iyilik meleği" olarak başladı siyasal kariyerine. Umarız devam eder, bozulmaz masumiyeti.
Fransa’nın Kuzey kentlerinden 65 bin nüfuslu bir varoşta, Hautmont’da dünyaya gelmiş Tokya Seyfi. Okuma yazma bilmezmiş anası babası. Ama kendilerine iş ve aş veren ülkeye minnettar, sapına kadar cumhuriyetçi. On üç çocukları olmuş. Baba Seyfi hepsini doyurmak, giydirmek ve özellikle de okutmak için didinmiş. Ufaklıklardan biri kötü bir not aldığı zaman okulda, "Yarın öğle yemeğimi, fabrikaya sen getireceksin!" cezası verirmiş. Tokya’nın kardeşi Abdülkerim anlatıyor: "Korkunç bir gürültünün, sıcak yağ kokusunun arasına girer arardım babamı. Her şey kir ve terdi orada. Acımasız bir iş dünyası. Babam, kendi çalıştığı ortamı gösterir, ‘Bunu mu istiyorsun? Ben seni bembeyaz gömlekler içinde bir masa başında görmek istiyorum’ derdi."
Babaları 1973 yılında öldüğünde, arkasında TELEVİZYONSUZ ve kitaplarla dolu bir ev, iki de ilke bırakmış: Okumak ve çalışmak.
Meşaleyi eşinden devralan okumasız yazmasız Yasmina Ana, ne yapıp edip bütün çocuklarını üniversiteye göndermiş. Sonuçta hepsi bir baltaya sap olmuşlar. Öğretmen, hukukçu, bilgisayarcı, işadamı, gazeteci, sendikacı. Tokya ise bakan şimdi.
İşe, yaşadığı çevreye "iyilik" yapmakla başlamış. Mahallesinde "Uyum" adlı bir dernek kurmuş. Ülkeye intibak edemeyen göçmenlere dersler vermeye, onlara devletle nasıl yazışılır, sosyal haklar nasıl alınır öğretmeye başlamış. Tüm kardeşlerini seferber etmiş, mahalle çöplerinin toplandığı pazar etkinlikleri, çiçeklendirme kampanyaları, tiyatrolar, konferanslar düzenlemiş. Kendileri gibi göçmen ve başarılı sanatçılar, fikir adamlarını davet etmiş bu konferanslara. Tokya’nın mahallesinde bilgisiz ve bilinçsiz, dolayısıyla serserilik eden tek genç Arap kalmamış.
Hautmont varoşuna belediye başkanı seçilen zıpır politikacı Joel Wilmotte "aşırı Arap" nüfusa karşı ırkçı uygulamalara başladığında; örneğin Arapların kent merkezinde en fazla üç kişilik gruplar halinde dolaşmalarını buyurduğunda ve emlakçılara "Araplara ev satmama" talimatı verdiğinde, Seyfi Ailesi on üç kişilik mangasıyla savaş açmış belediye başkanına. Tüm göçmenleri örgütlemişler. Mahkemeler, gösteriler derken Joel Wilmotte "ırkçılıkötan mahkemeye sevk edilmiş, davası sürüyor.
Bugün Tokya Seyfi’nin annesi Yasmina ve daha on kardeşinin oturduğu eve, tüm dünyadan çiçekler yağıyor. Filistin’den Cezayir’den, Mısır’dan; tüm Mağrıp ve Maşrık övünüyor 42 yaşındaki Arap kökenli Fransız "kadın bakanöla.
Öykü, on üç çocuğuna sahip çıkan ve onları "insan" gibi yetiştiren bir ana-babanın fedakarlık öyküsü. Başarı, elbette çocukların. Bilgiyi ve yaşama sevincini başkalarıyla paylaşan iyi yürekli Tokya’nın. Çalışanı ve hak edeni yerde bırakmayan devletin de payı var tabii, bu güzel macerada. Bence Tokya Seyfi’ye çiçek yollayan Mağrıp ve Maşrıklılar, biraz da "Böylesi niye bizim ellerden çıkmıyor?" diye sormalılar.
Şöyle bir düşünecek olursanız, Amelie Poulain’in siyasal versiyonu da böyle olurdu ancak.
Yazara e-mail
PAZAR


"Fan fin fon fotoğraflar bu albüme hiç uymazdı"
60 yıldır oyuncak yapan kardeşler
Kafede erotizm
"N’olur sevgilimin adını yazmayın!"
Maaşı 700 milyar
‘Bize Türk müziği gönderin’
Harika çocuklar Aya İrini’de
Trendleri ilk onlar öğrenir
Kitaplar da Dünya Kupası’na gidiyor
Çarşı alışverişine Fes molası
Seçim girdabı
Yılların tatları
Festival devam ediyor
Nişantaşı’nın "Kaldırım Kahvesi" Mavi
Tokya Seyfi’nin harikulade alın yazısı
Wellesley mi yatakta daha güçlüydü, yoksa Napolyon mu?
Bu şehir nasıl besleniyordu?
İyi ilkbaharlar!
Sinemacılara müzikal film önerisi: İstanbul rezaletler opereti
"Son yolcunun adı Attila ilhan’dı"
Mucitler nereye gitti?
SAYFA BAŞI

|
|

|