
|


İyi ilkbaharlar!
Ve işte ilkbahar... Kaprisli, güvenilmez, değişken... Sıcak istediğinde soğuk, soğuk beklediğinde sıcak... Ummadığın anda yağmurlu, dolabın karşısında yarım saat geçirip, kafanda ne giyeceğini düşünürken, bir de bakmışsın çok kalın giyinmişsin, çünkü hava acayip nemli.
Neşeli ve beklenmedik: İlkbahar!
Yalnızca yaşlılar değil, pek çokları "Nerede o eski mevsimler?" diye tekrarlayıp duruyorlar.
Bense mevsimlerin değiştiğine inanmıyorum... Mesela ilkbahar her zamanki gibi muzır, bazen kafayı karıştırırcasına sinir bozucu... Ve her zaman kışkırtıcı düşünceleri, hayalleri yeniden doğuruyor. Ayrıca beni hep neşeli kılıyor ve içimde "mevsimsel bir pozitif" düşünce yaratıyor.
Nezleden dolayı kıpkırmızı olmuş burnum, kim bilir hangi ağaçtan gelen polenden kaynaklanan alerjimle ve kendine saygı duyan her kadının olduğu gibi, son İtalya seyahatim sırasında tembellikten aldığım birkaç kilo yüzünden biraz endişeli ilkbaharla çıkageldim!
Havanın güzelleşmesiyle birlikte sahil yolu, sabahın erken saatlerinden itibaren inanılmaz kalabalık oluyor. Beni, kalbimin sanki boğazıma geldiğini hissettirecek hızda koşturan aynı endişeyi, yürüyüş arkadaşlarımın enerjilerinde görüyorum: "Zayıflamak"... Kilo kaybetmeliyim... Formumu korumalıyım...
Sahil yolu, bütün çiçekleri ve gözle görülür ölçüde büyüyen ağaçlarıyla gerçekten neşeli bir havaya bürünüyor. Masmavi deniz artık kötü kokmuyor, vapurlar arkalarında bembeyaz köpükler bırakarak ilerliyorlar, ufak balıkçı tekneleri ve serin rüzgar insana, yer sallanmaya başladığı anda yok olabilecek bir şehirde yaşadığımızı unutturuveriyor. Sanki Akdeniz kıyılarında bir yerlerde tatildeymişiz gibi.
Bu ilkbahar "kabus" Boğaz köprüsü yolu da değişik bir havaya bürünmüş ve sinir bozucu trafik, ben ahenk ve sabırla rengarenk ekilmiş çiçek kümelerine bakmakla meşgulken daha keyifli geçiyor.
Bu ayrıntı bana, belediyelerde bazılarının da doğayı sevdiğini, onların da estetik duygularının olduğunu ve hatta severek çalıştıklarını düşündürüyor!
Emin olduğum bir şey var ki, nereden çıktıklarını bir türlü anlayamadığım o çobanlar, koyunlarını "aşkla ve sevgiyle" Boğaz’ın eğimli arazilerinde otlatmaya götürüyorlar... Kendi koyunları için en iyi çayırları arıyorlar. İşte orada, görüyor musun? Cambaz misali eğimli arazilerde o güzelim körpe kırmızı, mor, sarı çiçeklerin üzerinde otlayan koyunlar... Bir polisin olayı fark ederek motosikletinden inip peşinden koştuğu ve çobanın da koyunları boyunlarından çekiştirerek, polis yeniden motosikletine binip uzaklaşıncaya kadar ortadan kayboluşunu seyrederken gülmemek imkansız. Gülüyorum.
Birilerinin o sevimli çobana güzelliğin gereksiz bir şey olmadığını ve en az koyunlarının taze ota olan gereksinimi kadar, bizim de güzelliklere ihtiyacımız olduğunu öğretmesini temenni ediyorum.
İlkbahar içimi coşkuyla dolduruyor. Aslında mutlu olmanın çok da zor olmadığını hatırlıyorum. Turkuvaz deniz, beyaz yelkenleriyle sularda süzülen tekneler, tüm renkleriyle zamanında uyanan doğa ve işte... İşte bu kadar! Her rekabet, her kriz, her kötümserlik masalsı bir şekilde, gökyüzünde neşeli halkalar çizerek yeni gelen mevsimi mutlulukla karşılayan kuşların kanatlarında ortadan kayboluyor.
Herkese iyi ilkbaharlar!
Yazara e-mail
PAZAR


"Fan fin fon fotoğraflar bu albüme hiç uymazdı"
60 yıldır oyuncak yapan kardeşler
Kafede erotizm
"N’olur sevgilimin adını yazmayın!"
Maaşı 700 milyar
‘Bize Türk müziği gönderin’
Harika çocuklar Aya İrini’de
Trendleri ilk onlar öğrenir
Kitaplar da Dünya Kupası’na gidiyor
Çarşı alışverişine Fes molası
Seçim girdabı
Yılların tatları
Festival devam ediyor
Nişantaşı’nın "Kaldırım Kahvesi" Mavi
Tokya Seyfi’nin harikulade alın yazısı
Wellesley mi yatakta daha güçlüydü, yoksa Napolyon mu?
Bu şehir nasıl besleniyordu?
İyi ilkbaharlar!
Sinemacılara müzikal film önerisi: İstanbul rezaletler opereti
"Son yolcunun adı Attila ilhan’dı"
Mucitler nereye gitti?
SAYFA BAŞI

|
|

|