23 Mayıs 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Türk Cannes Cannes

55. Cannes Film Festivali göz kamaştıran programını bugün sunmaya başlıyor. Resmi Seçki’de iki Türk yapımı da yer alıyor, ama bu başarıdaki ‘milli’ payımız devede kulak...

     ALİN TAŞÇIYAN

     Affınıza sığınarak önce uzun ama yararlı bir prolog:
     Jean Renoir’ın "French Cancan" adlı komedisi televizyonlarda birkaç kez yayınlandı, yeni "Moulin Rouge" dolayısıyla adı çok anıldı. Büyük usta, bu filminde Paris’in gece hayatında özel bir yeri olan Moulin Rouge / Kırmızı Değirmen gece kulübünün açılışı dolayısıyla, modası çoktan geçmiş cancan dansının yeniden popüler kılınmasını anlatır. ABD’den döndükten sonraki dönemine damgasını vuran 1955 yapımı bu film, görselliğine rağmen Renoir’ın en zayıf yapıtlarından biri, ABD tarzı müzikalin düzeyli de olsa bir taklidi olarak nitelendirilir. Orijinal adında İngilizce Fransız anlamına gelen "French"in kullanılması, savaş sonrası Amerikan hayranlığı furyası içinde ironiden çok özenti gibi durur. Tansiyonu düşmüş Fransız sinema endüstrisine tuzlu ayran içirmenin bir çözüm olmadığı bir iki yıl içinde Yeni Dalga’nın ortaya çıkmasıyla anlaşılacaktır.
     Türkiye’de de Hollywood tarzı eğlenceliklere öykünen bir popüler sinema yaratma çabası ortaya daha bir Turkish göbek, Turkish halay olsun çıkarabilmiş değil. Zaten bir Jean Renoir’ımız da hiç olmadı. Ama artık aynı yaş grubundan olmanın dışında fazla ortak yönleri bulunmasa da da eşzamanlı ortaya çıkışları itibarıyla yeni bir sinemacılar kuşağından söz edebiliyoruz. İşte bu kuşaktan bir Türk Cannes Cannes çıktı! Zeki Demirkubuz, aynı yıl, sadece biri için standart Kültür Bakanlığı yardımı aldığı iki film gerçekleştirip ikisiyle birden Cannes’a seçildi. "Yazgı" izleyicinin ilgisini, her Allahın günü televizyonda gördükleri ünlülerin boy gösterdiği fikir fukarası filmler kadar çekmedi, "İtiraf" da çekmiyor. Tuzlu ayran afiyet olsun, biz hâlâ doktora görünmeyelim, kocakarı ilaçlarından ve üfürükçülerden medet umalım.
     Bir önemli nokta daha: Demirkubuz filmlerinin bir ayrıcalığı var. Aşağıda adı geçecek İranlı, Moritanyalı, Lübnanlı yönetmenlerin filmlerinin hemen hepsinin arkasında hatırı sayılır miktarda Batı sermayesi var. Ya bir vakıf, ya işbilir bir yapımcı... Film için lobi yapabilecek, festival yönetimleriyle içli dışlı kişiler... Hâlâ "Yazgı" ve "İtiraf"ın, sadece nitelikleri yüzünden Cannes’a seçilmesinin önemini kavrayamayanlar varsa bilgilerine sunulur.
     Şimdi gelelim Cannes Film Festivali’nin ekonomi - politiğine:
     Altın kaplama palmiye dalı şeklindeki şık ödülün bu yılki talipleri birbirinden iddialı. Filmlerden çok yönetmenleri öne çıkıyor. Aralarından çoğunun evinde zaten Altın Palmiyesi, Jüri Büyük Ödülü, Özel Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, FIPRESCI, Kiliseler Birliği ödülleri var. Hepsi birden fazla kez Cannes’da yarıştı! Abbas Kiarostami, Mike Leigh, Ken Loach, David Cronenberg, Aleksandr Sokurov, Manoel de Oliveira, Dardenne Kardeşler, Marco Bellocchio, Roman Polanski, Aki Kaurismaki, Michael Winterbottom, Olivier Assayas, Amos Gitai Cannes’ın ödüllü gediklileri. Fransız aktris - yönetmen Nicole Garcia da bir kısa filmiyle yarışmıştı. Geriye kalıyor Marsilyalı sosyalist Robert Guediguian, Amerikan bağımsızlarından Alexander Payne, belgeselci Michael Moore, Filistinli Elia Suleiman, Arjantin doğumlu Fransız Gaspard Noe, Çinli Jia Zhangke. Bir de Paul Thomas Anderson ki "Manolya" ile Altın Ayı kazandığı Berlin’den sonra sıra Cannes’a geldi...
     Yarışma da Martin Scorcese, Woody Allen, Atom Egoyan, Barbet Schroder’den oluşan Yarışma Dışı da işte böyle bir ustalar geçidi. Çoğunun filmlerinde yıldızların rol alması da cabası. Her zaman onlardan beklendiği kadar parlak yapıtlar veremeyebiliyorlar ama spotlar altında durma önceliği onlara tanınıyor. Show business meselesi. Filmleri başka bölümlere toplanan Üçüncü Dünya ülkelerinin medyaları dahi öncelikle yıldızları manşete çıkaracak, kendi sinemalarına da ayıp olmasın diye yer ayıracak...
     Bu yaklaşım sakın haksızlık gibi algılanmasın: Sinemaseverlere yürek hoplattıran bu filmler de Amerikan majörleri tarafından kutup dairelerine dek dağıtılmıyor. Cannes onlara kendilerini gösterme fırsatı sunuyor.
     Cannes, Berlin, Venedik gibi büyük festivallerde asıl cevher Resmi Seçki’yi ‘tamamlayan’ bölümlerde ya da eleştirmenlerin seçtiklerinde bulunuyor. "Oo kimler gelmiş!" diye doğrudan flaşların yönetmenleri üstüne patlatılmadığı ama festival sırasında ve sonrasında herkesin üzerinde konuştuğu filmler bunlar. Cannes’da Zeki Demirkubuz’un "Yazgı" ve "İtiraf" filmlerinin gösterileceği Belirli Bir Bakış böyle bir bölüm. Türkiyeli izleyiciler ve medyatik medyacılar farkında olmayabilir ama Zeki Demirkubuz uluslararası ödüllere sahip "Masumiyetöten beri dünya sinema çevrelerinde tanınan bir yönetmen.
     Belirli Bir Bakış bölümündeki 21 filmin yönetmenleri arasında pek az beyaz Batılı var; ağırlık Üçüncü Dünya’nın hem sanatsal niteliği yüksek hem de politik yanı ağır basan, özgün biçemlere sahip filmlerinde.
     İran sinemasının ustalarından Dariush Mehrjui "Bemani"; "Sarhoş Atlar Zamanı" ile Altın Kamera kazanan Bahman Ghobadi "Anamın Memleketinin Türküleri" ile bu bölümde. Moritanyalı Abderrahmane Sissako, Malili Oussama Mouhammed, Tacik Cemşid Usmonov, Tay Apichatpong Weerasethakul gibi yönetmenlerden oluşan dünya karması WASP ağırlıklı Batı karmasıyla maç yapıyor sanki!
     
     Altın Palmiye adayları
•  "Sweet Sixteen / Tatlı On Altı" / Ken Loach
•  "All or Nothing / Hep ya da Hiç" / Mike Leigh
•  "24 Hour Party People / 24 Saat Parti İnsanları" / Michael Winterbottom
•  "Spider / Örümcek" / David Cronenberg
•  "Punch Drunk Love" / Paul Thomas Anderson
•  "About Schmidt / Schmidt Hakkında" / Alexander Payne
•  "Bowling for Columbine / Columbine İçin Bowling" / Michael Moore
•  "Marie - Jo et ses deux amours / Marie - Jo ve İki Aşkı" / Robert Guedigian
•  "Demonlover / Cinsever" / Olivier Assayas
•  "L’adversaire / Rakip" / Nicole Garcia
•  "Irreversible / Geridönüşsüz" / Gaspard Noe
•  "Le fils / Oğul" / Luc ve Jean - Pierre Dardenne
•  "10" / Abbas Kiarostami
•  "O principio da incertezza / Belirsizlik İlkesi" / Manoel de Oliveira
•  "Russian Ark / Rus Arkı" / Aleksandr Sokurov
•  "The Pianist / Piyanist" / Roman Polanski
•  "L’Ora die religione / Din Saati" / Marco Bellochio
•  "Mies vailla Menneisyytta / Geçmişi Olmayan Adam" / Aki Kaurismaki
•  "Chihwaseon / Kadın ve Resim Sarhoşu" / Im Kwon - Taek
•  "Ren Xiao Yao / Gizli Zevkler" / Zhiangke Jia
•  "Divine Intervention / Kutsal Müdahale" / Elia Suleiman
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Yıldızların altında aşk
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Festival cennet gibi
"Amerika’yı yeniden keşfetmek istiyorum"
Bilimkurgu varoluşa cevap arıyor!
Sait Faik Ödülü’nde tartışma
Aborijin sanatı borsada
Huysuz kadın tatlıdır
75 milyonluk ülkede 18 kişi
Kendini arayan ozan
Günaydın hüzün
Bir amatör Türk korosu
Türk fotoğrafının oto-portresi
İşlevsiz aile trajedisi
Türk Cannes Cannes
Çılgınca sevişmeli ama...
"Sesli köşe yazarıyım!"
Anadolulu insan figürleri
Bir ‘uyumsuz tiyatro’ örneği
Geride kalmış türküler
Sahip çıkarak iz bırakmak
En güzel senatör
Çaresiz baba eylemci olursa
Komşudan sürpriz
Öykücüler Ankara’da
Huzursuzluğun gövde gösterileri
Mozart günleri
Yalnızca çalışmak kurtarır
Haftanın albümleri
Kim kukla kim değil?
Hayat atölyesi
RHIZOME ve netsanat
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet