24 Mayıs 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Annene sor bakalım, ateşimi geçirecek bir ev ilacı biliyor mu?"

     Önce Can Dündar’ın dünkü yazısından, Gazi’nin hastalığıyla ilgili bazı bilmediğimiz gerçekleri yansıtan bir alıntı:
     "Atatürk, bir dünya harbi yaklaşırken yatalak hale geldiği haberinin Türkiye’ye zarar vereceği endişesiyle hastalığının gizlenmesini istiyor, güç gösterisi için uzun, yorucu seyahatlere kalkışıyordu.
     Hekimler engelleyemedi.
     Atatürk onlara güveniyor muydu?
     Sanmam.
     Ölmeden 4 ay önce Savarona’da ateşler içinde yatarken Kılıç Ali’ye ‘Annene sor bakalım, ateşimi geçirecek bir ev ilacı biliyor mu’ diyor, Kılıç Ali’nin annesinin gönderdiği gül sirkesine doktorlardan çok güveniyordu."
     ***
     Kılıç Ali’nin annesinin gönderdiği gül sirkesine, kendi doktorlarından daha çok güvenen Gazi...
     Oysa yönetilen halk yığınlarına, Gazi’nin kendi hastalığıyla ilgili olarak, buram buram "şoven" kokulu bir istekte bulunduğu yansıtılmıştı:
     - Beni Türk doktorlarına emanet ediniz.
     15 yıllık bir iktidardan sonra, 57 yaşında hayatının son parantezini kapatmak üzere olan Gazi’nin; tıp alanında da ırkçılık propagandasını sürdürmeyi ön plana çıkarması, akla ne kadar yatkındı Tanrı aşkına?
     Ünlü bir halk sözü vardır, biliyorsunuz:
     - Şeyhin kendisi uçmaz, müritleri uçurur...
     ***
     Siyaset, artık modası da yavaş yavaş geçmekte olan, ikinci sınıf bir uğraştır insanlık tarihinde.
     Edison, insanlığa armağan ettiği elektriği geri alsa; Graham Bell telefonu; Marconi de kısa dalga iletişimini...
     Bir anda yeniden ortaçağda buluruz kendimizi.
     Napoleon, yahut Bismarck, yahut Roosevelt, yahut Şemseddin Günaltay; neleri geri alırlarsa, eşdeğer bir felakete uğrar ki insanlık?
     ***
     Uzaktan uzağa, siyasal hırslarla ağzı köpüklenen bazı genç insanları gördükçe; tuhaf bir iç burkulmasıyla, "yazık" sözcüğü dökülüyor dudaklarımdan...
     Çünkü biliyorum ki, 20 yıl içinde çoğu ziyan olup gidecek.
     Neden mi ziyan olup gidecek?
     Gitgide daha da hızlanmakta olan "evrensel değişim"in, bilincinde olmadıklarından ötürü ziyan olup gidecek...
     ***
     19. yüzyılın posta arabaları ne oldu, arabacıları ne oldu?
     50 yıl önce günde kaç telgraf çekiliyordu, şimdi kaç telgraf çekiliyor?
     1495’ten bu yana Avrupa’dan Amerika’ya gitme süresi, kaç günden kaç saate indi?
     Sürüp gelen evrensel bir değişimin, büsbütün hızlanacağı bir döneme doğru gidiyor insanlık...
     ***
     Enerji kaynakları ve çeşit çeşit mal üretiminde kullanılan teknik aletler; yeni buluş ve katkılarla değişip durur ve üretimi de, durmadan artırırken; "ekonominin kriterleri" hep aynı yerde mi duruyor?
     Yerel siyasetçiler, yüzde kaç oranında müdahale edebiliyorlar evrensel ekonomiye?
     Ve bir soru daha:
     - Ekonominin kendine özgü kuralları mı biçimlendiriyor siyasetçileri, yoksa siyasetçilerin iradesi mi biçimlendiriyor ekonomiyi?
     ***
     5 milyar yoksulu var yeryüzünün ve yılda silahlanmaya harcanan para 900 milyar dolar.
     "Ulus - devlet" modelinin yerel siyasetçileri, kendi iktidarlarını pekiştirmek için, silah alımlarına onca para harcarken; en büyük "düşman" olan iç yoksulluklara pek de bir çare bulamadılar.
     Globalleşme süreciyle bütünleşmeden de, yerel yoksulluklara pek bir çare yaratılamayacağı anlaşılıyor.
     Globalleşme süreci ise, ancak yerel siyasetlerde kendine "paye bulan" mesleksiz "pozör" takımını tehdit ediyor. "Değersiz önemliler" dönemi sonuna yaklaşırken; "önemsiz değerliler"in yücelmeye başladığı bir döneme geçiliyor.
     Mezarı bile olmayan Mozart, acaba günümüzde yaşasaydı, "hayat standartı" ne düzeyde olacaktı örneğin?
     Bu tür konu ve sorunları, beyinselliğin global bahçelerinde berraklaştırmadan; yerel bir siyaset hırsıyla ağzı köpüklenen genç bir insanı görünce, yüreğiniz azıcık burkulmaz mı?
     ***
     Gazi, Kılıç Ali’ye:
     - Annene sor bakalım, ateşimi geçirecek bir ev ilacı biliyor mu, diye sormuştu.
     Ve yerel politikacılar, Gazi’nin ağzından şu sözü yaymışlardı halk yığınlarına:
     - Beni Türk hekimlerine emanet ediniz...
     Böyle bir çarpıtmacılığa, genç bir insan neden özenmeli ki, evrensel bir meslek sahibi olmak dururken?
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Çağdaşlaşma

Çetin ALTAN
"Annene sor bakalım, ateşimi geçirecek bir ev ilacı biliyor mu?"

Melih AŞIK
Çadır yaşamı...

Fikret BİLA
AB düğümü

Hasan CEMAL
Manisa denenmemişi deneyecek mi?

Güneri CIVAOĞLU
Çankaya - AB hattı

Abbas GÜÇLÜ
İnönü Üniversitesi kabuk değiştiriyor

Hurşit GÜNEŞ
Japonlar bankacılıkta küme düştü!

Sami KOHEN
Liderler arasında uyum yeter mi?

Mehmet Y. YILMAZ
Cannes ellerinde sazım çalınır!

Tuncay ÖZKAN
Komplo skandalında neler oluyor?

Hasan PULUR
"Ararat" filmi ve şehit tıbbiyeliler

Derya SAZAK
Sezer’den AB zirvesi

Meral TAMER
Bir koltukta 50 yıl

Ece TEMELKURAN
Sizde "vatan haini" bir hal var!

Güngör URAS
İstikrarsızlık ‘risk primi’ni yükseltir

M. Ali BİRAND
Derviş, siyasileri de yönlendiriyor

© 2002 Milliyet