24 Mayıs 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Liderler arasında uyum yeter mi?

     Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in AB konusunda yakında bütün siyasi liderlerin katılımı ile bir toplantı düzenleyeceğine ilişkin açıklaması, Ankara’da Başbakan Bülent Ecevit’in yattığı hastanede hafta başında yapılan üçlü zirvenin yarattığı belirsizliğin (ve de kaygının) ardından, umut verici bir gelişmedir.
     Açıkçası, Başkent Hastanesi zirvesinde ortaya çıkan tıkanıklığın ivedilikle giderilmesinin en iyi yolu, Cumhurbaşkanı’nın - anayasal yetkilerini kullanarak - böyle bir girişimde bulunması idi.
     Bu girişim, Cumhurbaşkanı’nın AB ile müzakere sürecinin başlamasının önünde duran bazı engellerin bir an önce kaldırılmasına - yani idam cezası, Kürtçe yayın ve öğretim konularının bir karara bağlanmasına - verdiği önemi gösteriyor.
     ***
     BAŞBAKAN’ın rahatsızlığı, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin yurtdışı gezisi, bu arada erken seçim konusundaki söylentiler, gereken yasal değişiklikleri yapacak Meclis’in yaz tatili gibi olaylar, "AB takvimi"nin gerisinde kalmak riskini yaratıyor.
     Oysa Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok. Gelecek ay AB zirvesi (Sevilla’da) yapılıyor. Haydi diyelim ki bu "son durak" değil. Esas tarih, Türkiye ile ilgili "ilerleme raporu"nun açıklanacağı ekim ayı. Ardından da aralıkta Kopenhag zirvesi... O zamana kadar sözü geçen konularda gereken yasal değişikliklerin gerçekleşmesi lazım. Bu da her şeyden önce partiler (özellikle koalisyon ortakları) arasında bir uyum sağlanmadan mümkün değil.
     Dolayısı ile Sezer’in şu sırada "duruma müdahale" etmesi zamanlama olarak da isabetlidir...
     ***
     BAŞKENT Hastanesi zirvesinin ardından siyasilerin yaptığı bazı değerlendirmeler, Türkiye’de hâlâ AB’nin "iyi tanınmadığı" gerçeğini ortaya koydu.
     Örneğin, idam, Kürtçe yayın ve öğretim gibi konularda "Türkiye’nin hassasiyetlerinin AB’ye iyi anlatılması", bu konuların "AB ile müzakere edilmesi" gerektiği öne sürülüyor. Hatta AB’nin bundan önce diğer adaylarla böyle pazarlıklara girişip girişmediği de sorgulanıyor.
     Temel siyasal kriterler konusunda AB ile müzakere veya pazarlık yapılmaz. Şartlar tüm adaylara aynen uygulanır. Nitekim diğer adaylar ile müzakereler bu ülkelerin belirli kriterlere uydukları tespit edildikten sonra başlamıştır.
     Örneğin idam cezasının kaldırılması ile ilgili olarak AB’nin aday ülkenin "özel koşullar"ını dikkate alarak bu konudaki şartından vazgeçmesi beklenemez. Resmi dilin dışındaki lisanların kullanılmasına ilişkin düzenlemelerde AB zaten belirli bir esneklik göstermektedir. Ama aday ülke de bu çerçevede kendisinden beklenenleri yerine getirmek durumundadır.
     Dolayısı ile, Türkiye’de sözü geçen reformlar konusunda iktidar ortakları arasında çıkan anlaşmazlığın, "AB standartları" göz önünde bulundurularak halledilmesi gerekir. Yani, "liderler arasında uzlaşma"dan çıkacak formül, mutlaka AB kriterleri ile "uyum halinde" olmalıdır. Esas olan "AB ile uyumdur", yoksa siyasiler arasındaki uyum değil!
     ***
     DİKKATE alınması gereken diğer bir husus da, AB’nin üyelik müzakereleri tarihinin tespitinde sadece yukarıda sözü geçen 3 - 4 konudaki yasal değişiklikleri değil, başka faktörleri de hesaba kattığıdır.
     Türkiye’de, eğer bu konular halledilirse üyelik müzakereleri garantilenecek gibi bir hava esiyor. Yanlış. AB yetkilileri (özellikle komisyon) "uygulamalara" da bakacak (Bu alanda da yetersizlikler var). Ayrıca yeni çıkan bazı yasaların AB kriterleriyle ne kadar uyumlu olduğunu da inceleyecek (Örneğin RTÜK ve af yasaları Brüksel’de şimdiden eleştiriliyor)...
     Bu durumda, AB ile uyum konusunu sadece 3 - 4 "hassas konu"ya endekse etmemek, Ulusal Program’a göre gerçekleştirilmesi gereken siyasal reformları bir bütün olarak ele almak gerekiyor. Yoksa idam ve Kürtçe dili konusunda atılacak adımlardan sonra, "AB bizden daha ne istiyor" gibi sorular ve "artık yeter" gibi çıkışlarla ileride "yeni tıkanıklıklar"a gidilebilir...
     
     skohen@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Çağdaşlaşma

Çetin ALTAN
"Annene sor bakalım, ateşimi geçirecek bir ev ilacı biliyor mu?"

Melih AŞIK
Çadır yaşamı...

Fikret BİLA
AB düğümü

Hasan CEMAL
Manisa denenmemişi deneyecek mi?

Güneri CIVAOĞLU
Çankaya - AB hattı

Abbas GÜÇLÜ
İnönü Üniversitesi kabuk değiştiriyor

Hurşit GÜNEŞ
Japonlar bankacılıkta küme düştü!

Sami KOHEN
Liderler arasında uyum yeter mi?

Mehmet Y. YILMAZ
Cannes ellerinde sazım çalınır!

Tuncay ÖZKAN
Komplo skandalında neler oluyor?

Hasan PULUR
"Ararat" filmi ve şehit tıbbiyeliler

Derya SAZAK
Sezer’den AB zirvesi

Meral TAMER
Bir koltukta 50 yıl

Ece TEMELKURAN
Sizde "vatan haini" bir hal var!

Güngör URAS
İstikrarsızlık ‘risk primi’ni yükseltir

M. Ali BİRAND
Derviş, siyasileri de yönlendiriyor

© 2002 Milliyet