
|

Tarasoff görevi
1975’te Kaliforniya’da psikolojik sorunlu bir hasta terapistine önemli bir sır verdi:
Tarasoff adlı bir kadını öldürecekti.
Terapist, bir hastanın sırrını saklama sorumluluğuyla, bir cinayeti önleme zorunluluğu arasındaydı.
Sonunda cinayeti önlemeyi seçti ve polise haber verdi.
Hasta gözaltına alındı, ancak "deli" diye serbest bırakıldı.
Bir ay sonra da Bayan Tarasoff’u öldürdü.
Konu mahkemeye gidince jüri, katille birlikte, kurbanı uyarmayan terapisti de suçlu buldu.
Böylece tıp literatüründe "Tarasoff görevi" diye anılan bir etik kural doğdu:
Bir tehlike söz konusu olduğunda hekim, bunu gidermek için tıbbi girişimler yaparken, hedefteki kişinin uyarılmasını sağlamakla da yükümlüdür. (Çağrı Kalaça, "Hasta Hakları", "Etik Bunun Neresinde", Ankara Tabip Odası Yayınları, 1997, s. 49 - 51)
***
Tıp etiği, hastanın mahremiyetine saygıyı esas kabul ediyor.
Hekimler hasta sırlarını o öldükten sonra bile saklamaya and içiyorlar.
Nitekim Sağlık Bakanlığı’nın "Hasta Hakları Yönetmeliği" de mahremiyet hakkını güvence altına alıyor.
Hasta istemedikçe, hekime başvurusu ve hastalığına ilişkin bilgiler açıklanamıyor. Hasta, sağlık durumu hakkında ailesine, yakınlarına hatta kendisine bile bilgi verilmemesini talep edebiliyor. (Madde 20)
Bir koşulla:
"...yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında..."
Diyelim AIDS türü bir bulaşıcı hastalık tehlikesi söz konusu olduğunda ya da Tarasoff cinayeti gibi bir tehdit baş gösterdiğinde bilgi vermek hekimin görevi...
***
Duruma Başbakan açısından bakarsak, bir "hasta" olarak Ecevit’in, tedaviyi reddetme, evde tedavi talep etme, hastalığına dair bilgilerin gizli tutulmasını isteme, dilediği hastaneyi seçme hakkı var.
Herkesin bunlara saygı göstermesi gerekiyor.
Sorun şu ki; "o sıradan bir hasta değil".
Bir Başbakan...
Dolayısıyla gizlilik ya da evde tedavi hakkını kullanması ciddi siyasi -ekonomik - toplumsal sonuçlar yaratıyor.
Bu, onun bir hasta olarak kişilik haklarını ortadan kaldırır mı?
Ya da Başbakan’ın hekimleri, durumdan bir "Tarasoff vazifesi" çıkarıp "tehlikeyi gidermek için hedef durumdaki kişinin (bizim örneğimizde Türkiye’nin) uyarılmasını sağlama" adına gizlilik ilkesinden vazgeçebilirler mi?
Bu soruyu Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’a sordum.
"Hayır!" dedi.
Odanın yönetim kurulu geçenlerde toplanıp "Başbakan’ın, sağlığı konusunda kamuoyunu bilgilendirmeme hakkının güvence altında olduğu" değerlendirmesini yapmış.
"Ancak" deniliyor açıklamada; "Şu an kamuoyu Başbakan’dan sağlığı konusunda kayıtlarda mevcut bütün belgeleri kapsayan bir açıklamaya izin beklentisi içindedir. Başbakan, spekülasyonlara son vermek doğrultusunda bir tercih kullanıp bu açıklamaya izin verebilir".
Tabip Odası, kamuoyuna yapılacak bu açıklama için Başbakan’ın tabipler heyetine Sağlık Bakanı Osman Durmuş ile Türk Tabipler Birliği Başkanı Füsun Sayek’in de katılmasını öneriyor.
Kişisel haklarla toplumsal çıkarların çeliştiği noktada, düğümü çözmek öncelikle "hasta"ya düşüyor.
O aldırmazsa, korkarım hekimleri bir "Tarasoff görevi" bekliyor.
candundar@superonline.com
SAYFA BAŞI

|
|

|