26 Mayıs 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Haritalar arası kaçak insanlar dünyası

Türkiye, Bay Bush’un başlattığı "Fantezi Savaşlar Çağı"nda hangi tarafta? Sömürgen galiplerin mi, zavallı yeniklerin mi? Siz kalben hangi taraftasınız acaba?

     BBC’de bir belgesel. Batı dünyasının uyguladığı yaptırımlar nedeniyle ölümüne fakirleşen Irak halkının hayatını, her şeyini kaybetmiş, mükemmele yakın İngilizce konuşan bir adamın gündelik hayatı üzerinden anlatıyorlar. Adam, İngilizce kitaplarını düzenlerken kameranın arkasındaki görünmeyen yüz sorular soruyor:
     - Yarın ne yapacaksın?
     - Bana cevap verebileceğim sorular sor. Bu ülkede kimse yarın ne yapacağını bilmiyor. Yarın yiyecek bir şey bulmaya çalışacağım. Bu kadar.
     Hemen ardından sinirlendiği için mahcup olan adam kameranın arkasındaki muhabire, Iraklı erkeklerin giydiği uzun beyaz kaftanı uzatıyor:
     - Sana bir hediye vermek istiyorum. Verebileceğim tek şey bu. Al bak. Kaliteli bir şeydir bu.
     Odanın en özel yerinde sakladığı, belli ki tek değerli şeyi olan kaftanı veriyor. Hemen ardından "Size yemek ısmarlayacağım bu akşam" diyor. İngiliz muhabir "Paran yok ki. Nasıl ısmarlayacaksın?" deyince adam bozuluyor:
     "Bu bizim geleneğimiz. Ben bunu yapmak zorundayım sizin için. Yoksa mahcup olurum."
     Şimdi siz bu hikayenin hangi tarafına yakın, hangi tarafıyla daha tanışıksınız? Kendisine niye yemek ısmarlandığını bilmeyen İngiliz muhabirle mi? Yoksa ne demek istediğini pek iyi anladığınız, o hediyeyi verirkenki ruh halini pek iyi tahmin ettiğiniz Iraklıyla mı? Peki gazeteler niye tersini yazıyor? Niye "kazananlara" yanaşmaya çalışıyor Türkiyeli manşetler?
     
Türkiye, Kuzey’de midir?
     11 Eylül Vakası’nın ardından dünya çok kaba biçimde ikiye bölündü: Koşulsuz olarak kazananları destekleyenler ve kazananların düşmanları! Varolan Fakir Güney-Zengin Kuzey çatışması ABD’nin Afganistan ile başlayan keyfi savaşlar sürecinde sıcak çatışmaya dönüştü adeta. Cepheyi genişletmek sadece Bush’un veya Bush hükümeti üyelerinin ağızlarından çıkacak korku dolu, yuvarlak laflara bağlıydı. "Terör saldırısı olacak ve nereden geleceği de hiç belli olmaz" cümlesi, ABD halkı üzerinde, kolayca saldırganlığa dönüşebilecek bir korku yarattı ve başka ülkelere yapılan saldırıları meşrulaştıracak bir kutsal metin gibi kullanıldı. "Fantezi Savaşlar Çağı" böyle başlamış oldu; artık ABD hükümetinin fantezisine göre herhangi bir ülkenin halkı yok edilebilirdi. Derken dünyanın fakir halklarını bir korku aldı; derhal "efendiye" sadakatlerini ispatlamalıydılar. Türkiye bu sınavı şimdiye kadar daha sessiz sedasız verirken İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Güney’den gelen "kaçak mülteci akınını engellemeyen ülkeler" listesinde Türkiye’nin de adını saymasıyla durum biraz değişti. Artık Türkiye, Güney’deki o "esmerlerden", o fakir çapulculardan farklı olduğunu kanıtlamak için kendi insanlarını "yakaladığını" büyük gazetelerin manşetlerinden vermeli, garibanlara karşı kazandığı zaferi "galip efendilere" onları tuttuğunun kanıtı olarak göstermeliydi. Akdeniz’de 208’i Türk, bu dünyada hiçbir şeyi olmayan 233 kaçak mülteci yakalandığında "Blair Uyardı Biz Yakaladık" manşetleri (23 Mayıs, Hürriyet) böyle bir ruh hali içinde atılıyordu herhalde: Biz kazananların tarafındayız! Zenginleşmek için dünyanın geri kalanını pervasızca sömüren efendilerin tarafında!
     Afrika açlarıyla çok nadir yapılan söyleşide "Niye açsınız? Niye bu kadar fakirsiniz?" diye sormuş muhabir. Adam cevap vermiş:
     "Çünkü siz zenginsiniz!"
     Öyle yani.
     
Fakirler bize bulaşmasın!
     Kuzey’in kendi sermaye birikimini artırmak için yer altı ve yer üstü zenginliklerini büyük bir arsızlıkla sömürdüğü Güney ülkelerinin açları zengin ülkelerin kapılarında birikiyor şimdi. Kuzey bu kez onları yok saymak, geri çevirmek için Bay Bush’un icadı olan "fakir öldüren" dile yapışıyor: Terör, şer miğferi, yaptırımlar, tehlike vesaire... Blair, Batı’ya kaçak mülteci akınını engellemeyen ülkelere yaptırım uygulamaktan bahsediyor:
     "Açlarınızı dizginleyin. Pis fakirler bize bulaşmasınlar!"
     Tıpkı Bush’un yöntemi!
     BBC’de bir reklam dönüyor durmadan. Galiba hükümetin yaptırdığı bir şey. Kaçak mültecilerin başlarına ne geleceğini anlatmaya çalışıyor. Fahişe bir kadını görüyoruz, acı çekiyor, yatağın üzerinde para sayıyor, ağlıyor vesaire... Zengin Kuzey, fakir Güneylileri korkutmaya çalışıyor. Açlık korkusunu biliyormuş gibi. Açlıktan ölen çocukları izlemiş gibi...
     
     ecetem@hotmail.com
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Sağım, solum, arkam sobe...

Melih AŞIK
Urfa notları

Fikret BİLA
MGK’nın gündemi Kıbrıs

Hasan CEMAL
‘Seçim çare olmaz’

Güneri CIVAOĞLU
Ödünç gözler

Can DÜNDAR
Tarasoff görevi

Abbas GÜÇLÜ
Lise 3’ler niye hastalanıyor?

Mehmet Y. YILMAZ
Kiraz mevsimi, çalışma değil aşk zamanı!

Hasan PULUR
Bazılarına "Mazhar Osmalık!" derlerdi

Derya SAZAK
Mondi skandalı üzerine

Meral TAMER
27 Mayısçılar İSO’da Dinçkök’ü indirip Koç’u başkan yapmış

Ece TEMELKURAN
Haritalar arası kaçak insanlar dünyası

Tamer HEPER
Size eski kanun uygulanacak

Metin TOKER
Globalleşme

Osman ULAGAY
"İstanbul Yaklaşımı" herkesi kurtarmayacak

Güngör URAS
Sadun Hoca 80 yaşında

© 2002 Milliyet