30 Mayıs 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Adın ne, Mualla; oh ne ala, ne ala...

     Dünkü Cumhuriyet'in manşeti şöyleydi:
     "Sovyetler Birliği'ne karşı kurulan NATO, bu ülkenin mirasçısı Rusya ile ortaklık anlaşması imzaladı - Dünya tek blok"
     Evet, Soğuk Savaş artık resmi bir belgeyle de noktalanıp bitmişti.
     Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, NATO'nun Roma'daki toplantısında kürsüye çıkmış konuşurken, bir de espri yapmış ve "Sovyet" sözcüğünün Rusçada "Konsey" anlamına geldiğini anımsatarak:
     - Rusya, NATO Sovyeti'ne girdi, demişti.
     NATO ülkelerinin temsilcileri kahkahalarla gülmüşlerdi.
     * * *
     Şimdi sormak gerekir:
     - 50 yıl sürmüş olan Soğuk Savaş döneminin en büyük kazığını kim yedi?
     Hiç kuşkusuz, "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 57 basamak altında kalmış olan Türkiye yedi. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı sonunda da, en büyük kazığı yemiş olduğu gibi...
     Türkiye'nin, Birinci Dünya Savaşı sonunda en büyük kazığı nasıl yemiş olduğu, sürekli saklandı halk yığınlarından.
     Em. Koramiral Atilla Kıyat'ın da, Can Paker'le NTV'de yaptığı çarpıcı konuşmalardan birinde değindiği gibi; Osmanlı Devleti'nin 2 milyon insana mal olan yenilgisi sonucu yitirdiği 4 milyon 200 bin kilometrekare üstünde 24 devletin birden nasıl kurulmuş olduğu; sürekli "Sevr - Lozan" kıyaslamalarıyla maskelendi durdu.
     Oysa Falih Rıfkı, "Zeytindağı"nda, şöyle diyordu:
     "Biz Türk neferini harpte değil, kumarda kaybettik.
     ...Türk neferi cephede ölüm düğmesine basınca, Saray'daki paşaların göğsünde şeref madalyaları yanıyordu."
     "Zeytindağı"nın tarih derslerinde yardımcı kitap olarak okutulması gerekirdi.
     * * *
     Ne yapmalı ki Ankara egemenleri, "Türk'e Türk propagandası" yapmayı, tarihsel bir saydamlığa yeğliyorlardı.
     50 yıllık Soğuk Savaş sonunda, en büyük kazığı yine Türkiye'nin yemiş olması da, Ankara egemenlerinin ekonomik bir saydamlığa karşı çıkmalarından oldu. Hamaset edebiyatını pompalayan kalemler alkışlandı, ödüllendirildi; Türkiye'nin ekonomik gerçeklerini dile getirenler ezildi, bitirildi, yok edildi.
     Ve şimdi nasıl bir sonuca varılmış olduğunu, dünkü Radikal'de Duygu Leloğlu Brüksel'den şöyle bildiriyordu:
     "Avrupa'nın en cahili Türkiye - 30 Avrupa ülkesi arasında Türkiye, hem yükseköğrenimde hem de genel eğitimde oranları en düşük ülke çıktı. Birinci Yunanistan."
     * * *
     Ya eski Varşova Paktı üyesi ülkelerin, NATO üyesi Türkiye'den daha önce Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilecek olmalarına ne demeli?
     Sen kalkar:
     - Donumuza kadar her şeyimizi Amerika veriyor, der de; Washington'un Türkiye'de izlediği politikaları eleştirenleri içeri tıkarsan...
     Sen kalkar, Amerikan generallerine sadakatini kanıtlamak için:
     - Karamanlis varsın iki komünist partisiyle sosyalist partisini serbest bıraka dursun; biz sizin solcu yazarlarınızı bile yasaklıyoruz, dersen...
     Ve de Steinbeck'in "Bitmeyen Kavga"sıyla, Jack London'un "Demir Ökçesi"ni yasaklarsan...
     Vara vara varacağın yer; tıpkı Birinci Dünya Savaşı'nın da en büyük kazığını yemiş olduğun, mahut "dış kapının mandalı" lokantası olur.
     Kıbrıs dahi Avrupa Birliği'ne alınır; sen ise sürdürür gidersin tartışmayı:
     - Apo'yu asalım mı, asmayalım mı?
     * * *
     Em. Büyükelçi Şükrü Elekdağ, bir süre önce TV konuşmalarında, 15 yıllık Gabar ve Cudi Dağı operasyonlarının Türkiye'ye, 400 milyar dolara mal olduğunu sık sık tekrarlardı...
     Bugün haziranda IMF'den almayı beklediğimiz borç dilimi, 1 milyar 300 milyon dolar...
     1935'te de Esat Mahmut Karakurt, yine Güneydoğu, yahut Kürt sorunuyla ilgili bir roman yazmıştı, "Dağları Bekleyen Kız"...
     Ta İshak Paşa'dan bu yana, 200 yıldır bir türlü çözümleyemedik gitti şu Güneydoğu yahut Kürt sorununu...
     Sürdürün tartışmaları, sürdürün:
     - Apo'yu asalım mı, asmayalım mı?
     * * *
     Şimdi değişik başka bir soruyla bitirelim yazıyı:
     - Terörde kullanılan silahların hangi fabrikalardan çıktığını ve hangi kaynaklardan gelen parayla kimlere satıldığını Başkan Bush'la, Rusya Devlet Başkanı Putin bilmiyorlar mı?
     Bilmemelerine olanak var mı?
     Ve şimdi ayrıntılarını çok iyi bildikleri bir konuda, bir güzel anlaşıyorlar.
     Türkiye de iyot gibi yine açıkta kalıyor.
     Adın ne, Mualla...
     Oh ne ala, ne ala...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Kürtler ve MHP

Çetin ALTAN
Adın ne, Mualla; oh ne ala, ne ala...

Melih AŞIK
Çigan sistemi...

Fikret BİLA
Hess örneği

Hasan CEMAL
CHP-AKP yükselişte

Yılmaz ÇETİNER
Matbuat, Basın Derken... Anılar...

Güneri CIVAOĞLU
TÜSİAD netamelidir

Can DÜNDAR
Nekahat dönemi

Hurşit GÜNEŞ
Bu son fırsat olabilir, kaçırmamalıyız!

Sami KOHEN
Bu kaçıncı yol ayrımı?

Mehmet Y. YILMAZ
Bahçeli’nin kafası hâlâ çok karışık

Meliha OKUR
Yalılar satılacak mı?

Tuncay ÖZKAN
Abdullah Öcalan’ı asmalı mı, yoksa...

Derya SAZAK
Rudolf Hess ve Öcalan

Meral TAMER
Kriz, Ar - Ge yardımına ilgiyi artırdı

Güngör URAS
İstanbul ve Ankara’nın gündemi ile Anadolu’nun gündemi farklı

Serpil YILMAZ
Kapadokya’da bir mahalle canlanıyor

M. Ali BİRAND
MHP’nin Türkiye’ye verdiği büyük zarar

© 2002 Milliyet