03 Haziran 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Ecevit sonrasına ABD’den bakışlar

     Washington’da, Türk siyasetine ilişkin kuvvetli öngörülerin zamanı değil şimdi. Meydan, tereddütlü tahminlerin. Tercihler belirgin ama, işin sonunun nereye varacağını pek kestiremiyor kimse.
     Başbakan Bülent Ecevit’in uzun zamandır bozuk olan sağlığı, artık kendisini görevinden alıkoymaya başlayıp sıranın kime ve neye geldiği sorusuna büsbütün ivedilik kazandırırken, bu sorunun olası yanıtlarını nicedir ölçüp biçen ABD’li Türkiye analistleri de önlerini iyi görememenin sıkıntısında.
     
     Üç sürecin süzgecinden...
     Koalisyonun bu haliyle uzun süre gidemeyeceğini, Başbakan’ın uzak olmayan bir tarihte görevine veda etmek zorunda kalabileceğini hesaba katan ABD’li gözlemciler, "yeni hükümet" ve "erken seçim" olasılıklarını, üç temel süreç bazında değerlendiriyorlar.
     Bu süreçlerden ilki, Türk ekonomisinin toparlanmaya başlamasına dayanak sağlayan, uzun dönemde sürdürülebilir büyüme için temel oluşturacak reformlara olanak veren IMF destekli program. Bu programın ve reformların aksamadan sürmesi, Washington’da "elzem" sayılıyor.
     İkinci süreç, Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasını ilgilendiriyor ve üyelik müzakereleri için, bu yılın sonunda Ankara’ya tarih verilip verilmeyeceğinde, dolayısıyla bir anlamda, Avrupa’ya "tam entegrasyon" şansımızın sürüp sürmeyeceğinde düğümleniyor. Washington, "ABD, bizi Avrupa’ya kaptırmak istemez" türünden ayakları havada yorumların aksine, Türkiye’nin AB’ye katılmasını kuvvetle destekliyor.
     Üçüncü süreç, ABD’nin bir numaralı önceliğinde, yani terörle mücadelede odaklanıyor. Bush yönetiminin, hem bu mücadelenin genelinde, hem de bu mücadeleye eklemlediği, şimdi ertelenmiş görünse de gündemden tümden çıkmamış olan olası bir Irak harekatı sırasında, Türkiye’nin sağlam desteğine ihtiyacı var.
     İşte bu üç sürecin süzgecinden bizim memlekete bakan ABD’li analistler ve yetkililer, Türk medyasına yansıyan haberleri, kamuoyu yoklamalarını da değerlendirerek diyorlar ki, "Bu aşamada seçim, kaos getirebilir."
     
     Erdoğan’a güven yok...
     ABD’li gözlemciler, kaos kaygısını, mevcut seçim sistemi ve siyasi partiler yasasının, Türkiye halkının tercihlerini adil ve etkin biçimde parlamentoya yansıtmaktan uzak olmasıyla, dolayısıyla da, sandıktan güçlü hükümet çıkarmanın zorluğuyla açıklıyorlar. Ancak siz, bu kaygıyı "Tayyip Erdoğan çekincesi"diye de deşifre edebilirsiniz.
     Washington, şu anda hala partisini ve liderini arayan geniş kararsız kesim dışında, Türk seçmeninin ağırlıklı olarak Ak Parti’ye yönelmesinden huzursuz. Bu huzursuzluğun da iki ana nedeni var.
     İlki, bir süre önce ABD’yi ziyaret eden ve Bush yönetiminden umduğu ilgiyi görmemekle birlikte, sözünü ettiğimiz gözlemciler önünde görücüye çıkan Erdoğan, Türkiye’ye gerekli "siyasi ufku, iktisadi öngörüsü ve dünya bilgisi geniş lider" profiline uygun bulunmuyor. Erdoğan, Türkiye’de estirdiği bütün rüzgara karşın, kendisini alternatif olarak gösterdiği mevcut liderlerin çoğundan daha da "hafif sıklet" görülüyor. Daha önemlisi, Erdoğan’ın "samimi bir demokrat" olduğuna inanılmıyor. Bütün bu değerlendirmeler, Erdoğan ve Ak Parti’nin, saydığımız üç sürecin ikisinde (ekonomi ve AB’ye entegrasyon) Türkiye’yi çuvallatacağı, üçüncü süreçte de (terörle mücadele ve anti - Saddam operasyon) ABD’yi desteksiz bırakacağı kaygısını besliyor. ABD ayrıca, çok önem verdiği Türkiye - israil işbirliğinin de, Ak Parti elinde gerileyeceğinden çekiniyor.
     Washington’ın, Ak Parti’nin olası seçim başarısından huzursuz olmasının diğer ana nedeni ise, böyle bir başarının, Türkiye’ye 28 şubat’ın farklı bir versiyonunu yeniden yaşatacağı, seçilmemişlerin siyasete müdahalesinin zeminini hazırlayacağı kaygısı.
     
     Gözler Derviş’te...
     ABD’de Türkiye ile ilgilenen çevrenin yakından tanıdığı Devlet Bakanı Kemal Derviş, Bush yönetiminin üst kademesinin de adıyla bildiği, izlediği, takdir ettiği bir kişi. Derviş’in bir partiye katılmasının, gelecek seçimlere siyasi lider konumunda girmesinin, Washington’da ilgi, heyecan ve destekle karşılanacağı kesin. Ancak bir yandan da, Derviş’in ekonomi yönetimini bırakması olasılığı, burada kaygı yaratıyor.
     Gerçi ne zaman bir IMF yetkilisine sorsak, tıpkı Derviş’in de dediği gibi, "Türkiye’deki program kişilere ve hükümetlere bağlı olmanın ötesine geçti. Bu program, erken seçim ya da Irak’la savaş gibi olağanüstü bir olayda bile ayakta kalır" türünden teminatlar dinliyoruz. Ama birçok gözlemci de, bu teminatlarda "Türkiye’deki piyasalara güven verme ve değişik senaryoların yaratabileceği paniğin önünü kesme" amacını seziyor; IMF’deki asıl hissiyatın farklı olduğuna inanıyor. Derviş’in, uluslararası finans kuruluşları ile Ankara’nın diyaloğunu uzun aradan sonra yeniden rayına oturtmakta ve Türk hükümetinin kriz karşısında dağılmak yerine, reformlara sarılarak mücadele vermesini, dolayısıyla da ayakta kalmasını sağlamakta "anahtar" olduğunu düşünen ABD’li gözlemcilere göre, Derviş ekonominin başında ne kadar kalabilirse, Türkiye için o kadar iyi.
     Derviş’in siyasete girmesi fikrinin Washington’da bulduğu destek ise, yine sözünü ettiğimiz üç temel süreçte (ekonomi, AB, Irak) oynayabileceği liderliğe olan güvenden kaynaklı. Türkiye’de görev yapmış bir ABD’li emekli diplomat, Derviş’in hem bakanlığı sürdürmesinin hem de liderliğe soyunmasının zorluğunu kabul ederken, "işin sırrı zamanlamada ve yeni formülller yaratabilmekte" diyor.
     Washington’da telaffuz edilen "yeni formüller" arasında, "tek adam" yerine "ekip" siyasetinin geçirilmesi de var, ve bu çerçevede, ABD’nin takdirine sahip bir başka kabine üyesi olan Dışişleri Bakanı ismail Cem ile Derviş’i, Ecevit sonrasında aynı safta buluşturmanın hikmetine işaret edenler de az değil.
     (Milliyet sayfalarından uzak kaldığım altı hafta içinde bana elektronik posta ile iyi dileklerini ileten ve kızım Hannah’ya "hoşgeldin" diyen okurlara, dostlara ve meslekdaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Minnacık mucizenin verdiği kocaman sevinç mesajlarınızla daha da çoğaldı; sağolun.)
     
     ycongar@erols.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Osmanlı hukuku

Çetin ALTAN
Mutluluklar

Fikret BİLA
Çiller’in Ecevit şartı

Yasemin CONGAR
Ecevit sonrasına ABD’den bakışlar

Hurşit GÜNEŞ
Piyasaların terapiye ihtiyacı var!

Tuncay ÖZKAN
Yargıtay’ı bastılar

Mustafa ÖZYÜREK
FIFA, şeffaf olmayanı oynatmayacak

Derya SAZAK
Sezer Ecevit diyaloğu

Ece TEMELKURAN
Ötüken Kriterleri!

Osman ULAGAY
İnsanlığın akıl almaz serüveninde bir noktacık

Güngör URAS
Yurtdışındaki işçilerin paralarıyla kurulan holdinglerin çoğu yok oldu

© 2002 Milliyet