05 Haziran 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Yaşar Kemal’i sevmek

     ZEYNEP AVCI

     Önce "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" çıkmıştı. Şimdi "Karıncanın Su İçtiği" geldi, durdu karşımızda. "Bir Ada Hikâyesi" dörtlemesinin ilk iki kitabı. Üçüncüyle güz aylarında buluşacağımız müjdelendi; adı da "Tanyeri Horozları" olacakmış.
     Yaşar Kemal oturmuş yazıyor. Oysa Thilda’sı bile yok artık yanında.
     Bizler, "böl ve yönet"in çaresiz kurbanları, doyasıya keyiflenmeyi unutalı kimbilir kaç yıl oldu. Coşkuyla haykırmak için topun filelere bir hışımla dalmasını ya da kupanın terli ellerde gezinmesini bekliyoruz. Coşkulanmak adına bir meşin yuvarlağın peşine takılıyor, serseri kurşunlardan kaçınmaya çalışarak arabalarımıza binip kent turları atıyor, sesimiz kısılana kadar haykırıyor, yarı öfkeli, yarı esrik, yataklarımıza bitkin düşüyoruz. Genelde suratımızda limon yalamış bir ifade, tek kaşımız havada... Karamsarlık, kötümserlik, kınamak, kıyasıya eleştirmek, hiç beğenmemek pek moda.
     Kimileri Internet’te "chat" yapıyor, kimi uzak diyarlarda sanal yoldaş arıyor. Bir oyalamacadır gidiyor. Nice tabular yıkıldı, nice mitler devrildi, nicedir tahtından inmeyen tek kral para.
     Entelecensiya da umuda "elvada" dedi, sanki. Nasıl olsa devrim de belirmeyecek ufukta... "Kahrolsun bu dünya!" Bir de arabeske kızıyoruz...
     Oysa Yaşar Kemal yazıyor.
     Kalemiyle edebiyat dokuyor, sözcüklerle hallaç pamuğu gibi atıyor bu toprağın kültürünü.
     Biz "öztürkçe"yle, "küreselleşen dilimizöle, filan, falan.. uğraşa duralım, o Arapça’dan, Farsça’dan, Ermenice’den, Kürtçe’den, bu toprağın her bir dilinden sözcükleri sayfalara öyle bir diziyor ki, konuştuğumuz (konuşamadığımız) dilin zenginliği karşısında şaşa kalıyoruz.
     Biz kızalım, köpürelim, ekşi ekşi bakalım çevremize, hiç kimseleri, hiçbir yapılanı beğenmeyelim, onun kahramanları en zor günlerinde, en içinden çıkılmaz gibi görünen durumlarda birbirlerine sıcacık sarılıyorlar, otların üstüne yatıp menekşe kokluyorlar, denizin mavilerini sayıyorlar, göze görünmese de ötüşünü duyanı cennetlik eden kuşların peşinde diyar diyar dolaşıyorlar, bir kavalın sesiyle insanlıklarından kıvanç duyuyorlar. Savaşırken bile cerenler ölmesin diye savaşa ara veriyorlar, meydandan cerenler çekilince kıyasıya döğüşü sürdürüyorlar. Onun kahramanları umutlu, sevecen, fedakâr. İnsana benziyorlar.
     Hemite’de bir anıt dikilmişti on yıl kadar önce. Yaşar Kemal’in köyü Hemite’de.
     "Bir Ada Hikâyesi"nin ikinci kitabını da okuyup bitirdikten sonra "Asıl Yaşar Kemal’i getirip Anadolu’nun ortasına dikmişler..." diye geçti içimden.
     Hemite’deki anıt çok güzeldi, ama asıl görkemli anıt Yaşar Kemal’in ta kendisi.
     Onun aşıladığı sevgi, onun dünyasındaki insana saygı ve inanç, onun insanlarındaki umut hepimize, tüm ülkeye yeter. Onun doğaya tutkusu, yaratılışa hayranlığı, hoşgörüsü birçok şeyi kurtarır. O coşkuyla harekete geçebilirse, o sabrı, o direnci, o azmi gösterebilirse insan, yeri yerinden oynatır, taş üstünde taş bırakmaz, dünyayı "kirp diye" değiştirir.
     "Bir Ada Hikâyesi"nin ikinci kitabı, birincisi gibi, yalnız insanlık adına değil, Türkçe adına da bir coşku seli yaratıyor okuyanda.
     Shakespeare bir başına İngilizce diline binden fazla sözcük katmış, derler. Acaba kimse saydı mı Yaşar Kemal’in dağarcığında neler var diye?
     "Sekilenmek", "ipilti", "sündürmek", "giyit", "örklemek", "şıkırdım", "burgaç", "derakap", "yunmak", "dilhun olmak", "ikircik", "hışılamak", "yordamlamak", "koyak", "mengi" ve daha birçok sözcük Yaşar Kemal’in dilinde var da, çoğumuz ne anlama geldiklerini bile bilmiyoruz. Bir avuç sözcükle anlaşmak mümkünken, ne zahmet edelim ki!
     Yaşar Kemal’i sevmek insanlığından kıvanç duymakla, insanım diye sevinmekle eşdeğerli bence. Yaşar Kemal ile çağdaş olmak, aynı topraklarda yaşamak ise çok özel bir kıvanç sebebi. Boşverin Nobel’i!
     email : zavci@hotmail.com
     
     Yazara e-mail: zavci@hotmail.com
     



 KÜLTÜR & SANAT


Pembe gençlik oyunu
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bu ‘kavga’yı bırakmayın!
‘Harem’de neler oldu?
Türkiye rüyası...
Şekersiz şiirlerin şairi
Ayna ayna söyle bana
Türküleriyle varoldu
Yürü ya Moby!
Makyajsız panayırlar
Beyazperdenin tutunamayanları
En sıkı polisiyeden de sıkı
Viski, puro ve güzel kadınlar!
"Elvis’in kalçasından doğdular"
Karikatür zamanın kapısını aralıyor
Düşlerin egemenliği
Saklı Kent’in saklıları
Dünya bu, boşa sıkma canını
"80’lerin vatkası değil buğusu"
Kaderin dediği olur
Uzayıp giden kuyruklar
Fin filmleri Ankara’da
"Güneş Ülkesi"nden gelen öteki
Hüznün dalgalarını kırmak
Otobüste panik var!
Beyoğlu’nda Türk müziği
Bir nefeste flamenko ve sirtaki
Haftanın albümleri
Kimler geldi, kimler geçti...
Digital kenar
Yaşar Kemal’i sevmek
Hayat atölyesi
Nefes kesen gösteri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet