05 Haziran 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Türkiye'deki evrensel bir başarı açlığı

     Dünkü gazete manşetlerinin tümü, Türkiye - Brezilya maçı üstüneydi. Köşe yazılarının çoğunluğu da öyle.
     68 milyon nüfuslu Türkiye, evrensel bir başarı açlığının psiko - sosyolojik sıtmasıyla ayağa kalkmış, bir futbol zaferinden medet umuyor, bir futbol zaferinde teselli arıyordu.
     * * *
     Evrensel bir başarı açlığının ateşi, neden bu kadar yüksekti bizde?
     Çünkü efendim gerek sanat, gerek düşünce, gerek bilim ve teknoloji dallarında; insanlığın erişmiş olduğu bugünkü uygarlık düzeyinde, Türk damgasını taşıyan bir artımız yoktu.
     Örneğin bir İngiliz, yahut bir Amerikalı; dünyanın neresine gitse, sanki kendi evindeymişçesine, kendi anadilini konuşarak anlaşabiliyordu değişik ülke insanlarıyla. İngilizce, insanlığın ortak dili gibiydi... Tıpkı "dolar"ın da insanlığın ortak para birimi olması gibi...
     Ne Türkçe insanlığın ortak diliydi, ne de "lira" insanlığın ortak parası...
     * * *
     Örneğin Rusya... Gerçi ne Rusça insanlığın ortak diliydi, ne "ruble" insanlığın ortak para birimi...
     Ama bir Rus, dünyanın neresine gitse; gittiği yerin kitapçı mağazalarında, Gogol'ün de o dildeki çevirilerini görürdü, Dostoyevski'nin de, Çehov'un da... Ve dünya radyolarıyla televizyonlarında her dakika mutlaka ya bir Çaykovski çalınırdı, ya bir Rahmaninov, ya bir Stravinski...
     * * *
     Örneğin Japonya'ya gelince... Japonca da ne evrensel bir dildi, ne Japon müziği evrensel bir müzikti, hatta ne de Japon edebiyatı...
     Ne var ki bir Japon, dünyanın neresine gitse; bol bol Japon arabaları, Japon cep telefonları, Japon televizyonlarıyla karşılaşırdı...
     * * *
     Bir de ilk Nobel ödüllerinin verildiği tarih olan 1901'den bu yana; fizik, kimya, edebiyat, tıp, siyasal barış ve 1969'dan itibaren ekonomi ödüllerinin bir dökümü yapılsa...
     Çeşitli toplumların, çeşitli dallarda; insanlığın erişmiş olduğu bugünkü uygarlık düzeyinin gerçekleşmesi doğrultusunda yapmış oldukları katkıların, somut dökümü; bizdeki evrensel bir başarı açlığının nedenlerini çok berrak koyar ortaya...
     * * *
     Bizdeki evrensel başarı açlığı, kimler ve kimler tarafından sömürülmedi ki...
     "Onlar - biz" ayrımlarıyla bütün dünya, Türk düşmanı ilan edildi neredeyse... O yüzden görmezlikten geliniyordu başarılarımız. Ve "Türk'e Türk propagandası" pompalandıkça pompalandı, okullarda; pompalandıkça pompalandı... Her kuşağa bol bol hamaset şiirleri ezberletildi...
     Bütün bunlar neye yaradı?
     Bir yandan ulusal gelirine oranla, yılda 11 milyar dolarlık silah alımıyla dünya birincisi olurken; bir yandan da "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 57 basamak altında kalmak...
     Ve sürdürüp gitmek hamaset şiirleriyle, "Türk'e Türk propagandası"nı...
     * * *
     Ancak evrensel değişim gün günden hızlanıyordu. Gerçi Türkiye'de hiçbir şeyin değişmesini istemeyenlerin ve kendilerini ülkenin de, toplum da; hem sahibi, hem en büyük aşığıymış gibi göstermek isteyenlerin, estirmeye çalıştığı bazı "değişim karşıtı" rüzgarlar da vardı...
     Ama geciktirilse de, durdurmak mümkün değildi evrensel değişimin Türkiye'ye yansımasını...
     Güneri Cıvaoğlu dünkü yazısında şöyle diyordu:
     "Türkiye insanını artık 'Türk'ün Türk'e propagandası' kesmiyor.
     Yurtdışında 4 milyon Türk ve dünyayı ev odalarına ve kahvelere taşıyan televizyon, insanlarımıza küresel merceklerle bakmak kavramını getirdi.
     Toplum 'sahici başarılar' arıyor."
     * * *
     Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz da, geçen hafta İstanbul'da toplanmış olan Türkiye - Yunan İş Konseyi'nde yaptığı konuşmada şöyle demişti:
     - Türkiye ile Yunanistan, birbirlerine karşı silaha harcadıkları paraları, kendi halklarının kalkınmasına harcasalar; her iki toplumun da refahı, öylesine devleşir ki...
     Bir yanda silah satıcılarıyla silah alıcılarının çıkarları; bir yanda halkların refahı...
     Bu nedenle de bir yanda Avrupa Birliği'ne katılmayı reddeden rüzgarlar; bir yanda "Avrupa Birliği üyeliği"nin alternatifsiz bir çağdaşlık rotası olduğunu anlatmaya çalışanlar...
     Dileriz ki, gelecek zaman, yüz yıllardır evrensel bir başarı açlığı çeken Türkler'in de, - kendi kendisiyle övünüp durma ötesinde - şenlendirsin yüreğini ve gerçek bir doyuma ulaştırsın açlığını...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Bahçeli ve basın

Çetin ALTAN
Türkiye'deki evrensel bir başarı açlığı

Melih AŞIK
Ya seversin...

Fikret BİLA
Bahçeli tutarlı

İpek CEM
Kelime haznemiz bizi yansıtıyor

Hasan CEMAL
Bahçeli, seçim kampanyası için düğmeye bastı!

Güneri CIVAOĞLU
Siyasi defile...

Abbas GÜÇLÜ
Parti kurmak kolay da...

Hurşit GÜNEŞ
Enflasyona rabbena mı, ettehıyyatü mü?

Nail GÜRELİ
Futbol gıcığı

Sami KOHEN
Takvimi yakalamak...

Mehmet Y. YILMAZ
Kahvehane sohbeti için rehber

Meliha OKUR
Yeniden yapılanma

Tuncay ÖZKAN
Devlet Bahçeli’nin açık sözlülüğü

Ece TEMELKURAN
Daha 180 dakika var!

Tamer HEPER
Dava çeşidi çok

Güngör URAS
İş Bankası’ndaki CHP hisselerinin satış formülü

M. Ali BİRAND
Ankara, Kıbrıs’a farklı bakıyor... (1)

© 2002 Milliyet