
|

Takvimi yakalamak...
Birkaç gün geçirdiğimiz Çek Cumhuriyeti, on gün sonra yapılacak seçimlere hazırlanıyor. Komünist rejime son veren "kadife devrim"in ardından, çok partili demokratik sisteme "yumuşak geçiş"i başarı ile gerçekleştiren Çekler, seçim kampanyasını yabancı gözlemcileri şaşırtan bir sükûnet içinde yürütüyorlar. Meclis’teki 200 sandalye için irili ufaklı 28 parti yarışıyor; ama örneğin Prag’da hissedilir bir heyecan yok. Billboardları parti afişleri değil, her zamanki gibi sayısız konser afişleri süslüyor...
Bu hareketsizliğe bir de sonuç hakkındaki belirsizliği eklemek gerek. Son nabız yoklamalarına göre iktidardaki Sosyal Demokratlar (CSSD) ile muhafazakâr Demokratik Yurttaşlık Partisi (ODS) başa baş gidiyor. Hatta eski Başbakan Vaclav Klaus’un ODS partisine daha fazla şans tanıyan anketler de var.
Çek Cumhuriyeti’nin en popüler lideri kuşkusuz Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’dir. Uzunca bir süredir hasta olan, fakat buna rağmen görevini sürdüren Havel’in rüyası, ülkesini NATO’dan sonra şimdi de AB’de görmektir. Bunu şimdiki hükümet ve halkın büyük kısmı da arzuluyor. Ama Vaclav Klaus’un tam üyelik konusunda bazı tereddütleri yok değil. Çekler 2004’te gerçekleşmesi beklenen üyeliğin siyasal gereklerini (temel kriterleri) yerine getirmiş bulunuyorlar. Halen kuşkular tarım gibi spesifik bazı ekonomik konular üzerinde odaklanıyor. Bunun AB ile iyice müzakere edilmesini isteyen çok. Bu konular pazarlık edilebilir. Ama bilindiği gibi, Kopenhag kriterleri pazarlık edilemez...
***
TÜRKİYE’de ise hâlâ siyasal kriterler tartışılıyor. Türkiye’nin terör gibi özel sorunlara sahip olduğu bir gerçek. AB bu duruma anlayış gösterebilir; ama adaylardan kriterleri yerine getirmeyi de şart koşar. Nitekim Doğu ve Orta Avrupa’daki aday ülkeler için de öyle olmuştur. (Onların da kendilerine göre bazı sorunları vardı)...
Daha önce de yazdığımız gibi, Türkiye’de eğer idam ve Kürtçe dilde öğretim ve yayın sorunları halledilirse, AB’den bu yılın sonunda üyelik müzakereleri tarihinin "koparılabileceği" kanaati yerleşti, ki bu yanlıştır. AB diplomatları her vesile ile Türk yetkililerine, takvimin belirlenmesinin sadece bu iki - üç soruna bağlı olmadığını, başka koşulların da (yasaların uygulanması, ifade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamaların kaldırılması gibi) gerçekleşmesinin zorunlu olduğunu söylüyorlar. Türk politikacılarının bu gerçeği de bilmesi gerek. Aksi halde yıl sonunda kamuoyu düş kırıklığına uğrayabilir...
***
BAŞBAKAN Yardımcısı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dünkü konuşması, Türkiye’de - gerek kamuoyunda, gerekse hükümet içinde - AB’yi ilgilendiren politikalar konusunda ne kadar karşıt görüşlerin hâkim olduğunu ortaya koydu.
Eğer bu durum cuma günü Çankaya’daki zirvede de tekrarlanacaksa, haftalardır tartışılan şu iki üç sorun üzerinde uzlaşma sağlamak çok zor, belki de imkânsız olacaktır.
Böyle bir sonuç ise, AB konusunda "takvimi yakalamak" şansını da zayıflatacaktır...
Diyebilirsiniz ki, bu "dünyanın sonu" değil. Elbet değil; ama hedef (örneğin Çeklerin amacı gibi) uygar dünyada daha iyi bir yaşam için "yeni bir başlangıç" değil midir?
skohen@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|