
|

Bir sandık dolusu para için
‘Biri Bizi Gözetliyor’ (BBG) adlı yarışma programının 3.’sü de, medya araştırmalarından, psikoloji ve sosyolojiye kadar çok geniş bir saha için geride zengin bir malzeme bırakarak 100 günlük maratonunu tamamladı.
KAYA ÖZKARACALAR
Biri Bizi Gözetliyor’dan haberdar olduğumda ilk tepkim, bir grup insanı yüklü bir para ödülü umudu karşılığında 100 gün boyunca hapishane hayatından çok da farklı olmayan bir hayata mahkûm olmaya gönüllü etmesinin, insanlık onuruna aykırı, insanlık dışı olduğu şeklindeydi.
Öte yandan kurgulanışının, mantığının bütün iticiliğine, hatta bütün tiksindiriciliğine karşın BBG’nin bayağı bir bağımlılık yaratıcı olabileceğini yadsımak olanaksız. Şu veya bu vesileyle (bu konuda en sık duyulan bahane: "bir gün hastaydım, evde kalmıştım ve..." şeklinde) bir kere ilginç bir anına rastgelip takılmaya görün... Üstelik bunu yalnızca bilimsel analiz saikiyle, hatta basitçe merak duygusuyla geçiştirmek de pek doğru olmaz. Oradaki bir dolu insan içinde biri veya birkaçı acayip sinirinize dokunduğundan, hatta belki birine bir şekilde sempati duyduğunuz için de kendinizi BBG’yi takip eder bulmak olası. Ve zaten besbelli ki BBG fanatiği kitleleri asıl yönlendiren tam da bu hisler.
Söz konusu yarışmanın ismi, röntgenciliğe gönderme yapıyor. Geniş anlamda, insan davranışlarını yönlendiren temel beşeri güdülerden biri de denilebilir röntgencilik veya daha şık ifadesiyle ‘voyörizm’ için. Burada sözkonusu olan bakma, görme, seyretme arzusu, bilimsel adıyla ‘skopofili’. Örneğin sinema kuramları, sinemanın cazibesini açıklamada skopofiliye ve geniş anlamıyla ‘voyörizme’ sıkça başvurur. BBG’nin adı her ne kadar yarışmacıların perspektifinden konmuşsa da, yarışma mekânındaki kameralardan yayın yapan televizyon aracılığıyla ‘gözetleyen’ pozisyonundakiler tabii ki izleyici halk kitleleri. Yani, BBG’nin örtük ama içsel anlamı: Biz birilerini gözetliyoruz.
Öte yandan, BBG’yi sırf ‘röntgenciliğin dayanılmaz cazibesiyle’ açıklamak da yeterli değil. Kuşkusuz, alımlı genç kızların ayna karşısında uzun uzadıya makyaj yapmalarını doyasıya izleme olanağına sahip olmak, dar anlamıyla bile basbayağı röntgenciliği çağrıştırsa da BBG vakası aslında son tahlilde izleyicilerin olaya müdahilliğine zemin teşkil eden yapısı sayesinde de bu histerik popülerliğini kazanabildi. İzleyicilerin oy vererek yarışmacıların akıbetinde söz sahibi olmaları bir yana, çok çeşitli başka ‘katılım’ kanalları da mevcuttu. Yarışma evinin dışında toplanıp tuttukları yarışmacıya moral vermek amacıyla lehte veya rakibinin asabını bozup dayanma gücünü kırmak için aleyhte tezahürat yapmak bu dışsal kanallardan yalnızca biri ve bu açıdan futbol taraftarlarının maçlardaki tezahürat işlevine benziyor.
Bu noktada, modern toplumun bireyin kendi yaşamını belirleyen koşulların şekillenmesine katılım olanaklarını asgariye indirdiği gerçeği karşısında böylesi ‘yapay’ zeminlerde katılım arzusunu tatmine yönlendirdiği üzerine (post - modernite belki biraz böyle bir şey) uzun uzadıya kelam edilebilir.
Tüm bunların ötesinde 3. BBG’nin en dehşetengiz yönü düzenleyicilerin finale kalan yarışmacılara yaptıkları sürpriz teklif sayesinde finali oldu. Üç yarışmacının kaldığı son hafta artık en yüksek oy alanın 150 milyar liralık ödülü alması sözkonusuydu. Oylama yapıldıktan ama sonuç açıklanmadan önce düzenleyiciler şu teklifte bulundular: Eğer yarışmacıların üçü de kabul ederse para ödülü üç yarışmacı arasında eşit olarak paylaştırılacaktı. Bu teklif üzerine favori yarışmacı Kaan’ın betinin benzinin attığı, yüzünün asıldığı, kaskatı kesildiği görüldü. Teklifi öbür iki yarışmacı - beklendiği üzere - kabul etti ama Kaan reddetti ve sonuçta onun birinci olduğu açıklanarak bir sandık dolusu parayı hayranlarının coşkulu tezahüratı altında, her zamanki yapmacık mahcubiyeti içinde, tek başına o kucakladı. Aslında yarışma mantığı içinde bunun doğal ve mantıki olduğu söylenebilir. Kararı çarpıcı yapan şu: Kaan, 100 gün boyunca bütün stratejisini, kendisini zekice ‘yarışma mantığı’ dışında(ymış gibi) konumlandırarak prim yapma üzerine kurmuştu: O buraya ödülü kazanmak için gelmemişti, hiçbir zaman aklının ucundan bile geçmiyor, önemsemiyordu; amacı sırf "eğlenmek" ve güzel arkadaşlıklar kurmak, kendini geliştirmek, belli "değerleri" savunmak ve ayakta tutmaktı, vs. vs.
Aslında Kaan’ın hakkında sözetmeye değecek kendi başına ehemmiyeti yok; asıl önemli olan ise, 100 günün ardından gelen o kritik anda seyircilerin tutumuydu. BBG eviyle canlı bağlantı yapılıp Kaan’a ödülü paylaşmayı tercih edip etmeyeceğinin sorulduğu anda ödül törenin yapılacağı salonda toplanmış Kaan taraftarları, paylaşma önerisini reddetmesi için "Hayır! Hayır!" diye tezahürat yaparak hep bir ağızdan seslerini idollerine iletmek adına yırtınıyorlardı. O anda BBG, bütün her şeyin ötesinde tam da eski Roma’daki vahşi arenalara dönmüştü: Muzaffer gladyatörün çaresiz rakibine son darbeyi vurması için seyirciler kitle halinde baş parmaklarını aşağıya işaret ediyorlardı.
KÜLTÜR & SANAT


Evimiz işgal altında
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Ms. Turkey, sanat ve futbol
"Nâzım, onların tekelinde değil!"
Küçük otellerde büyük tatiller
Kim korkar renkten?
Bienalin Amerikalı yeni küratörü
"Nâzım’ın aşk şiirlerine inanmak zor"
Albarn aldı sazı eline
Dafoe ve Waltz’ın haftası...
Yüksek gerilim hattı!
Bir sandık dolusu para için
Erotikanın ‘madam’ı
Ay parlatıcısı
Amerika’nın maskesiz yüzü
Şenol Birol gol
Şefika Kutluer’in tango yorumları
Türk halkları tiyatro festivali
Cinsel perhiz komedisi
Zamana karşı yarış
Babayla geçen bir yaz
Dört fırçadan yaşam öyküleri
Aspendos’ta müzikli kapanış
Yerel motiflerle antik keyfi
Hakkaten oyuncuymuş!
Bağırmayan resimler
Ahmet Oktay’ın kaleminden resim
Haftanın albümleri
Korsan Kitap
Hayat atölyesi
Ateşin su, odunun balık olduğu yer
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|